Kelebek Etkisi 1- 9. Bölüm
DEMİR
Yorucu bir gündü.
Öyle yoğundu ki, bir sonraki işe nasıl yetişeceğimin ince hesaplarını yaparken buluyordum sürekli kendimi. Uykusuzluktan gözlerim alev alev yanıyordu ve sigara… Ah sigara içmeyeli neredeyse bir saat olmuştu. Başım kazan gibiydi. Neyse ki tüm işleri olması gereken zamandan önce halletmiştik. Bunun en büyük nedeni arabaları bırakıp günün devamında motor kullanmamızdı. İstanbul trafiği düşünülürse bu çok doğru, hatta zekice bir hamleydi. Bunun için Cem’e teşekkür etsem fena olmayacaktı.
“İRON’a mı bebeyim?”
Babamın verdiği tüm görevleri layıkıyla yerine getirdiğimize göre, dinlenme zamanı gelmişti. Motoruyla yanıma gelen Cem’in zevzekliğini duymazdan gelerek başımı onaylarcasına salladım. Arkasındaki Burak’la beraber önüme geçti. Bora her zamanki gibi yanımda duruyordu. Anıl ve Kaan’sa tam arkamızdaydı.
İRON’a en kestirme yoldan gidebilmek için çevre yoluna çıktık. Arabaların arasından sağlı sollu geçerek ilerliyorduk. Kulağıma derinlerden çalınan bir motor sesi, aynalardan arkamı kontrol etmeme neden oldu. Bir motor, son sürat bize doğru geliyordu. Benim motorumun rengine kadar aynısıydı. Şu anda üzerinde olmasam, motorumun çalındığını düşündürecek kadar aynı. Özel yapım bir motora sahip olduğum düşünülürse, beni taklit etmeye çalışan kişinin kim olduğu merakımı kamçılıyordu. Plakasını görmeye çalıştım. O kadar hızlıydık ki görebildiğim tek şey ‘34’ sayısının bulanık haliydi. Tamamen siyaha bürünmüş adamı görebilmek için hızımı biraz düşürdüm. Cem ve Burak’la aramız açıldı. Anıl ve Kaan önüme geçti. Bora ise hala bana ayak uydurmaya devam ediyordu. Aradığını fark edince bluetooth kulaklığa bağlandım.
“Bir sorun mu var?”
“Sorun sayılmaz. Devam edin siz.”
Kaskından dolayı yüzünü göremesem de, bana doğru baktığını biliyordum. İtiraz edeceğini de… “Devam edin dedim. İRON’da buluşuruz.” Üçüncü kez aynı cümleyi kurmayacağımı beni tanıyan biri çok rahatlıkla anlardı. Bora’da mesajı anında aldı ve diğerlerinin önüne geçti. Kaan ve Anıl, Bora’yı takip etmeden önce bana baktılar. Gitmelerini işaret ettim.
Bir süre sonra gözden kaybolan ekibin yerini taklitçi aldı. Araçlardan fırsat bulduğu kadarıyla yanımdaydı. Bana doğru baktı, aynı şekilde bende ona doğru başımı çevirdim. Kaskının cam kısmı bile siyah olduğu için yüzünü görmemin imkânı yoktu. Onun da beni…
Vücuduna bakılırsa, çelimsiz bir taklitçim vardı. Benim gibi birini karşısına almaya cesaret ettiği yüreği belli ki boyundan büyüktü. Önüne döndüğü gibi arabaların arasından sıyrıldı ve önüme geçti. Densiz… Bana meydan mı okuyordu?
Gazı kökleyerek peşinden ilerledim. Bir süre trafiğin ortasından başa baş ilerledik. Önüne çıkan araçların arasından kıvrılışı, emniyet şeridini ustaca kullanışı, en ufak bir duraklamaya mahal vermeden ilerleyişi… O zayıflığa rağmen, motor hakimiyeti fazlasıyla güçlüydü. Benim gibi. Sanki her konuda beni taklit ediyordu.
Nasıl bu kadar birbirimize benziyorduk?
Sürekli beni kontrol ediyordu. Ona bakmasam da bunu hissedebiliyordum. Beni tanıyor muydu? Tanıdığı için mi şu an buradaydı? Yoksa tamamen bir rastlantı mıydı? Bunu anlamanın bir yolu vardı. Hızımı biraz daha arttırdım. Eğer bana karşılık verirse, bu sıradan bir karşılaşma sayılmazdı. Aramızdaki mesafeyi gittikçe açmanın verdiği keyfi sonuna kadar kullanıyordum. Adrenalin damarlarımda dolaşıyor, beni gazlıyor, hızıma hız katıyordu. Aynadan ona baktığımda, gördüğüm manzara ise bir anda hızımı düşürmeme neden oldu. Başımı anlık bir refleksle geriye doğru çevirdim. Bu şaşkınlığımdan yararlanan adam, tek tekerleği üzerinde yanımdan geçip gitti. Resmen şov yapıyordu ve gerçekten iyiydi. En az benim kadar…
Kendimi ezilmiş gibi hissettim. Artık bu meydan okumanın ötesine geçmiş, güç ve yetenek gösterisine dönmüştü. Daha da hırslanmış hissediyordum. İbreyi sonuna kadar dayadım. Motor acı bir çığlık çıkarmaya başladı. Yanından geçip gittiğim arabalar, hızımdan dolayı fluydu. Taklitçime yetiştikten sonra onun aksine motorun arka tekerleğini havaya kaldırdım ve o şekilde sürmeye devam ettim. Uzun yıllar bunun eğitimini almıştım. Onun yaptığı hareket, benimkinin yanında bir hiçti. Bunu o da fark etmiş olacak ki, yavaşladı. O kadar yavaşladı ki, araçların arasında kayboldu. Neredeyse gözden kaybetmek üzereydim. Pes mi etmişti yani? Tekrar iki tekerleğimin üzerinde sürerken yavaşladım. Bir yandan da beni uzun zamandır ilk kez heyecanlandıran adamın nerede olduğunu görebilmek için arkayı kontrol ettim.
“Hassiktir.”
Pes etmemişti. Kaçmıştı. Motorun gürültüsünden polis sirenlerini kaçırmış olmalıydım. Emniyet şeridinden hızla üzerime doğru gelen arabaları atlatmak için gazı kökledim. Aklımsa hala o adamdaydı. Kim olabilirdi?
**-**
‘İnsanın istemediği ot burnunda bitermiş.’
Anonim
ELİF
Polis sirenlerini duymamla kendimi görünmez moda aldım ve hızımı olabildiğince düşürdüm. Belli ki birileri bizi şikâyet etmişti. Araçların arasında saklanır gibi ilerliyordum. Polis arabaları beni es geçip yarıştığım kişiyi takip etmeye başladı. Bende bulduğum ilk sapaktan çevre yolundan ayrıldım.
Yarıştığım adam için gerçekten üzülmüştüm. Motor kullanmak konusunda en az benim kadar iyiydi ve gerçekten onu tanımak isterdim. Belki de tanıyordum ya da o beni tanıyordu. Yoksa birebir aynı motora nasıl sahip olacaktık ki?
Yaşadığım aksiyon ve adrenalinin ardından daha sakin bir şekilde eve döndüm. Apartmanın önündeki arabayla sabah Önder’e verdiğim söz aklıma geldi. Beni fark etmesiyle arabasından inen çocuğun yolunu keser gibi durdum.
“Dikkat çekmeme konusunda çok kararlısın bakıyorum.”
Ufak iğnelemesini duymazdan geldim. Kaskımı çıkarıp yapışan saçlarımı havalandırırken “Babamın fikriydi,” dedim. “Bana kalsa yürümek iyiydi.”
“Belli. O yüzden gelir gelmez üzerindesin değil mi?”
İğnelemelerine devam eden arkadaşıma gözlerimi kısarak bakarken “Ben çok mu beklettim seni?” diye sordum. Bu gıcıklığının nedeni ya çok beklediğinden ya da aç olduğundan dolayı olmalıydı. Önder başını gökyüzüne kaldırırken “Yani ben geldiğimde havanın aydınlık olduğunu düşünürsek,” dedi ve bana doğru baktı. “Biraz çok sanırım.”
“Abartma. En fazla yarım saa-“
Saate baktım. Gördüğüm rakamların şaşkınlığından cümlemi tamamlayamadım. Motor kullanırken zamanın hızı, belli ki benimle yarış halindeydi. Neredeyse iki saat geçtiğini fark etmememin başka bir açıklaması olamazdı.
“Önder gerçekten özür dile-“
“Benden değil. İrademden özür dile.”
Ne demeye çalıştığını anlamadım. Önder arabanın arka kapısını açıp üç büyük kutu çıkartınca her şey netlik kazandı.
“Dumanı üstünde olan pizzalarla arabada sıkışıp kaldım. Bir tanesine bile dokunmadım. Bu hangi günahın bedeliydi? Neyin sınavıydı? Nasıl bir öç alma şekliydi?”Acıktığını abartılı bir şekilde anlatan arkadaşıma “Ee yeseydin ya biraz,” dedim.
“Tek başıma yiyeceksem burada ne işim var?”
“Güzel soru,” diyerek motoru apartmanın bahçesine doğru sürükledim. “Hangisi?” Peşimden gelen Önder’e cevap vermeden motoru apartmanın içine soktum. Açken onunla tartışmaya girmeyecek kadar iyi tanıyordum onu.
“Önce yemek yiyelim. Daha sonra sana hangisi olduğunu söyleyeceğim.”
**-**
Her sabah hayat hikâyenizde boş ve temiz yeni bir sayfa açılırdı ve o hikâye bambaşka ilerleyebilirdi. Mutlu veya üzgün, kasvetli veya coşkulu, huysuz veya dingin olmak… Her gün size sunulan bir tercihti aslında. Sadece doğru tercih yapmanız gerekliydi.
Bugün, sayfamın en başında biriken duygu kesinlikle coşkuydu. Dün yaşadığım adrenalinin etkisi sanki hala damarlarımda dolaşıyordu. Motoru acil durumlar dışında kullanmayacağımı kendime tekrar tekrar hatırlatmama rağmen, şu an üzerindeydim ve okula gidiyordum. Sanki dikkat çekmeye ihtiyacım varmış gibi…
Sokaklar, bizim okulun öğrencileriyle doluydu. Etraftaki meraklı gözler yanlarından geçince üzerime çevriliyordu. Yüzümü göremeseler de, üzerimdeki okul formamdan dolayı, öğrenci olduğumu tahmin etmeleri zor değildi. Birçoğunun adımları hızlanmıştı. Sanki meraklarının kamçıları sırtındalarmış gibi yürüyorlardı.
Okulun sokağına girdiğimde gördüğüm manzara, hızımı yavaşlatmama neden oldu. Birkaç motorcu okulun otoparkına giriyordu. Aralarından birini tanımak zor değildi. Her şeyiyle bana benzeyen, dün yarıştığım adamın kim olduğunu sanırım artık biliyordum. Özel yapım motora bu okulda tek bir kişi sahip olabilirdi.
Demir Kara.
Durdum. Bu nasıl bir şanstı? Meydan okuduğum, restleştiğim, polislerin takip etmesine neden olduğum adam neden o olmak zorundaydı? İstemediğim ot misali sürekli burnumun dibinde bitiyordu. Bu fazlasıyla can sıkıcıydı.
Geri dönmeyi düşündüm. Motorsuz bir şekilde okula gelmem, dünkü olaydan sonra daha iyi olurdu. Özellikle de polislerle başı derde girdiyse, kimliğimi deşifre etmemeliydim. Peki neden? Korkuyor muydum? Hayır. Aksine insanların onlardan korkmasını engellemeye çalışıyordum. Şimdi geri dönersem, diğerlerinden ne farkım kalırdı ki?Peki içeri girersem ne olurdu? Demir, dünkü motorcunun ben olduğumu anlardı. Bir kadının onunla yarıştığını, çoğunda kazandığını görmesi onun egosuna zarar verir miydi? Fazlasıyla. Bir anda içimdeki feminen duygular kabardı. O zaman neden gizleniyordum ki? Hatta bence daha da gözüne sokmalıydım.
Motora gaz verdim. Vitesi, kükreterek attım. Ses yankılanarak yüzleri bana çevirdi. Okulun otoparkına hızlı bir giriş yaptım. Ön frenleri sıkarken hafifçe ağırlığımı ön tekerleğe verdim. Arka kısmın havalandığını hissedince tek ayağımı sertçe asfalta bastım ve motoru park edeceğim alanda hızlı bir patinaj çekerek döndüm.
Alkış ve ıslık sesleri duyuyordum. Beni fark edenler, nutku tutulmuş bir şekilde bakıyordu. Bense kaskını yeni çıkardığı saçlarının yapışmasından belli olan adamdan gözlerimi ayırmıyordum. Demir öyle tepkisizdi ki, sanki mimiklerine beton dökülmüştü ama gözleri onu eve veriyordu. Afallamıştı. Burada olmamı beklemiyordu. Kim olduğumu sorguladığı o kadar belliydi ki.
Altımdaki eteğin açılmamasına özen göstererek, motordan indim. Islık sesleri daha da yükseldi. Kaskımı başımdan çıkarırken yüzümü göstermemeye çalıştım. Demir’le aynı anda göz göze gelmeyi istiyordum. Havalanan saçlarımı ellerimle hizaya sokarken başımı kaldırdım. Etrafındakilerin şok halini, göz ucuyla bile fark edebiliyordum ama Demir, duygularını saklamak konusunda tam bir profesyoneldi.
Şu an ne düşündüğünü, gözleri bile açık etmiyordu. Sanki karanlık bir perde inmiş, kahverengi gözlerinin haresini siyah bir çembere dönüştürmüştü ve galiba ilk kez, gözüme fazlasıyla korkutucu gözükmüştü.
**-**
DEMİR
Dışarıda yankılanan ses, okulun sınırlarında somut bir hale döndü. Afalladım ve bunu yansıtmamak için mümkün olduğunca hareket etmemeye çalıştım. Dün yarıştığım kişi, bizim okuldandı. Üstelik de bir kızdı. Bu okuldaki hangi kız öğrenci, bana kafa tutacak yetenekle, özel yapım bir motor kullanıyordu ki?
“Ben ezelden beridir bu motorla aşk yaşarım, aşk yaşarım. Hangi çılgın Demir Kara’nın motorunu klonlamış, şaşarım.”
Cem, her zamanki zevzekliği ile hayranlığını dile getirdi. Attığım bakışın tersliğini anında anladı. Saçmalıklarına “Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı Kara,” diye devam ediyordu ki, Bora olaya müdahale etti. Kafasına yediği darbeyle başının arkasını sıvazladı.
“Ne bu şiddet bu celal?”
Bora’nın yarım ağızla, “Biraz daha devam edersen İstiklal Marşı’nı tüm okulun önünde okuyacaksın haberin olsun,” diye fısıldadığını duydum. Başımı dünkü meydan okumasından sonra, bana gözdağı vermeye çalışır gibi motorunu durduran kıza çevirdim. Kimdi bu?
Havalı ve dikkatli denecek şekilde motorundan indi. Kaskını yüzünü görmeyeceğim şekilde çıkardı. Siyah dalgalı saçları öne doğru döküldü. Elleriyle karıştırdığı saçlarını geriye doğru attığı an, iki cam göbeği beni selamladı. Nasıl yani? Dün az kalsın polislere yakalanmama neden olan motorcu, Yeni miydi?
“Hadi len!”
“Yohamına.”
“Yeni miymiş?”
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?”
“Cem!”
Uyarım yalnızca Cem’eydi ama diğerleri de nasibini almışçasına sustular. Aramızı yoğun bir sessizlik kapladı. Bakışlarımı ayırmadığım kız, bana kilitlenmiş gibiydi. Farklıydı. Gözlerimin içine altı saniyeden fazla bakabiliyordu. Korkusuzdu. Sessiz bir kendine güven okuyordum camgöbeği gözlerinde. Gizemli hali merakımı kamçılıyordu. Sakladığı çok şey vardı. Bundan emindim. Gösterdiği kız değildi. Peki aslında kimdi?
Motorumu kilitledim. Sorularımın cevabını nerede bulacağımı çok iyi biliyordum. Kaskımı elime alıp yürümeye başladım. Peşimden gelen kalabalığa dönüpbakma gereği hissetmeden “Bir adım daha atmayın,” diye uyardım. Gözlerimi bir saniye bile olsun Yeni’den ayırmıyordum. Ben gözlerimi çekmeden aramızda oluşan bağı koparacağa benzemiyordu. Bu kız neyin cesaretini sergiliyordu ki böyle? Tam yanından geçerken adımları duraksattım. Bir an için nefesini tuttu. Kinayeli bir kıvrım dudağımın kenarına belli belirsiz yerleşti. Ne kadar diklenirse diklensin, tedirgin bir tarafı vardı işte. Son bir kez en yakın olduğumuz an Yeni’ye baktım. Bana birini hatırlatıyordu. Delicesine özlediğim birini…
Bir anlık bir şeydi ama bu bile kendimden nefret etmeme yetmişti. Zihnimin her milimine işlenmiş kişi, eşsizdi. Kimse ona benzemeye cüret edemezdi. Nasıl olur da böyle bir şey düşünebilmiştim?!
Çatık kaşlarımın gölgesinde kalan bakışlarımı sert bir edayla çektim. Gideceğim yere odaklanarak adımlarımı hızlandırdım.Bodrum kat merdivenlerine yöneldim. Basamakları seri bir şekilde inerken Radyonun kapısının açık olduğunu gördüm. İçeri girmemle Emir’in ayağa kalkması bir oldu.
“Demir, sen… Ne oldu?”
“Bu yeni kızla ilgili olan her şeyi öğrenmek istiyorum.”
Emir sorgular bir şekilde gözlerini kısarken “Tamam ama neden?” diye sordu. “Seni ilgilendirse bilirdin. Sadece dediğimi yap.” Gerisin geri döndüm. Tam radyodan çıkacakken durdum. Başımı hafifçe omzuma doğru çevirdim.
“Akşama kadar vaktin var. Elini çabuk tutarsan iyi olur.”
**-**
Sınıfa doğru çıkarken zilin tahammül edilmez sesi merdiven boşluğunda yankılandı. Son basamaklarda Müdür Yardımcısıyla burun buruna geldik. Kadının nefretini kustuğu gözleriyle beni süzdüğüne emindim. Yüzüne bakma gereği duymadan yanından geçip gittim. Hiçbir zaman elde edemeyeceği zafer için kendini fazla yıpratıyordu.
Sınıfa girmemle, hoca gelmeden oluşan uğultu kesildi. Gözlerimi tekrar Yeni’ye odaklayarak yürüdüm. Elindeki deftere bir şeyler karalayan kız, beni fark etmedi. Yanına yaklaştığım an elindeki kalem hareket etmeyi kesti. Kaskımı masaya koydum. Gözlerim saniyelikte olsa defterine kaydı ama ne çizdiğini göremedim. Çünkü o bunu hissetmiş gibi, ses çıkaracak sertlikte defterini kapattı. Sinirlenmişti. Daha doğrusu zayıf noktasını açık etmişti. İçinde, kimsenin görmesini istemeyecek kadar önemli ne olabilirdi ki?
“Günaydın çocuklar. Hadi bakalım herkes yerine otursun.”
Edebiyat hocası sınıfa girince yerime oturdum. Duruşunu dikleştiren kıza göz ucuyla baktım. Önünde duran kaskını cam kenarına doğru itti. Çantasını masanın üzerine koyup, karaladığı defteri içine soktu ve yerine yeni bir defter çıkardı.
“Herkes kitaplarını aldı mı?”
Sınıftan gürültülü bir ses yükseldi. Çantasını duvarla kendi arasına sıkıştıran kız cevap vermedi. Bana bakmıyor, gözlerini hocaya kilitlemiş bir şekilde bekliyordu. Hala kaşları çatıktı. Dakikalar önce, bana meydan okuyan gözleri neredeydi?
“Sessiz olun!”
Hocanın elini tahtaya vura vura yaptığı uyarısıyla gürültü biraz olsun azaldı. Yine de hala kulak tırmalayan bir uğultu hâkimdi. Yeni, eliyle çenesini desteklerken diğer parmaklarının arasında kalemi döndürmeye başladı. Kim olduğunu akşama kadar öğrenecektim belki ama kafamın içinde dönüp dolaşan soruları da zapt edemiyordum. Önünde duran defterin kapağına elimi koymamla kendime doğru çekmem bir oldu. Masada çıkardığı ses yüzünden bakışları bana çevirdi. Ona bakmasam da bunu hissedebiliyordum.
Rastgele bir sayfa açtım. Parmakları arasında döndürdüğü kalemi almamla itiraz edecek gibi bir ses çıkardı ama ona doğru attığım tek bakış, devamını getirmesine izin vermedi. “Nasıl bir hırsızsın ki, özel yapım bir motorun tasarımını çalıyorsun.”
Yazdığım cümleden sonra kalemi sertçe defterin üzerine bırakıp ona doğru ittim. Okudu. Kaşları çatıldı.
“Ne diyorsun sen?!”
Sesi, hocanın da duyabileceği bir yükseklikte çıktı. “Ne oluyor kızım?” Sınıfın bakışlarının üzerime çevrilmesinden nefret ediyordum. “Bir şey yok hocam,” diyerek durumu toparlamaya çalışsa da bir kere dikkatleri üzerimize çekmişti. “Emin misin?” Hocanın bu cevaptan tatmin olmadığı belliydi. Yeni emin olduğunu söyledi. Bakışlarımı hocaya kilitledim. Hepsinin benden nefret etmesi tesadüf olamazdı. Bu okuldaki tüm öğretmenler Gaye’nin askerleriydi. Unuttuklarıysa, yaşadıkları vatan sadece bana aitti. “Herkes önüne dönsün.”
Sınıfın ilgisini üzerine çekse de bir süre gözlerini benden ayırmadı. Bende ondan. O sırada Yeni kız konuşmanın uygun olmayacağını fark etmiş olacak ki kalemi eline aldı. Kağıdın üzerinde çıkardığı sesten hararetli bir şeyler yazdığı belliydi. Kalemi sertçe masaya vurup defteri önüme itince gözlerimi derse başlayan hocadan ayırdım.
“Kim hırsız tartışmayalım istersen. Tasarımı çaldığın yetmiyormuş gibi, kaskıma kadar her şeyi aynı yaptırmışsın. Biraz özgün olmayı deneseydin keşke.”
Kaşlarımı çatarak yanımdaki hiddetli kıza döndüm. Bir an ‘çabuk hırsız ev sahibini şaşırtır’ psikolojisi uygulayacağını düşünmüştüm ama öfkesi gerçekti. Gözlerinde yalan yoktu. Özel tasarlattığını düşünüyordu. Özel tasarlattığımı biliyordum. Bu durum rastlantı olamayacak kadar sahtekârlık kokuyordu. Tekrar kalemi elime aldım ve güzel bir el yazısı olan kızın cümlesinin altına “Dolandırıldık,” yazdım. “Aldığın yerin adını yaz. Ben icabına bakacağım.”
Yorumlar
Yorum Gönder