Kör Nokta alıntısı

 MAX


“Hoş geldin Maxxiiie!” 

“Seni burada görmek harika!”


Paddock’un o sahte, parıltılı dünyası her zamanki gibi ikiyüzlüydü. Jamie’nin gidişinden sonra adım atmadığım bu yerin o alışıldık, uğultulu neşesi aslında bitmemişti; sadece benim kulaklarımda kurşun gibi ağır bir sessizliğe dönüşmüştü. Etrafımdaki kalabalık, mekanik bir tiyatro oyununun figüranları gibiydi. 


Jamie’nin yokluğu, garajın tam ortasında, üzerine ne kadar sponsor bayrağı asılırsa asılsın kapanmayan kapkara bir yara gibi duruyordu. En azından benim için…


Kırmızı Ferrari tulumunun içinde kendimi bir yabancı, hatta bir hain gibi hissediyordum. Bu kumaş, bu renk Jamie ile ortak kimliğimizdi. O sadece takım arkadaşım değil, asfaltın o acımasız sıcağında sırtımı yasladığım tek dayanağımdı. Şimdi ise bir simülasyon hatası, bir veri analizi sapması, birinin parmak uçlarından çıkan yanlış bir komut yüzünden yoktu.


Resmi raporlar; mekanik arıza diyordu, lastik basıncı diyordu, rüzgar açısı diyordu... Hepsi yalandı. O kadının kusursuz olduğunu iddia ettiği zırvalıkları, Jamie’nin bariyerlere girmesine engel olamamıştı. İçimde öfkeden çok, her nefes alışımda göğüs kafesime batan cam kırıkları vardı ve o kırıklar ben nefes aldıkça daha derine saplanıyordu.


“Max…”


Takım direktörünün sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Kapı eşiğinden bana baktığını yeni fark etmiştim. Adımlarım geri geri gitse de bedenim otomatik bir pilotta gibi ona doğru ilerledi. 


“Hoş geldin evlat. Yeni sezona hazır mısın?” 


Beni odasına sokarken sırtıma vurdu. Onun elin ağırlığı altında ezildiğimi hissettim. Odasına girdim. Ancak birkaç adım sonra sanki görünmez bir duvara çarpmışçasına durdum.


İstenmeyen ot misali, tam burnumun ucunda biten o isim...

Clara Morgan.


Masanın üzerindeki tabletine gömülmüş, sanki o pistte can veren bir insan değil de sadece bir devre kartıymış gibi soğukkanlılıkla verileri kaydırıyordu. Başını yavaşça kaldırdı. Gözlerindeki o steril, buz gibi profesyonellik damarlarımdaki kanı dondurdu. Bir insan nasıl olur da birinin sonunu yazdıktan sonra bu kadar gamsız görünebilirdi?


“Seni tekrar görmek güzel Max.”


Gülümsemeye çalıştım. Başaramadım. “Aynı duyguları paylaşmayı çok isterdim,” derken sesim kendi kulağıma bile yabancı bir hırıltı gibi geldi. Kısa bir süre sessiz kaldım ve gözlerimi o pürüzsüz yüzünden ayırmadım. Sanırım politik olamayacaktım.


 “Aslında hayır, istemezdim. Sahi, bir katil olarak günlerin nasıl geçiyor? Hala vicdanının yerini bulamadın mı? Yoksa o da mı bir kör nokta kurbanı oldu?”


Clara, göğsünü şişirecek kadar derin ve sabırlı bir nefes aldı. Bakışlarında en ufak bir titreme, sesinde en küçük bir pişmanlık emaresi yoktu. "Verilerde bir hata yoktu, Max," dedi. Siktir! Sesi o kadar ruhsuz, o kadar mekanikti ki bir an onun etten kemikten bir kadın değil, yarattığı o soğuk ve karanlık simülasyonların bir prototipi olduğunu sandım. Sanki kalbi yerine bir işlemci taşıyordu. Ah… o bile ısınabiliyordu. Bu kadın ise buzdan farksızdı.


"Jamie sadece limiti aştı,” diye devam etti. Gülümsemem dudaklarımın kenarında acı ve zehirli bir bükülme olarak kaldı. O gülüşten nefret ettim. Yanına doğru bir adım attım. Aramızdaki o görünmez güvenlik duvarını, o profesyonel mesafeyi paramparça ederek tam karşısında durdum. Öyle yakındım ki göz bebeklerindeki yansımamda Jamie’nin cenazesinden kalma o enkazı görebiliyordum.


"Limitleri belirleyen sen değil misin?" diye sordum. Sesim bağırmıyordu ama odadaki tüm havayı emecek kadar yoğun bir nefretle doluydu. "O simülasyonların içine 'güvenli' diye yazdığın o kusursuz denklemlerin Jamie’nin hayatına mal oldu. O bir insandı Clara! Anlıyor musun? Canlı, nefes alan, korkuları, hayalleri, ailesi olan bir insan... Senin siktiğimin rakamlarından biri değil!"


Elimi sertçe masaya vurdum. Arkamdaki adamın bile titrediğini hissediyordum ama Clara’nın yüzünde en ufak bir korku izi bile görmemiştim. Bu asıl ölü olanın o olduğunu gösteriyordu ya da ölmesi gerekenin…


"Şimdi söyle bana, bir sonraki 'hata payın' kim olacak? Ben mi? Yoksa yeni takım arkadaşım mı?”


Yorumlar