Şah - 13. Bölüm
URAZ
Bomboş geçen üç gün…
Gündüzler bir şekilde geçiyordu da geceler tam anlamıyla kâbustu. Sadece uyumak için uğradığım eve tıkılıp kalmıştım. Kafamı boşaltmak için ne kadar evden kaçsam da kendimde kaçamıyordum. Gittiğim her yere sanki onu da götürüyordum. Evden çıkarken ki ifadesini ne kadar uğraşırsam uğraşayım aklımdan çıkaramıyordum. Sırf bu yüzünden doğru dürüst uyuyamıyordum bile.
İşkence gibi geçen üç günden sonra nihayet pazartesi gelmişti. İlk kez alarmdan önce uyandım. Bir an önce bu evden çıkmak istiyordum. Bir hafta önce bu kadar istekli okula gideceğimi söyleseler asla inanmazdım.
Hızlı bir duş aldıktan sonra okul için hazırlanmaya başladım. Nefret ettiğim formaların içinde bu kadar rahat hissedeceğimi düşünmezdim. Kurutmakla zaman kaybetmemek için aynanın önünde ellerimle saçlarımı karıştırdım. Gözüm boynumdaki yanık lekesine takıldı. Ayşin’in ilacı sayesinde eskisi gibi acımıyordu. Hatta hafif hafif sızlaması hoşuma bile gidiyordu. Telefonu ve cüzdanı cebime soktuktan sonra anahtarları alıp evden çıktım.
Hava yazdan kalma son günlerini yaşar gibi ışıl ışıldı. Arabaya oturup güneş gözlüğümü taktım. Camları aralayıp rüzgârın arabanın içinde dolaşmasına izin verdim. Yola çıktığımda içimde anlam veremediğim bir enerji patlaması vardı, birkaç gün dinlenmenin meyvelerini şimdi yiyordum. Yolu uzatarak arabanın ve havanın tadını çıkardım.
Okula geldiğimde gözüm arabasından inen Merve’ye takıldı. O bile bugün sinirimi bozamazdı, gözlerimiz buluştuğunda kaşları çatıldı. Benden nefret ettiğinin farkındaydım. Bunu görebiliyordum; kaslarının gerginliğinden, yakınında olduğumda kendini kapatmasından ve bedeninin kızarmasından belli oluyordu, ama yine de bir an önce benden uzaklaşmak yerine her seferinde görüş alanımda kalmayı tercih ediyordu. Tıpkı şu anda arabasının yanında oyalanması gibi…
Arabayı park ederken gözüm istemsizce yanındaki kişiye takıldı. Ayşin, ilk zamanlardaki soğuk ifadesiyle bana bakıyordu. Onun da beni görmeye tahammül edemeyen tavrı gözümden kaçmadı. Bakışlarını kaçırmasıyla üzerimde oluşan baskının azaldığını hissettim.
Saate baktığımda sınıfa gitmek için erken olduğunu gördüm. ‘Bu güzel havaya, o kapalı zindanda haksızlık edemem’ diye düşünerek yürümeye başladım. Çardağın altında oturan Sarı’nın etrafa attığı artist bakışlar gözümden kaçmıyordu, hafifçe gülümsedim. Beni görmesiyle yüzüne alaycı bir ifade takınan Cankut “Oo Uraz Bey” dedi. “Buradan da kovmazsınız diye umuyorum.”
Hayatı hava kendisi cıva olan arkadaşımın yanına otururken “Ha pardon.” dedi. Sanki yanlış bir şey söylemiş gibi yüzüne yapmacık bir ifade takınırken “Kovmamıştın kapıya kadar eşlik etmiştin değil mi?” diye devam etti. Gülümsemem yüzüme daha çok yayılırken “Uzatma Sarı.” dedim. Sorgulayıcı bakışlarını üzerimde dolaştırırken bahçede gözlerimi gezdirdim. “Nasılsın?” diye sorduğunda Cankut’a bakmadan “İyi olacağım.” dedim. İmalı bir iç çektiğini duyduğumda Sarı’ya döndüm
“Yalnızlık paylaşılmadı mı kardeşim?”
Birden aklımda şimşekler çaktı. Bu itin Ayşin’e evimin adresini verdiğini nasıl unutmuştum. Aniden Sarı’nın omzunu kavradım. Acıyla inlerken “Ulan tutacak başka yer mi bulamadın.” deyince Patron’un haşat ettiği omzunu sıktığımı hatırladım. Elimi biraz da olsa gevşetecek kadar aklım yerindeydi ama o hâlâ acıyla inliyordu.
“Sen Ayşin’e benim adresimi nasıl verirsin lan!”
Dişlerimi sıkarak sorduğun soruyla gözleri kısa bir an donan Cankut “Konuşmam gereken önemli bir şey var dedi.” dedi. Sarı’yı biraz kendime doğru çektim. “Sen de buna inandın mı?”
“Patron’un yarım bıraktığını sen tamamlamak istiyorsan, durma devam et. Kopar omzumu.” Acıyla söylediği cümle benim yüzümden bu halde olduğu aklıma getirince, elimi omzundan çektim. Cankut omzunu ovalayarak iç çekti. Yüzümü ovuştururken “İnanmadım” diyen Sarı’ya baktım.
“Sadece onu çevrenden uzaklaştırmak istemeyeceğini düşündüm. Bu yüzden Ayşin’in senden uzaklaşması için iyi bir fırsattı. Evine kimseyi kabul etmediğini biliyorum. Onu orada görürsen, delirirsin ve patlarsın. Böylece ne kadar istemesem de Ayşin’in kalbi kırılır ve senden uzak-”
“Öyle de oldu.” diyerek sözünü kesmemle acı çeken ifadesi şaşkınlıkla kaplandı.
“Gerçekten mi?”
Gerçekleri ayrıntıyla bilmesine gerek yoktu. İstediği bizim uzaklaşmamızdı. Bunun nedeninin kendi planı gibi olduğunu düşünmesi için başımı onaylarcasına salladım.
Rahatlamış bir tavırla “O zaman Ayşin sorunu ortadan kalktı.”
Gözlerimle bahçeyi tarıyordum, “Kalktı Sarı.” dedim.
Bahçede gördüğüm manzara canımı sıkmıştı, Cankut her zamanki gibi bunu anladı.
“Ne oldu?” diye sordu.
Cevap vermeden Yer Fıstığının olduğu tarafa bakmaya devam ettim. Bir süre sonra “Oo…” sesi yükselince Cankut’a döndüm. Yüzündeki gülümseme hiç hoşuma gitmedi.
“Emirhan gelmiş.”
Tekrar Ayşin ve yanındaki kumral zibidiye döndüm. Yakın mesafedeki konuşmalarını takip ederken “Emirhan Bikeç” dedi. Cankut’un herkesi tanıtan özelliğine ilk kez kızmak içimden gelmiyordu. Hatta bu çocuğu daha ayrıntılı anlatırsa uzun bir süre de kızmayı düşünmüyordum.
“Kendisine okulda Âşık Veysel deriz,”
“Neden?”
“Yıllardır Ayşin’e âşık da ondan.”
Garip bir duygu bedenimi ele geçirip oradan da ruhumu sarmaşık gibi sarmaya başladı. Birden ortam boğucu bir hale gelmişti. Nefes alamıyor, almaya çalıştıkça ter içinde kaldığımı hissediyordum.
“Şairane bir ruhu var. Her gün Ayşin’e bir şiir yazar, çeşitli sürprizlerle verirdi. Sonra onları bestelemeye başladı. En son tüm okulun önünde Ayşin’e serenat yapınca adını Âşık Veysel koyduk.”
Neden sinirlenmiştim ki şimdi? Tenim karıncalanmaya başladı. Ruhumu savaşamayacağım kadar sıkı sarıp sarmalayan şey dilimi düğümlüyordu.
“Ama platonikten öteye gidemedi. Ayşin annesi vefat ettikten sonra kendini bütün dünyaya kapattı. Emirhan bazı ailevi durumlardan koleje devam edemedi. Kaydını başka okula aldırdı. Aşkları başlamadan bitti anlayacağın.”
Cankut’un alaycı tavrı başlayınca tekrar Ayşinlere döndüm. Emirhan denen çocuk gülümseyerek bir şeyler anlatırken Yer Fıstığı kibar bir tebessümle karşılık veriyordu. Allah’tan Cankut benden konuşmamı beklemiyordu. İçimdeki kopan fırtınaları yansıtmadan kelimeleri nasıl bir araya getireceğimi bilmiyordum.
“Üzerindeki formalara bakılırsa tekrar bizim okula kaydolmuş. Ailesi durumunu düzeltti herhalde.”
Çocuğu baştan aşağı süzdüm. İnce ve düzgün bir yapısı vardı, uzun boyluydu. Kumral saçları haddinden fazla uzun olmasına rağmen dimdik ayakta durabiliyordu. Yüzünü tam seçemesem de yakışıklılar kervanına girdiğini anlayabiliyordum. Böyle bir çocuk istediği kızı elde edebilecekken neden Ayşin’e âşık olmuştu ki? Ayrıca bundan bana neydi? Kendime olan kızgınlığımı belli etmemeye çalışıyordum.
“İyi işte, yarım kalan aşklarına devam ederler.” dedim.
“Sanmam,”
Garip bir hisle Cankut’a döndüm. O da benim gibi ikisini izliyordu. Bana bakmıyor olması daha rahat davranmama neden olurken “O kadar zaman Ayşin, Emirhan’a karşılık vermediyse, şimdi de vermez.” dedi. Belli belirsiz gülümsedim. Cankut göz ucuyla bana bakar gibi olduktan sonra aniden bakışlarını üzerime sabitledi.
“Lan” diyerek imalı bir şekilde gülümsemeye başlayan Cankut’la yüzümü eski ifadesiz haline büründürmeye çalıştım.
“Sen mutlu mu oldun?”
“Ne alakası var?”
“Hadi hadiiiii.” diyen Cankut ağzını burnunu kırmak isteyeceğim şekilde gülmeye başladı.
“Bas baya gülüyordun az önce. Bir de Ayşin’in yüreğinde olmadığını söylüyor.”
“Cankut saçmalamayı kes!” diye uyardığımda gevşemiş bir şekilde arkasına yaslandı.
“Yok öyle bir şey lan. O kızla ne işim olur! Yine kovulmak istiyorsun galiba?”
Cankut bir şeyleri anlıyordu fakat belli etmemeye çalışıyordu, imalı bir gülümsemeyle başını bana çevirdi.
“Kov. Nasılsa sınıfta ikisini gördüğün an bir açığını yakalarım.”
“O zibidi bizim sınıfta mı?”
Cankut’un surat ifadesi sohbetten ne kadar keyiflendiğini gösteriyordu, “Öyle diyollaaa” deyince dişlerimi sıktım. Durumun ciddi olduğunu anladığı an gülümsemesi silinirken “En son öyleydi, en azından. Başka sınıfa kayıt yaptırılmadıysa hâlâ da öyledir” dedi. Derin bir nefes alıp yavaşça verdim. Tek bir gün… Sinirlenmeyeceğim tek bir gün istedim.
Şimdi de başıma bu çıkmıştı. Emirhan Bikeç!
Zilin çalmasıyla ayağa kalktım. Cankut’u beklemeden yürümeye başladığımda Ayşin ve yanındaki zibidinin de ayaklandığını gördüm. Adımlarımı daha da hızlandırıp onları yakalamaya çalıştım. Okulun kapısının önünde yan yana gelmemizle üçümüzde olduğumuz yerde durduk. Aramızda bir elektriklenme oldu, hava ağırlaştı. Ayşin’i göz hapsine almaya çalışırken müebbet yemişiz, haberimiz yok!
Kırgınlığını iliklerime kadar hissetmiştim. Gözleri bir an boynuma kaydı. Nasıl olduğunu merak ettiğini adım kadar iyi biliyordum. Eskisinden daha iyi durumda olduğunu çaktırmadan göstermek için başımı sağda duran Emirhan’a çevirdim. Rahatsız bir ifadeyle bana bakan çocuk “Hadi Ayşin.” diyerek elini Yer Fıstığının sırtına koydu. Ses tonu mu yoksa Yer Fıstığına dokunuşu mu çenemin kasılmasına neden olmuştu. Tepki vermemek için kendimi zor tutuyordum.
Arkamızda okula girmeyi bekleyen öğrenciler olduğunu hissediyordum ama ensemdeki nefesin Cankut’a ait olduğuna kesinlikle emindim. Ayşin hiçbir cevap vermeden yürümeye başladı. Göz kontağımızın kopmasıyla kendimi boşluğa bırakmış gibi hissettim.
Koridor açıldı ve öğrenciler içeri girmeye başladı. Bir süre yerimden kıpırdamadan durdum. Bahçe boşalmıştı, zil tekrar çalarken beni harekete geçiren şey Cankut’un kulağıma fısıldadığı şarkıydı.
“Aşıksın dırıtıdırıtı aşıksın dırıtıdırıtı sen aşıksın arkadaş!”
“Gel ulan buraya,” dememe kalmadan koşmaya başlayan Sarı’nın peşinden biraz koşup, yavaşladım, çocukla çocuk olmanın alemi yoktu.
Sınıfa geldiğimde ilk dikkatimi çeken şey Cankut’un önünde oturan Emirhan’dı. Gerçekten bu sınıfa kayıt yaptırmıştı. Hâlâ Ayşin’e bir şeyler anlatma çabasında olduğunu gördüğümde iyice gerildim. Boynumu sağa sola yatırarak kütlettim. Cankut bakışlarıyla önündeki zibidiyi işaret ediyordu, yerime oturmamla Yer Fıstığı arkasına dayandı.
Nabzım onun nefes alışverişiyle aynı tempoda atıyordu. Vücudum adrenalinle dolarken, ilk gün, ilk saat tartıştığım kadın sınıfa girdi. Ne kadar güzel! Gözleri sınıfı tararken bir süre bende sabit kaldı.
“Günaydın arkadaşlar,” diyerek bakışlarını Emirhan’a çeviren Hoca “Bikeç.” diye seslendi. “Seni gibi başarılı bir öğrenciyi tekrar aramızda görmek çok güzel.”
“Benim içinde hocam,” diyerek şimdi Ayşin’e bakan çocuk “Çok özlemişim.” diye devam etti. Emirhan’a karşı olan öfke tohumlarım çoktan büyümüş, yakında patır patır dökülecek kıvama gelmişti. Göz ucuyla Cankut’a baktığımda elindeki kaleme bakarak gülümsediğini gördüm. Aklından geçen şeyleri bildiğim için sinirim kontrolsüz bir şekilde artmaya başladı.
“Bizde seni Emihancığım. Gittiğin okul nasıldı?”
“Yalan olmasın, devlet okulu olmasına rağmen kolejden farkı yoktu ama benim için bir anlam ifade etmiyordu, anılarım burada nefes alırken hem de.”
Sınıftan ooo sesleri yükselirken Ayşin’in başını öne eğdiğini gördüm. Emirhan ona kaçamak bakışlar atıyor bir yandan da gülümseyerek dudağını ısırıyordu. Neden böyle hissediyordum? Sanki çocuğun her söylediği söz, her yaptığı hareket bana batıyordu. Beni ilgilendirecek bir konu yokken en çok sinirlenen kişi benmişim gibi hissediyordum. Yer Fıstığına baktığı gözlerini büyük bir zevkle oyup ellerine verebileceğimi hayal ediyordum, en azından lakabına uymasına benim de bir katkım olurdu.
Sınıftan, “Aşık Veysel geri döndü hocam,” diyen biriyle Hoca gülümsedi.
“O zaman Emirhan’dan bir şiiriyle dersimize başlayalım.”
Derin bir nefes alıp arkama dayandım. Sanırım bu ders düşündüğümden daha zor geçecekti.
“Seve seve.” diyen zibidi ayağa kalktı. Tahtaya doğru yürürken sınıftaki herkesin heyecanlanmaya başladığını hissettim. Cankut’un gözlerinin üzerimde olduğunu bildiğim için tepki vermemek için olabildiğince hareketsiz kalmaya çalıştım. Derin bir nefes alıp tahtadaki bir noktaya odaklanırken Emirhan seçtiği bir Âşık Veysel şiirini okumaya başladı ama benim kulaklarımda çınlayan sesler dudaklarımdan başka türlü döküldü.
“Ama çok zor bırakmazlar
Aşkımızı yaşatmazlar
Birbirimize kalkan olamazsak eğer…”[1]
**-**
“Haftaya görüşürüz çocuklar. Ödevlerinizi yapmayı unutmayın.”
Cankut yanıma gelmeden ayağa kalktım. Onun zırvalarını çekecek enerjim yoktu, Karşıma çıkan cilveli kız planımı harekete geçirecek parça olmasına rağmen onunla bile uğraşmak istemiyordum. Sanki tüm enerjim vakumlanmıştı.
Bahçeye çıktığımda güneşin sabah ki gibi hissettirmediğini fark ettim. Çardağa derin bir iç çekerek oturdum. Neden bu halde olduğumu anlayamıyordum. Cankut’un dediği gibi aşık olmadığımı biliyordum. Peki, neden insanlara aşk acısı çekiyor izlenimi veriyordum?
“Of.” diyerek arkama dayandım. Bir haftadır tanıdığım kızı kıskanmam kadar saçma bir şey olabilir miydi? Sevgililiği geçtim kıskanmamı gerektirecek bir sıfatım bile yoktu. Ne kardeştik, ne arkadaş…
Sinirle masaya vurdum ve başımı ellerimin arasına aldım. Gözlerim daha öncede fark ettiğim A harfine takıldı. Sanki beynimden Yer Fıstığını atabilecekmişim gibi saçlarımı çekmeye başladım.
“Kelliğin sana yakışacağını sanmıyorum.”
Başımı kaldırmamla Cankut’un önüme çay koyması bir oldu. Bunun yanında bir sigara için nelerimi vermezdim ama okul kuralları elimi kolumu bağlıyordu. “Eyvallah.” diyerek çayımdan bir yudum aldım. Biraz da olsa iyi hissetmeme neden olan bardağın ağzında parmağımı dolaştırdım. Tekrar bir yudum alırken Cankut “Uraz.” diye devam etti.
“Efendim.”
“Onun iyiliği için bunu yapmak zorundasın.” dediğinde sessizce yutkundum.
“Kendimden başka kimsenin iyiliğini düşünmek zorunda değilim.” diyerek kaynar çayı kafama diktim. İçimdeki sönmeyen yangına bir yenisini eklerken “Haklısın ama-” diyen Cankut’un sözünü kestim.
“Bu benim iyiliğim için Sarı. Ayşin umurumda değil”
“Senin umurunda olmayabilir ama biraz daha onunla yan yana görünseydin Patron’un umurunda olurdu. O günkü siniri aklıma geldikçe omzum sızlıyor. Tekrar bir aksilik olursa-”
“Tekrar bir aksilik olması için bana o fırsatı vermesi lazım Sarı.”
Tekrar lafını yarıda bırakmak zorunda kalan Cankut derin bir nefes aldı. “Siniri geçince verecektir.” dediğinde hafifçe güldüm.
“Bir hatamda beni saf dışı bırakan bir adamdan bahsediyoruz Cankut. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Her yaptığımı iki kere kontrol edecek. Etrafımdaki her insan onun dikkatini çekecek. Özelliklede de kadınlar… Ben yakınındayken asla onlara yaşama hakkını lütfetmeyecek. Tıpkı bana başka şans vermediği gibi… Tekrar o şansı verse bile Ayşin’i göz göre göre bu ateşin içine atmam. O konu kapandı.”
Cankut başını tamam anlamında sallayıp çayından bir yudum aldı. Gözlerimi bahçede dolaştırdım. Emirhan ve Ayşin’i yan yana gördüm. Cep telefonumun zil sesi beni o andan uzaklaştırdı. Kimin aradığına bakmaya gerek bile duymadan telefonu masadan aldım. Zil sesinden kim olduğunu çok iyi biliyordum.
“Patron.”
Cankut “İyi insan lafının üstüne ararmış,’ diye fısıldadı, “İti an çomağı hazırla,” diyerek dudaklarımı kıpırdattım. Uyaran bir ifadeyle bakması gülümsememe neden olurken soğuk bir ses telefonun diğer ucundan duyuldu.
“Uraz.”
“Evet Patron,”
“Yaptıklarını telafi etmeye ne dersin?”
Cankut’la göz göze geldik. Endişesini gözlerinden okuyabiliyordum.
“Büyük bir zevkle.”
Patron’un dudağında puroyla gülümsediğini hissediyordum. “Bu gece,” dediğinde başımı dikleştirdim. “Geçen sefer dövüştüğün rakiple, dövüşü iptal ettikleri için kendilerini suçlu hissediyorlar.”
Elimdeki bardağı sıktım. O gün dövüş iptal mi edilmişti? Hem de rakip tarafından? O gün dövüşe gelmesem bile Patron bir şey kaybetmemişti, affedebilirdi. O beni tehdit etmeyi tercih etmişti. Beni bir hiç uğruna mı bu hale sokmuştu?
Düşüncelerden dolayı bardağı o kadar sıkı tutuyordum ki eklem yerlerim bembeyaz olmuştu. Bardak kırılmadığı için şanslıydım, ama neredeyse kırılmış olmasını dilemek üzereydim. Böylece elimi kesip bir damarı koparabilirdi. O acıyla birazda olsa sakinlerdim.
İçimdeki öfkeyi akşama saklayarak “Tamam.” dedikten sonra, Cankut’la göz göze geldim, endişesi iyice artan Sarı “Ne diyor?” diye sorunca susmasını işaret ettim. Gözlerim tekrar Ayşin’e takıldı. O gün söyledikleri yüzünden Yer Fıstığının kalbini kırmam ve bütün bir hafta sonu vicdan azabı çekmem aklıma geldi. Ben bunu hak etmemiştim.
“Bir yanlışını daha affetmem,” diyen patron telefonu yüzüme kapattı.
“Bende…” diye fısıldadım.
Yorumlar
Yorum Gönder