G- Kuvveti Alıntısı
JACK
Kaskımı masaya bıraktığımda, kulaklarımda hala o motorun vahşi kükremesi uğulduyordu; sanki o devasa makine pistten çıkmış, zihnimin içinde dönmeye devam ediyordu. Tulumun üst kısmını sıyırıp belime bağladım. Adrenalin, yavaş yavaş damarlarımdan çekilirken yerini o tanıdık, tatlı yorgunluğa bırakıyordu. Bu da adımlarımı miskinleştiriyordu.
Garajın gürültülü hengamesinde tek bir odak noktam vardı: Ekranlarının başında, dünyadan kopmuş gibi verilere gömülen Selena.
Yanına geldiğimi bile fark etmeyen kadının masasına doğru eğildim. Terden yapışmış tişörtümün altından bile onun o hafif, temiz kokusunu alabiliyordum. Yanık lastik kokusunun ve keskin egzoz dumanının hakim olduğu bu metalik dünyada Selena benim vaham gibiydi.
"Üçüncü virajdaki o geç frenleme..."
Selena gözlerini ekrandaki telemetri çizgilerinden ayırmadı. Sesi her zamanki gibi netti ama o küçük, otoriter tonu beni her seferinde gülümsetiyordu. Sanki beni pistte değil de, okul bahçesinde yaramazlık yaparken yakalamış bir müdür gibiydi.
"Jack, lastikleri bitirmek için antrenman yapmıyoruz, biliyorsun değil mi? Isı haritası sayende morarıyor. Bu gidişle pit stop’a jantların üzerinde geleceksin."
Onun omzunun üzerinden verilere bakıyormuş gibi yaptım ama aslında baktığım şey, konsantrasyondan ya da belki de bana olan öfkesinden daha da kızarmış görünen o meşhur kızıl saçlarıydı. Dikkatle çatılmış kaşları ve ekranın mavi ışığının vurduğu yüzü... Burnunun etrafında, sanki yüzüne bir tutam güneş tozu serpilmiş gibi duran küçük çilleri vardı. O sevimli, masum görüntüsü yüzünden ona "Tamam şef," deyip boyun eğmek her saniye daha da zorlaşıyordu.
"Biliyorsun, Sel..." dedim, aramızdaki mesafeyi hiçe sayarak. "Limitleri zorlamazsam kendimi yarışıyor gibi hissetmiyorum. Sınırın neresi olduğunu bilmem lazım ki onun bir adım ötesine geçebileyim."
Selena abartılı bir iç çekişle gözlerini devirdi. Kalemini masaya bırakırken çıkardığı ses garajın gürültüsüne kafa tutuyordu. En azından benim için…
Elimi masaya, onun elinin tam yanına yerleştirdim. Parmak uçlarımın onunkilere değme ihtimali, motorun hararet göstergesinden daha tehlikeli bir sıcaklık yayıyordu. Sesimi sadece onun duyabileceği, motor seslerini bastıracak o boğuk tona çektim.
"Ayrıca, senin o panikleyen sesini telsizden duymak... sanırım beni oyunda tutan, o direksiyona her seferinde daha sert asılmamı sağlayan tek şey."
Sonunda pes edip başını bana çevirdi. Aradaki mesafe o kadar azdı ki, gözlerindeki o hırçın kehribar parıltıları, içindeki fırtınayı görebiliyordum. Kalbim, az önce düzlükte saatte 370 kilometreyle hayata tutunmaya çalışırken atmadığı kadar düzensiz ve hızlı çarpmaya başladı.
"Oyunda kalman için senin de, o milyon dolarlık aracının da tek parça kalması gerekiyor, biliyorsun değil mi Jack Steward?"
İsmimi bir uyarı gibi hecelemişti. İşte bu kötüydü. "Seni o kokpitte tutan bensem, seni oradan çıkarmasını da bilirim."
Ah bu tehditin boş olmadığını bilecek kadar Selena ile çalışmıştım. Göz dağı vermez, o dağı direk gözünüze sokardı. Onu yatıştırmak istercesine "Tek parçayız işte,” dedim. “Sakin olur musun biraz?”
"Bu seferlik," derken sesi titrer gibi oldu ama hemen toparladı. "Bir sonraki seferinde o virajı aynı şekilde dönersen, altındaki arabaya biner küllerini havaya bizzat ben dağıtırım.”
“Hadi ama... O virajda ne yaptığımı sen de gördün. Veriler elinde. O apexi nasıl yakaladığımı gördüğünde nefesinin kesildiğine yemin edebilirim. Sadece sayılara değil, bana odaklanırsan Sel… her şeyi daha kolaylaşır."
Dudaklarının kenarında o meşhur, meydan okuyan tebessümü belirdi. Onun da en az benim kadar bu tehlikeli oyundan zevk aldığını biliyordum.
"Telemetri yalan söylemez, Jack. Çizgiler net, veriler kesin. Sen ise..." diye fısıldarken bakışlarını bir anlığına dudaklarıma indirip tekrar gözlerime kenetledi. "Sen tam bir şovmensin ve böyle giderse şovunun sonuna gelmek üzeresin."
“Son duanı et diyorsun öyle mi?”
”Arada ölüm olduğunu kendine hatırlatsan hiç fena olmaz diyorum,” derken sesindeki otorite bir anlığına yerini gizleyemediği bir endişeye bırakmıştı. O küçük çilleri, hala hafifçe kızarmış olan yanaklarında daha belirgin duruyordu. “Çünkü o kokpite girdiğinde ölümsüz olduğunu sanıyorsun Jack. Ama değilsin.”
Ay çok güzel çok sevindim.💕😊
YanıtlaSilGeldim tubum hemen karanlık aşkı okuyorum
YanıtlaSil