Şah - 11. Bölüm

 URAZ

Yelkovan, akrebi hiç bu kadar yavaş kovalamamıştı. Dakikalardır gözlerimi duvardaki saatten ayırmıyordum. Ayşin, bedenine yenik düşmüş, kendini uykunun kollarına teslim etmişti. İlk başlardaki sıkıntılı hali saatler ilerledikçe rahatlamaya dönmüştü fakat renginin yavaşta olsa yerine gelmesi beni de rahatlatıyordu. 

Ortam o kadar sessizdi ki uyumak için bundan ideal bir yer düşünemiyordum. Şu lanet olası, ilerlemeyen saatin çıkardığı ses bile beni rahatsız etmiyordu ama uyuyamazdım. Sessizce iç çekip oturduğum sandalyede gerindim. Saatlerdir kıpırdamadan oturduğum için her yerimin uyuştuğunu hissediyordum. Tek bir dal sigara için canımı verebilirdim ama Ayşin’in başından ayrılamazdım.

Hele de onu o halde gördükten sonra…

Ayaklarımı ileriye doğru uzattım. Sandalyeye yaslanırken ellerimi başımın arkasında birbirine kenetledim ve avuç içlerime başımı dayadım. Yorgunluğumu şu anda daha iyi anlıyordum. Uyku onunla savaşamayacağım kadar büyük bir güçle beni kendine çekiyordu.

Tik, tak, tik, tak...

Saatin sesine odaklanırken gözlerim yavaşça kapandı ama gözümün önüne gelen kişi hızla açılmasına neden oldu. Hızla doğruldum. On dakika önce baktığım telefonu tekrar kontrol ettim. Hâlâ arayan soran yoktu. Rahatlamak yerine daha çok geriliyordum. Patron ona hesap vermememi affedebilirdi ama ayarladığı dövüşe çıkmamam, ölüm fermanımı imzalaması anlamına geliyordu. Nerede olduğumu bildiğine emindim. Neden buraya gelmemişti ya da adamlarından birini göndermemişti?

Düşünceler beynimde yoğunlaşmaya başlıyordu, ayağa kalktım. Daha fazla sigara içmezsem kendime gelemeyecektim. Sandalyenin arkasından aldığım ceketimi üzerime geçirirken Ayşin’e baktım. Göğsü yavaşça hareket ediyordu. Kabloların bağlı olduğu kolu kaskatıydı, diğer eli karnının üzerinde ara ara kıpırdıyordu. Kısa bir an için bile olsa onu yalnız bırakmak istemiyordum ama hava almazsam boğulacaktım sanki. Ayşin’in Yüzündeki masum ifade yetimhanedeki çocuğun söylediklerini aklıma getirince başımı iki yana salladım.

Yer Fıstığının meleğe benzemesinden sana ne Uraz Kurt.

Sessizce yürümeye başladım, Yer Fıstığının ayakları örtünün dışında kalmıştı, beni gırtlaklayan vicdanımın parmakları yine hissedilir oldu, olduğum yerde döndüm ve örtüyü yavaşça ayaklarını örtecek şekilde düzelttim. Ayakları buz gibiydi. Bunun normal olup olmadığını bilmemek beni dipsiz bir bilinmezlik kuyusunun derinlerine itiyordu, yoksa her zaman mı bu kadar soğuktu ayakları, kim bilir?

Neredeyse iki adımda bir arkama bakarak odadan ayrıldım, kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim, sanki ortamın bütün havası değişmişti. Üzerimdeki vahameti azaltmak için çıkışa doğru yürüdüm.

Karanlığın her zamankinden daha yoğun, ciğerlerimdeki havanın daha ağır hissedildiği, nefes almaya çalışırken göğsümün sıkıştığı bunaltıcı bir geceydi bu gece, cebimdeki sigara paketimi ararken son dalımı Aleyna yüzünden parçaladığımı hatırladım. Neyse ki hafızam hâlâ yerindeydi, arabada her zaman yedek bir paket bulundurduğumu hatırladım ve otoparka yöneldim. İçimdeki huzursuzluk hastaneden uzaklaştıkça daha da artıyordu. Ayşin’i düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Fazla düşünmekten. Sorumluluk berbat bir şeydi.

Arabadan sigara paketimi alırken bir an duraksadım. Hastanenin otoparkı bir hayli karanlıktı, doktorların otoparkı genelde sakin oluyor herhalde diye düşündüm içimden, ayrıca hastaneye geldiğim andan beri sanki birileri beni izliyormuş gibi hissediyordum, izlediklerini de biliyordum aslında. Şimdi sigara içmem gerekiyordu; ağır hareketlerle arabadan çıkıp etrafı kolaçan ettim, ardından kapıyı sesli bir şekilde kapattım. Sigara paketini yavaşça açıp bir dalı dudaklarımın arasına yerleştirdim, bu an her zamanki gibi tüylerimi diken diken etmişti, etrafta birilerinin olmasından mı yoksa sigaranın az sonra ciğerlerime vereceği hazdan mı emin değildim ama…  Aniden arkamı döndüm, yine karanlık…

Sigaramı yakarken etrafı izliyordum, az sonra duman damağıma dolacak ve onu iterek ciğerime dolduracaktım. İşte bu… Onca kötü saatten sonra ancak bu kadar zevkle gözlerimi kapatabilirdim. Sigaranın o muazzam hissiyatını vücudumdan hiç çıkmayacak şekilde saklayabilir miydim? Dumanı yuttum, şimdi, gırtlağımdan aşağıya, ciğerlerime doğru hızlıca gittiği yolu parmaklarımla işaretleyebilirdim, bu sırada bir duman daha çektim içime, bu hissiyatın geçmesini istemiyordum. Gırtlağım uyuşana kadar dumanı beklettikten sonra yuttum. Bu sırada gözlerimi açmaya başladığımda, gerginliğin neredeyse yok olduğunu da hissediyordum. Bu da acının verdiği farklı bir tür zevkti… Tarifsizdi.

Sigaram bittiğinde arabadaki tarçın çubuklarından birini ağzıma atıp hastaneye doğru yürüdüm. Diyaliz Odasının önündeki doktoru görür görmez adımlarını sıklaştırdım, doktor başka bir yere yetişecekmiş gibi hızlı adımlarla koridorun birine saptı. Koştum ve asansörde onu yakaladım.

“Doktor Özcan” diye seslendim ve kapının kapanmasına izin vermemek için elimi arasına soktum. 

Doktor telaşlı bir şekilde bakıyordu, asansörün kapısı tekrar açıldı.

“Kolun kopabilirdi delikanlı.”

“O iyi mi?”

Asansörden çıkan doktor başını evet anlamında salladı. “Şimdilik iyi.”

Derin bir nefes aldım, kaşlarım hâlâ gerginliğimi saklamama engel oluyordu, “Şimdilik derken?”

“Bak evlat. Anladığım kadarıyla Ayşin’in durumunu çok detaylı bilmiyorsun.”

Ne tepki vereceğimi bilmiyordum. Doktor üzgün bir ifadeyle konuşmasına devam etti:

“Ayşin çok küçükken tedaviye geldi, geldiğinde iki böbreği de kritik haldeydi. Uzun tedavilerden sonra böbreğin kötüye gidişini engellemeyi başardık ama bir an önce ameliyat olması gerekiyordu. Annesi böbreğini vermek istiyordu fakat tek böbreğin normal bir yaşantı için yeterli gelmesi imkânsızdı. Bunun üzerine annesi ölümü göze alarak, yavrusunu kurtarmak pahasına diğer böbreğini de verdi. Ayşin hikâyenin bu kısmını bilmiyor, doğrusunu söylemek gerekirse tamamını bilmiyor. Annesinin tek böbreğini verdiğini ve ameliyattan çıkamadığını sanıyor, bunun bir sır olarak aramızda kalmasını isterim.”

Doktorun anlattıklarını dinledikten sonra onun bu samimiyetini onaylar biçimde başımı salladım.

“Ayşin’in bünyesi böbrekleri kabul etmedi. Yine de bu zamana kadar tedavilerle bir şekilde idare etti, daha ne kadar idare edebilir bilmiyoruz o yüzden bir an önce ameliyat olmalı.”

Duyduğum cümleler o güne kadar kulağıma çalınan en acı kelimelerden oluşuyordu, “Ameliyat için ne gerekli?” diye sorduğumda derin bir nefes alan Doktor devam etti:

“Öncelikle Ayşin’in rızası. Annesinden sonra ameliyat olmayacağını kesin bir dille söyledi.”

Annesi kızı için ölümü göze almıştı. Kızı annesi yüzünden ölümü göze alıyordu. Ufacık bedeninde çektiği acılara rağmen annesinin böbreğinden vazgeçmiyordu.

“Peki, razı ettik diyelim.”

Doktor hemen araya girdi, “Uygun bir donör gerekli. Bu ameliyat ve sonrası çok masraflı olduğu içinde para.” 

Yüksek sesleiç geçirdim. Her şeyin ucu paraya dokunuyordu. Babacan bir tavırla kolumu pışpışlayan Doktor “Sen Ayşin’i razı et. Gerisi bir şekilde hallolur.” deyince başımı tamam anlamında salladım. Doktor asansörün düğmesine basarken “Uyandığında seni sordu. Yanına gitsen iyi olur.” dedi.

“Teşekkürler.”

Tekrar kasvetli odaya girdiğimde Ayşin’in çantasına uzanmaya çalıştığını gördüm. Koşar adım yanına gittim. 

“Bana bırak.”

“Gittiğini düşünmüştüm.” dedi. 

Çantasını elime alırken “Hava almaya çıkmıştım.” dedim ve ona doğru uzattım. Ayşin uzanan ellerimin kokusunu almaya çalışır gibi derin bir nefes.

“Dumanlı bir hava sanırım.” diyerek çantasını tek eliyle kurcalamaya başlarken “Buradaki havadan iyidir” dedim. Telefonu eline alan Ayşin “Kahretsin.” diye söylendi.

“Şarjım bitmiş.”

“Birini mi arayacaktın?”

Ayşin başını hayır anlamında sallarken telefonunu çantasına tıktı. “Buradayken ya kitap okurum ya da müzik dinlerim. Şu anda kitap okuyacak enerjiyi hissetmediğim için müzik dinlemek istemiştim ama ona da teknoloji izin vermiyor.”

Çantasını ayakucuna fırlattı. Gözüm yatağın ucundaki televizyonu kesiyordu, “Televizyon izle.” dedim.

Dudağını yamultan Yer Fıstığı “Pek aram yok.” diye cevap verdi ve etrafta gözlerini gezdirerek “Ayrıca herkes uyuyor. Rahatsız etmeye de hakkım yok.” diye devam etti. Bir insan nasıl olur da kendinden daha çok başkalarını düşünebilirdi?

Cebimdeki telefonu çıkartıp şarkına baktım. Sanırım sabaha kadar yeterdi. Ayşin’e uzattığımda önce telefona sonra bana baktı. 

“Boş ver, senin de şarjın bitmesin.” 

“Şarjla işim yok, ama kulaklık taşımıyorum.”

Yer Fıstığı tereddütle telefonu eline aldı çantasını işaret ederek “Benimkini verir misin?” diye sordu. Kızların çantasını kurcalamayı oldum olası sevmezdim ama hasta birine yardım etmekten başka çarem yoktu.

Çantasını açtığımda gördüğüm manzara afallamama neden oldu. Diğer kızların karman çorman çantalarının aksine fazla düzenliydi ve çok az eşya vardı.

“Ee, telefonunda müzik yokmuş.”

Kulaklığını Ayşin’e uzattım. “Benim de müzikle pek aram yok.” dedim. 

Yer Fıstığı kulaklığını aldı, “Demek müzikle aranız yok ha? O şarkıları nasıl ezberledin öyleyse?” diyerek kaşlarını kaldırıp sorularını sıraladı.

“Sadece bir şarkıyı, o da kulağıma hoş geldiği için.”

Ayşin duyduklarına inanmamış bir şekilde bana bakmayı sürdürdü. Kulaklığı telefona takarken “Neyse ki internet paketin var. Radyo dinleriz.” dedi. 

“Dinleriz?”

Yer Fıstığı “Bakalım kulağına başka hoş gelen şarkı bulabilecek miyiz?” deyip kulaklığın bir tarafını bana uzattı.

Bir süre kulaklığa baktım. Müzikten hoşlanmıyordum ama bu ortamdaki sessizlik tahammül edilemeyecek düzeydeydi. Pes etmiş bir şekilde sandalyeyi yatağa yaklaştırdım. Yer Fıstığı çoktan telefonda bir yerlere girmiş, şarkı arıyordu, hızlıca bir şarkı seçip oynattı. Kulağımda başlayan şarkıyla irkilip kulaklığı kulağımdan çıkardım. Ayşin de benim gibi suratını buruşturdu. 

“Pardon, sesi çok açıkmış.”

Kulaklığı tekrar taktım, çalan slow şarkı tüylerimi diken diken ediyordu. Yer Fıstığı başını yastığına yasladı.

“Sarılma senin olmayan kadına. Saymamış seni sevmemiş asla.”

Kulaklık kulağımdan düştü, bu sırada Ayşin’e baktım, o çoktan şarkıya kendini kaptırmış, mırıldanıyordu. Ona hissettirmeden kulaklığı yerine taktım. 

“Gülüyor gözleri. Dokunma ateş olur yakar se-”

Kulaklık tekrar düştü, bu kez sandalyeyi yatağa yapıştırıp kulaklığı kulağımı oymak istercesine içine soktum. 

“Yaşatmaz beni içimde yanan bu yangın”

Kulaklık üçüncü kez düşmüştü.

Ayşin gözlerini açtı, “Ne oldu?”

Yatakta sallanan kulaklığı göstererek “Sanırım onunda benim arası yok.” dedim. 

Sinirden gülmeye başladım. Resmen ufacık bir kulaklıkla savaşıp, kaybetmiştim. 

Ayşin bir bana bir de savaştığım kulaklığa baktı, daha sonra makinanın olduğu tarafa doğru ağır hareketlerle kaymaya çalıştı. 

“Ne yapıyorsun?”

Ayşin’in ne yaptığını anlayamamıştım, yatağın kenarına doğru kaymıştı, “Gel.” dedi.

Küçük bir kahkaha dudaklarımın arasından kaçtı. Ayşin beni umursamadan yanındaki boşluğa hafifçe vurmaya başladı. Tekrar “Gel” dediğinde ciddi olduğunu anladım.

“Saçmalama!”

“Aramızda o kadar mesafe varken kulaklığın çıkması normal. Gel işte.”

Sandalyeyi yataktan iterek “Dinlemesem de olur.” dedim.

“Uraz!” 

Ayşin bir an nerede olduğunu unutmuş gibi sesini yükseltti. Daha sonra utanmış bir şekilde gözlerini etrafta gezdirdi. Kimse istifini bozmamıştı. Tekrar bana dönüp daha sessiz olmaya özen göstererek “Kız gibi naz yapmayı bırak. Gel şuraya.” dedi. Normalde emir verdiği için onun canını yakmam gerekiyordu ama belli ki hareket etmesi zaten canını yakmıştı.

En yakın zamanda vicdanımın amına koymam gerektiğini not alarak ceketimi çıkardım.

Yavaşça yatağa oturdum. Yatmakla yatmamak arasında gidip gelirken Ayşin omzumdan beni aşağı çekti. Ayaklarım yatağa değmeyecek şekilde sırt üstü uzandım. Allahtan Yer Fıstığı ufacıktı da ikimizde rahat bir şekilde yatabiliyorduk. Yine de daha rahat etmesi için ona doğru döndüm. Kolumu başımın altına aldım, üzerindeki örtüyü paylaşmaya kalktın,  “Gerek yok.” dedim ama o yine beni umursamadan örtüsünü üzerime örttü. Tekrar kulaklığı bana uzattı. Daha sonra kendininkini kulağına takarak başını benden tarafa çevirdi.

“Yastığa yatsana.”

“Böyle iyi.” dedim ve kafamı kolumu daha çok yerleştirdim. Reklam yapıldığını duyduğumda dudağını büken Ayşin şarkının bittiğini işaret ediyordu, “Sıradaki şarkı senin olsun. Sonraki de benim.” diyerek beklemeye başladı.

“Fark etmez.”

Bir süre anlamsız reklamları dinledik, reklamların bitmesiyle derin bir nefes alan Yer Fıstığı “Oh be!” dedi. Gerçekten rahatlamış görüntüsü belli belirsiz gülümsememe neden oldu. Müzik başlar başlamaz Ayşin gözlerini tavana dikti, ben de onu izlemeye başladım. Neden gece çalan bütün şarkılar duygusal oluyordu ki?

“Olmayacak bir hayale kaptırdım kendimi. Sonra kuşkular sardı bedenimi,

Kocaman bir aşkın içinde kayboldum. Bulamam yolumu sen olmayınca…”

Şarkıyı mırıldanan Ayşin’in yüzünde, yetimhanedeyken gördüğüm bir gülümsemesi vardı, o kadar acının içinde huzurlu gözüküyordu, bana doğru döndü. “Çok şanslısın.” 

Basit bir şarkıdan şanslı olduğumu nasıl düşünmüştü?

“Yanımda kalsan. Hep yanımda olsan. Gitmesen dursan, öylece baksan.”

Gözlerimin içine bakarak fısıldadığı şarkıyla içimi bir sıcaklık dalgası kapladı. Gerçekten şu anda meleklerden farksız duruyordu. Beni ufacık yüreğiyle cennete çıkarmış gibi hissediyordum. Hayatım benden çalındığından beri damarlarımda hissettiğim ilk yaşam kıvılcımıydı. İlk kez kendimi normal hissettim. Huzurla gözlerimi kapattım.

 “Ama çok zor bırakmazlar, Aşkımızı yaşatmazlar. Birbirimize kalkan olamazsak eğer…”

Şarkının sözleri devam ettikçe bulutlara çıkıp ardından yere çakılmış gibi hissediyordum, kalbim düzensiz atmaya başlamıştı. Zihnimde beliren adamın siluetiyle cehennemime geri döndüğümü anladım. Gözlerimi araladım. Ayşin’in gözleri kapalıydı, yüzünde ise hâlâ hafif bir tebessüm vardı. 

Şarkı bittiğinde gözlerini açmadı, belli ki uyumuştu. Kulaklığımı çıkardım, yanından kalkmak için hamle yaptığımda rahatsızca kıpırdandı. Uykusunu bölmemek için tekrar eski pozisyonumu aldım.  Az önceye kıyasla bana daha yakın duran Yer Fıstığının kokusu burnuma gelince kaşlarımın çatılmasına engel olamadım. Normalde parfüm kokan kadınların aksine Ayşin farklı kokuyordu. Yavaşça ona doğru yaklaştım. Bir kadının kokusunu asla içime çekmezdim ama Yer Fıstığının saçlarına sokulup derin bir nefes aldım.

Bir çiçek gibi kokuyordu… Hanımeli… Kokuyu ciğerlerime doldurdum. Başımı kokusunu duyabileceğim bir mesafede yastığa koyduktan sonra müzik dinlemek yerine Ayşin’in düzenli nefes alış verişini takip etmeyi tercih ettim.

Bir süre onu izledim. Uyurken dik başlı halinden eser kalmıyordu, beni sinirlendirdiği anlar aklıma geldikçe kendimi yalanlayasım geliyordu. Yüzüne düşen saçı çekingen bir dokunuşla geriye ittim. Çok yumuşak diye düşünürken hayal meyal hatırladığım annem gözlerimin önüne geldi. Uzun siyah saçlarına dokunmadan uyumadığımı hatırladığımda gözlerimin yandığını hissettim, bunca zamandan sonra ağlayacak değildim. 

Derin bir nefes aldım, her seferinde hanımeli kokusu tekrar burnuma doluyordu. Huzur çok uzun zaman sonra tekrar benliğimde yeşermeye başlamıştı sanki, çünkü sadece annemin yanındayken böyle hissettiğimi hatırlar gibi oldum; belki annemi kurtaramamıştım ama bana bu duyguyu hatırlatan ikinci kadın için elimden geleni yapmalıydım. Ayşin'e doğru biraz daha sokuldum ve beni duyamayacağı şekilde fısıldadım.

“Cennete ait olabilirsin ama oraya gitmene izin veremem Yer Fıstığı.”

Yorumlar