Şah - 17. Bölüm

 URAZ

Sessizliği sinir bozucuydu, apaçık bir işkenceydi.

Nihayet eve gelmiştik eve girer girmez poşetleri mutfağa bıraktım. Ayşin poşetleri boşaltmaya başladı, ağzını bıçak açmıyordu. Üzerimdekileri çıkartırken gözlerimi Yer Fıstığından ayırmıyordum.

Onu kimseyi almadığım evime kabul ettim. Saçmalıklarına tek tek cevap verip sırf istediği için bu halde insan içine çıktım. Yorgunluktan ölmeme rağmen ona bir tane bile poşet taşıtmamak için hepsini kendim yüklendim. Oturup teşekkür edeceğine salak saçma bir nedenden trip atmaya devam ediyordu.

Sabrımı kuvvetlendirsin diye derin bir nefes aldım. Soğuk mermerlerin üzerinde kayar gibi aldıklarımızı yerleştirirken gözlerim ayaklarına takıldı. “Yere basma.” dediğimde bir an duraksayan Yer Fıstığı başını öne eğdi. Daha sonra beni umursamadan elindekileri buzdolabına koydu.

“En azından ayağına bir tane daha çorap giy.”

Cevap vermedi. Sanki kulaklarına perde inmiş, benim söylediğim şeyleri duymuyordu.

“Ne bok yersen ye!”

 Sinirle inleyerek salona gittim. Dikkatli bir şekilde koltuğa oturdum. Dolap kapaklarını çarparak, elindekileri sağa sola fırlatarak mutfakta dolandığını duyabiliyordum. Arkama yaslandım ve çıkardığı karmaşayı dinledim. Sanki bütün işi ufacık yumruklarıyla yapar gibi sesler çıkarıyordu. Bu kadar sinirlendirecek ne demiştim ki ona?

Televizyonu açtım. Kanallar arasında gezinirken içerideki tek kişilik kavgayı duymamak için televizyonun sesini yükselttim. ‘Tam izleyecek bir şey yok’ diye düşünürken Beyaz Futbol programının geçen haftaki bölümüne rastladım. ‘Hiç yoktan iyidir’ diyerek izlerken mutfaktaki sesler kesildi.

“Ahmet Çakar’a bayılıyorum.”

Duyduğum şeye inanamayarak kapıda duran Ayşin’e baktım. Elindeki tepsiyle yanıma gelirken gözlerini televizyondan ayırmadı. Kıkırdadığını duyunca kaşlarım çatıldı.

“Geçen haftanın programıydı bu. Ne gülmüştüm ya.” deyip tepsiyi sehpaya koyarken “Bak bak şimdi Rasim Ozan, Abdülkerim Durmaz gazoz verecek.” dedi ve koltuğa oturdu. Duyduklarıma ve gördüklerime inanamıyordum. Bir kız neden futbol programı izlerdi? Hem de baya baya müptelası olacak şekilde.

“Kıyamam Ahmet’im arada kaldı ya.”

Yüzündeki tebessümle getirdiği fıstıklı cipslerden bir tanesini ağzına attı. Gözlerim televizyon ve Yer Fıstığı arasında mekik dokudu. Kahkaha attığında daha fazla dayanamayacağımı anladım.

“Televizyon izlemeyen bir KIZIN.” Kızı vurgulayan cümlemle bakışlarını birkaç seferde bana çeviren Ayşin’e elimle televizyonu gösterdim. “Futbol programını ezbere bilmesi sence de garip değil mi?”

Yüzünde masum gülümseme hafifçe silindi. “İkidir kızlığımı sorguladığının farkında mısın?” diye sorduğunda az önceki sinirinin nedeni anlaşılmıştı. Sinirle elini cips kâsesine daldırıp birkaç tane cipsi ağzına tıktı. Televizyona bakıyor ama izlemiyordu. Kafası başka yerlerde gibi dururken zar zor yutkundu.

“Babamla vakit geçirebildiğim tek an.” diyerek kolasından bir yudum aldı. “Babamla çok fazla vakit geçiremiyoruz; geç saatlere kadar okulda çalışıyor. O olmadığında ablamla tartışmamak için odamda vakit geçiriyorum. Babam eve geldiğinde günün tüm yorgunluğunu televizyonun karşısında uyuklayarak atmayı seviyor. Tek uyumadığı program ise Beyaz Futbol. Sırf onunla vakit geçirebilmek için yanında oturuyordum. Başlarda çok sıkıldım. Yalan değil. Sonra komik anlarını gördükçe sevmeye başladım. Bir baktım bağımlısı olmuşum.

Tekrar birkaç cipsi ardı ardına ağzına attı. Sadece siluetini görsem de kırgın olduğunu anlayabiliyordum. Bir süre hiçbir şey söylemeden Ayşin’i izledim. Ara ara televizyondaki olaylara buruk şekilde gülümsüyordu. Konuyu kapatmak için “Hangi takımlısın?” diye sordum.

Yer Fıstığı bir an tereddütle bana baktı. “Beşiktaş desem bana kardeş takım muamelesi yapmazsın değil mi?” 

Hoşuma gittiğini belli edercesine başımı hayır anlamında salladım, “Sen hangi takımlısın?” diye sorduğunda yüzümdeki gülümseme biraz daha arttı. Konu Beşiktaş olduğunda içimdeki çocuksu sevinci saklama gereği duymuyordum.

“Griyi oluşturan renkleri sadece yan yanayken severim. Her şeye karşılığım Çarşı’dan gelir. Erkek adamız renklerle işimiz olmaz-”

“Sen holiganlığa başlamadan, ben kardeşime bir çay koyayım.”

 “Çay mı demledin?”

“Demli içiyorsun değil mi?”

Başımı onaylarcasına sallasam da hâlâ çay yaptığına inanamıyordum. Ayşin salondan çıkarken getirdiği cips kâselerinden bir tanesini elime aldım. İştahlı bir şekilde cipsleri yerken “Sende mi fıstıklı cips seviyorsun?” diye soran Ayşin çaylarla içeri girdi. Rengi tavşankanını andıran çay bardağını uzattığında cips kâsesini yanıma koydum. 

Parmaklarımı yalayarak “Cips ayrımı yapmam ama uzun zamandır yemiyorum. Sürekli antrenman yaptığım için vücudumdaki yağ dengesini korumam lazım.”

“Şekeri bulamadım.”

“Çünkü yok.” diyerek çaydan bir yudum aldım. ‘Tam kıvamında’ diye düşünürken “Oh be” diyen Ayşin’e baktım. “Benim gibi çayı şekersiz seven biri daha gördüm ya, ölsem de gam yemem artık.” Çayından keyifle aldığı yudumu yutarken bardağını tabağına koydu. Ne yani? O kadar tatlı alan biri çayı şekersiz mi içiyordu?

Ayağa kalktı. Üzerindeki eşofmanı düzeltip ayaklarını altına toplayıp oturdu. Cips kâsesini kucağına koyup çayını eline aldı. Beyaz Futbol yerine bir de pembe dizi açsa tam bir ev hanımını andıracaktı. Televizyondaki programı izlemek yerine gözlerimi Ayşin’e sabitledim. Sanki daha önce hiç kadın görmemiştim. O kadar farklıydı ki hiçbir mimiğini kaçırmak istemiyordum. Diğer kızlar gibi değilsin derken kast ettiğim aslında buydu. Rahattı ve içinden nasıl geçiyorsa öyle davranıyordu. Maskelere, rollere ihtiyaç duymuyor, beni kabul eden böyle etsin kafasında yaşıyordu.

“Uraz!”

Kafamdaki düşüncelerden bana baktığını hissetmemiştim. “Bir şey mi oldu?” diyerek ağzına tıktığı 3-4 adet cipsi zar zor çiğnediğini görünce hafifçe gülümsedim. Başımı hayır anlamında salladığımda gözleri elimdeki boş bardağa takıldı.

“Aa çayın bitmiş.”

Bir şey söylememe fırsat vermeden elimden bardağı alıp koşar adım mutfağa gitti. “Yere basma!”

“Daha uçmayı öğrenemedim.”

Başımı iki yana sallayarak gülümsedim. Sanırım ruh hali bulaşıcıydı. Rahatlamama ve zihnimdeki her şeyi geri plana atarak gülümsememe neden oluyordu ama Patron’la ilgili düşünceler yokluğunda sinsi sinsi geri geliyordu. Şu anda birlikte olduğumuzu biliyor muydu? Bu yüzden benimde polislerle işim olduğunu düşünebilir miydi? Ayşin’i her yakınımda gördüğünde benden kuşkulanmasına izin mi verecektim? Hoş, bizim yan yana gelmemizi de istemiyordu. Yine de üzerimde ağır bir sorumluluk hissediyordum. Bir şey yapmalıydım. Yer Fıstığını aklayabilecek bir şeyler bulmalıydım.

Çayla beraber geri dönen Yer Fıstığıyla düşüncelerimden ayrıldım. Oturuşumu düzeltirken çayımı sehpama koyan Ayşin “Afiyet olsun.” dedi. Tekrar eski pozisyonunu aldığında beli açılınca “Belini kapat.” diye uyardım. Eliyle üzerindeki minik şeyi çekiştirmeye çalıştı. Kısa bir an kapanan beli tekrar açıldığında “Ayşin.” dedim. Çikolatayı ısırırken bana baktı. Normal de bu hareketi yapan kızların seksi olması gerekirken Yer Fıstığı sadece komik olmuştu. Gülmemeyi kendime hatırlatarak “Belini kapat.” dedim.

“Aynı babam gibisin ya, ne yapayım kapanmıyor işte.” diye söylendi.

“Babanın bir karış daha uzununu alacak parası mı yoktu?”

“Ne?”

“Neden sürekli ağrı çekiyorsun belli.” dediğimde dudakları hafifçe aralandı.

“Bir de çocuğun olmaz de, babaannem diye sarılayım sana Uraz.”

Aniden ayağa kalktımm, “Ne oluyor ya?” diyerek arkamdan bakan Ayşin’e cevap vermeden salondan çıktım. 

“Kızdın mı?”

Neden kızacaktım? Yaşlı dediği için mi? Ona göre yaşlıydım. Bunun için trip atacak halim yoktu ya. Çocuk muyum ben!

 Dolaptan elime geçen ilk tişörtle salona döndüm. Yer Fıstığı şaşkın bir şekilde bana bakarken tişörtü uzattım. “Bu ne?” diyerek eline aldığı tişörtü incelemeye başladı.

“Sorgulamada giy.”

Bir süre ciddi olup olmadığımı anlamak istercesine yüzüme baktı. Bakışlarımla tişörtü işaret edince yanaklarını şişirerek nefesini dışarı üfledi. Ayağa kalkan Ayşin tişörtü üzerine geçirince neredeyse ortadan kayboldu. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Bir insan nasıl bu kadar ufak olabilirdi? Üzerine bakan Yer Fıstığı “Çok büyük oldu sanki.” diyerek kollarını kıvırmaya çalıştı.

“Buradan anlıyoruz ki. Bir Uraz eşittir üç Ayşin.”

Kaşlarını çatarak bana döndü. “Sen bana bir şey mi ima etmeye çalışıyorsun?”

“Bence gayet açıkça söyledim.” dediğimde daha da öfkelenen Yer Fıstığı hırsla eski pozisyonunu aldı, sehpanın üzerindekileri kucağına toplayıp ağzına tepmeye çalışırken “Görürsün sen.” gibi bir şeyler söyledi. 

“Hepsini ben yiyeceğim işte. Kocaman olduğumda nasıl dalga geçeceksin acaba?”

“Şişko!”

Ayşin gözlerini pörtleterek bana baktı. Kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım.

”Çok adisin, kadınların yaşı ve kilosuyla dalga geçilmez.”

“Kadın olduğunda geçmem söz.” dememle bir anda pancar rengini alan Ayşin öksürmeye başladı. Bir anda elimdeki bardağı aldı ve çayımı içmeye başladı. Ayağa kalkıp boşalmış bardağını elime aldım. Mutfağa gidip bardağına çay doldurdum. Kendime de yeni bir bardak çay alıp salona döndüm. Öksürüğü azalsa da ara ara devam ediyordu. Çayını uzattığımda daha çok elimdeki diğer bardakla ilgilenen Ayşin “Sadece bir yudum aldım.” dedi.

“Bardak değiştirmek için yeterli bir neden.”

“Vebalı mıyım ben?”

“Kimsenin ağzından bir şey yemem içmem, üzerine alınma.”

 “Ciddi misin?”

“Şaka yaptığımı gördün mü?”

“Peki neden?”

“Alışkanlık.”

“O zaman kız arkadaşlarınla nasıl öpüşüyorsun?”

Böyle bir soru soracağını beklemediğim için ağzımdaki çayı dışarı püskürtmemek için kendimi zor tuttum. 

“Öpüştüğümü nereden çıkardın?”

“Öpüşmüyor musun?”

Başımı hayır anlamında salladım. Şaşkın bir ifadeyle alnını karıştırdı.

“Seninle sevgili olacak kıza Allah sabır versin.”

“Neden?”

“Öpüşmüyorsun baksana.” 

“Bu zamana kadar hiç şikayet edeni duymadım.” dedikten sonra çayımdan bir yudum daha aldım. 

“Nasıl yani? Öpüşmemeni garipsemediler mi?”

“I-ıh, Onların istedikleri öpüşmekten ilerisiydi. Ben de istediklerini verdim.”

“İğrençsin.” diyerek yüzünü buruşturan Ayşin’e “Öpüşmek daha iğrenç.” dedim.

“Konuyu kapatabilir miyiz?”

“Açan sensin Yer Fıstığı.”

“Tamam, şimdide kapatmak istiyorum!”

Nedense içimden bir ses kaçtığı bir şey olduğunu söylüyordu. Çayımdan tekrar yudum alıp bardağı elimde döndürürken “Öpüşmek nasıl bir his Ayşin” diye sordum muzur gülümsememi saklama gereği duymadan.

“Uraz!”

“Belli ki çok tecrüben olmuş-”

“Konuyu kapattık!”

Gözlerimi kıstım, Yoksa daha önce hiç öpüşmeyip gelip burada bana ahkâm mı kesiyordu?

“Tamam son bir soru. Sonra susacağım.”

Bunalmış bir şekilde iç çekerek “Sor!” dedi. 

“Kaç kişiyle öpüştün?”

“Uraz!”

Adımı sağır edici bir şekilde haykırdı. Büyük ihtimal adımı bilmeyen komşularım da artık öğrenmişti. “Öyle bir rakam olduğunu sanmıyorum.”

“Ya sana ne?”

“Ben tahmin edeyim, 17” diyerek onu tuzağa düşürmek için uğraşırken

“Oha!” diye bağırdı. “Oradan yollu gibi mi görünüyorum?”

“Her yaşına bir öpücük diye düşündüm. Yoksa 51 mi?”

Cips hesabını yaşa döndürdüğümü fark ettiğinde gözlerini kısan Yer Fıstığı “He, 51.” dedi. Dudaklarımı ince bir çizgi haline getirip başımı anladığımı belli edercesine salladım.

“Dudaklarının neden kalın olduğu belli.” dediğimde arkasındaki yastığı bana savuran Yer Fıstığı “Yeter ya!” diye bağırdı. Yastık yarık olan kaşıma çarpınca acıyla inledim. Birazdan tekrar kanamaya başlarsa şaşırmazdım. Ayşin’in siniri bir anda paniğe dönerken “Özür dilerim.” diyerek ayaklandı. Sırf biraz daha vicdan azabı çekmesi için elimi kaşıma bastırıp inlemeye devam ettim.

“Uraz çok özür dilerim. Canını yakmak istememiştim, çek elini de bakayım.”

“Uraz!”

Sesi gittikçe daha da titrek çıkınca daha fazla dayanamayacağımı anladım. Gülmeye başladığım ilk an ne olduğunu anlayamayan Ayşin onunla dalga geçtiğimi fark edince kaşlarını çattı. Yüzündeki ifadeyle öyle yoğun bir kahkaha attım ki göğsüm sarsıldı. Yüzümü buruşturdum. Sarsılmanın etkisiyle kaburgalarımdaki acı adeta damarlarıma elektrik verilmiş gibi tüm vücudumu kapladı. Derin bir nefes aldım.

“Buna da inanmamı bekleme!” diyerek yerine oturan Ayşin gözlerini televizyona dikti. Canım o kadar acımıştı ki gözlerim sulandı. Akıtmamak için büyük çaba harcadığım yaşlar gözlerime batmaya başladı. Bir süre hareketsiz kalarak sadece nefes aldım.

Ağrılarımın geçmeyeceğini anladığımda ayağa kalktım. Sanırım biraz uzansam iyi olacaktı. Ayşin’in göz ucuyla beni takip ettiğini hissediyordum. Salondan çıkıp ağır adımlarla yatak odasına gittim. Yavaşça kendimi yatağa bıraksam da acıyla inlememe engel olamadım. Sırt üstü uzandım.

Uyku, onunla savaşamayacağım kadar büyük bir güçle beni kendine çekiyordu. Tavana bakıyor, hızlı hızlı gözlerimi kırpıştırarak uyanık kalmaya çalışıyordum. Bir süre sonra uyku ile uyanıklık arasında bir yerde olduğumu hissettim. Daha fazla dayanamayacağımı anladığımda göz kapaklarım yavaşça kapandı.


**-**


Nefes aldığımda burnuma dolan koku kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Ömrü hayatı boyunca kâbus dışında rüya görmeyen biri için bu kokular fazla gerçekçiydi. Gözlerimi araladım. Pencereden sızan ışık sabah olduğunu belli ediyordu. Resmen akşam üzerimdekilerle sızıp kalmıştım. Ayşin ne yapmıştı acaba? Gözlerimi odada dolaştırdım. Hâlâ puslu gördüğümü hissedince gözlerimi ovaladım, az önce duyduğum kokunun rüya olmadığını anladığımda dona kaldım. Sadece bir saniyeydi. Kokunun nereden geldiğini düşünmeye çalıştığım bir saniyeydi ama çaydan dolayı olabileceğini anladığım çok uzun bir saniye…

“Allah kahretsin!”

Panikle ayağa kalkarken resmen ağrılarımı hissetmiyordum. Koşarak odadan çıkmamla dumanın çevresindeki havayı tükettiğini anladım.

“Ayşin!” diye bağırarak salona koştum. Kalbim delicesine çarpmaya başladı. Salonun boş olduğunu gördüğümde tekrar “Ayşin!” diyerek koştum. Banyoya gideceğim an cılız bir “Buradayım.” cümlesi mutfağa koşmama neden oldu. Sigara aşığı olan biri için bile bu duman fazlaydı. Mutfağın önüne gelmemle olduğum yere çakılmam bir oldu.

Camı kapıyı açan Yer Fıstığı, eline aldığı bir havluyla dumanı dışarı çıkartmaya çalışırken “Günaydın Uraz.” dedi. Öksürerek bir elimi ağzıma bastırdım. Boştaki elimi sallayarak dumanı kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Tezgâhta yanmış ekmekleri gördüğüm an “Ne yaptın sen?” diye sordum. Bir yandan öksürüp bir yandan dumanı süpürmeye çalışan Ayşin “Ne yapamadın desen daha doğru olur sanırım.” dedi.

Hızla ocağın başına giderken “Aspiratörün icadından haberin yok mu?” diye sorup birkaç düğmeye bastım. Aspiratörün çalışmasıyla dumanı süpürmeyi bırakan Yer Fıstığı “Nasıl çalıştırdın?” deyip ocağa doğru yaklaştı.

“Saatlerdir çalışması için uğraşıyorum.”

“Belli ki teknolojin yetersiz, yürü. Zehirleneceksin burada.”

Ayşin’i kolundan çekiştirirken mutfağın kapısını kapattım. Evdeki bütün camları açarken Yer Fıstığını salona tıktım. Yanına gittiğimde elindeki havluya eziyet ederken “Uraz.” dedi. Birazdan ağlayacağını anladığım ses tonuyla “Özür dilerim.” deyince derin bir nefes aldım.

“Sadece.” deyip bakışlarını benden kaçırdı, “Cici papa yapmak istemiştim.”

“Tamam, sorun yok.”

“Annemi her yaptığında izlerdim. Nasıl yapıldığını biliyorum ama işte, diğer şeyleri hazırlarken-”

“Sorun yok dedim Ayşin.”

Başını tamam anlamında sallayıp titrek bir nefes aldı. Nefesimi sesli bir şekilde dışarı üflerken yüzümü ovuşturdum. Gerçekten harika bir uyandırma stili vardı. Cici papa yapacakmış. 

Güne bok gibi uyanmamı sağlamıştı. Koltuğa inleyerek kendimi bıraktım. Ayşin hâlâ elindeki havluya eziyet ediyordu. “Otur hadi, duman çıksın. Ne yapıyorsan devam edersin…”

“Cici papa… tamam, o neyse işte.”

Koltuğun ucuna oturdu. “Şu havluya da eziyet etmeyi bırak.” dediğimde havluyu hızla yanına koydu. Sabah serini odalar arasında dolaşıyordu. Kapının altından ve camdan gelen rüzgâr salonda cereyana neden olunca Ayşin kollarını ufak bedenine doladı

“Üşüdün mü?”

“Yoo.” dese de hâlâ kollarını sıvazlıyordu.

“Belli.” diyerek ayağa kalktım ve camı kapattım. Salonun kapısını açtığımda dumanın azaldığını gördüm. Odaların camlarını kapattım. Mutfağa doğru giderken Ayşin salondan çıktı.

“Uraz.” dediğinde ‘Ne var’ gibisinden başımı salladım.

“Her yerim is kokmuş, şey... Banyo yapabilir miyim?”

Utana sıkıla sorduğu soruya “Keyfine bak.” diye cevap verdim.

 “Dolapta temiz havlu var.”

“Gördüm.” dediği an Ayşin’e bakmak için arkamı döndüm ama o çoktan banyoya girmişti. Gördüm mü demişti o? Dolaplarımı mı karıştırmıştı yani? Beni tanımaya çalışırken burnunu daha nerelere sokacaktı acaba?

Mutfağa gittim. Dumanın ortadan kalkmasıyla mutfaktaki vahşet gözler önüne serilmişti. Özenle hazırlanmış masada sadece kuş sütü eksikken tezgâh 3. Dünya savaşının bizim evde başladığını işaret ediyordu.

 Az önce bizim mi demiştim ben? Benim. Sadece benim!

Cici papa dediği şeyin yumurtalı ekmek olduğunu gördüğüm an gülmeye başladım. Resmen ekmeği yumurtaya bulayıp pişirmekten acizdi. Hoş arkadaki masayı hazırlarken unutmuş da olabilirdi. Neyse ne. Sonuç olarak yiyecek ekmeğimiz yoktu. Ama dışarı çıkmadan önce şuraları da toplasam fena olmayacaktı.

 Elime çöp poşeti alıp tezgâhın üstündeki gereksiz her şeyi içine doldurdum. Daha sonra bir bezle üstün körü tezgâhı sildim. Evin daha çok havalanması için mutfağın camını kapatmazken Ayşin’in hâlâ banyoda olmasını fırsat bilip ekmek almak için evden çıktım.


**-**

 

AYŞİN

“Salak. Salak. Salak. Salak.”

Ellerimle başıma vurup kendime hakaret etmem bittikten sonra banyoda volta atmayı kestim. Lavaboya dayanıp öfkeli yüzümü aynada incelemeye başladım. Resmen çocuğun evini yakacaktım. Alt tarafı yumurtalı ekmek Ayşin. Nasıl ocakta unutursun?  Hadi aspiratörü çalıştıramadın kapıyı pencereyi neden en başta açmadın. Salak. Su katılmamış salak! Birde bunların üstüne temiz havluları gördüğünü söylüyorsun. Açık açık dolaplarını karıştırdım deseydin daha iyi olurdu Yer Fıstığı! Çocuğun neden sana Yer Fıstığı dediği belli. Sürekli yerin dibine girecek şeyler yapıyorsun. Salak.

Kendi kendime söylenmem bittikten sonra suyu açtım. Dolaptan aldığım temiz havluları ulaşabileceğim bir yere astım. Üzerimdekileri çıkartıp kenara koydum.  Kendimi sıcak suyun kollarına bıraktığımda birazda olsun sakinlediğimi hissediyordum. Bir süre suyun tadını çıkardım. Uraz’ın şampuanını ve duş jelini kokladıktan sonra yıkanmaya başladım. Artık is yerine Uraz gibi kokuyordum. Duştan çıkıp sıkı sıkı havluya sarıldım. Kıyafetlerimi burnuma götürdüğüm de yüzüm buruştu. Hâlâ is kokuyorlardı. Bunları üzerime geçirmem resmen boşu boşuna duş almam anlamına gelecekti.

Ne yapacağımı düşünmeye başladım.  Aceleyle evden çıkarken yanıma yedek kıyafette almamıştım. İç çamaşırlarımı bir kere daha kokladım. Hafif bir çitilemeyle kokusu çıkabilir diye düşünürken sutyen ve külotumu lavaboya koydum. Suyu açıp sabunla iç çamaşırlarımı yıkadım. İki gram şey, ömrümden ömür götürdü. Eskiler o koca koca çamaşırları nasıl yıkıyorlardı acaba?

İyice sıkıp birazda kurutma makinasını tuttuktan sonra üzerime geçirdim. Hâlâ nemliydiler ama en azından is kokmuyorlardı. Bu sorunu hallettiğime göre şimdi üzerime ne giyeceğimin derdine düşsem fena olmayacaktı. Acaba Uraz bana bir şeyler verebilir miydi? Havluya tekrar sarılıp kapıyı araladım.

“Uraz?”

Ses gelmeyince kapıyı biraz daha açtım, “Uraz?” Hâlâ sesin gelmemesi kafamı karıştırmıştı, temkinli bir şekilde banyodan çıkıp “Kurt Uraz?” diye seslendim. Bir iki adım koridorda ilerledim.

“Gıcık!”

İçeriyi dinledim. Ses yoktu. Gitmiş miydi? Resmen çocuğu evinden kaçırmıştım. Yatak odasına gittim. Dolaplarını kurcalarken bulduğum siyah bir tişörtü üzerime geçirdim. Birkaç eşofmanını denedim. Büyük geldiğini gördüğümde ağlamak istercesine olduğum yere çöktüm. Ne giyecektim? Gözüme çarpan şortu almak için tekrar ayağa kalktım, üzerime geçirdikten sonra belindeki lastiği sıkıca bağladım. Aynadaki görüntüm içler acısı halimi gözler önüne seriyordu. Resmen abisinin kıyafetlerini giyen kız çocuklarına benziyordum ama bunlardan başka çarem yoktu.

Kapı kapanma sesi duyduğumda odadan çıktım. Uraz elindeki poşetlerle ayakkabılarını çıkarırken göz ucuyla bana baktı.

“Şimdi de giysi dolabımı mı karıştırmaya başladın?”

Yanaklarıma kanın hücum ettiğini hissettim. “Şey, kıyafetlerim is kokuy-” derken sözümü kesti.

“Saçını kurut, ayağına da çorap giy. Yerini söylememe gerek yoktur diye düşünüyorum.”


**-**


URAZ

Ayşin utanmış bir ifadeyle odaya doğru yürürken mutfağa girdim. Aldığım meyveleri dolaba yerleştirdim. Ekmek ve simitleri keserek sepetine koydum. Banyodan kurutma makinasının sesi geliyordu, pencereyi kapatıp banyoya doğru ilerledim.

Uçuşan sarı saçlarından burnuma kendi kokum geldi. Bundan hoşlanmamıştım. Kurutmayı bitiren Ayşin saçlarını geriye doğru attı. Beni fark etmesiyle ufak bir çığlık atan Yer Fıstığı elini göğsüne bastırdı.

“Ödümü patlattın Uraz.”

“Kusura bakma tavus kuşu.”

“Yer Fıstığından sonra tavus kuşuna mı terfi olduk?” diye sordu. Şaşkınlıktan alnını kırıştırmıştı. Gülmemek için derin bir nefes aldım. “Hazır olunca mutfağa gel.” diyerek gerisin geri mutfağa döndüm.

Çayları bardaklara koyarken Ayşin kapıda belirdi.

“Çekirdekli simit almışsın.”

“Sevmez misin?”

“Çok severim.”

Bu kızla fazla mı ortak noktamız vardı? Memnun olmuş bir şekilde yerime oturdum.

Mutfakta sadece çatal ve bıçakların tabaklarda çıkardığı sesler hâkimdi. Ayşin’in ara ara bakışlarını yakalasam da hiçbir şey söylemedim. Sessizce kahvaltımızı yaptık. Saate baktığımda “Okula geç kaldın.” dedim. Çayından yudum alan Yer Fıstığı omzunu silkti.

“Sende öyle.”

“Benim bir zorunluluğum yok.”

“Benimde yok” dediğimde imalı bir şekilde tek kaşım havalandı.

“Yani sonuçta okulda babam yok, ablamda yok. O yüzden gitmeme gerek yok.”

Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken çayımdan bir yudum aldım. “Sen baban ve ablan için mi okula gidiyorsun? Senin gibi ineğe bu cümleyi hiç yakıştıramadım.”

“Bir de inek olduk iyi mi?” diyen Yer Fıstığı gülümseyerek bardağı masaya koydu ve devam etti:

“Bugün işin var mı?”

Başımı hayır anlamında salladım, “Ama sanırım seninle işim var.”

“O ne demek?”

“Akşama kadar sen ve başıma açacaklarınla uğraşacağım demek.”

Ayşin’in dudakları aralanırken ayağa kalktım. Kapının önüne bıraktığım poşeti elime alıp Yer Fıstığına uzattım. “Bu ne?” diyerek poşeti açtı. Bir anda gözleri parlarken “Panduf” diye bağırdı. Terliklerini ayağına geçirirken “Uçmayı öğrenene kadar kullanırsın.” dedim. Yüzünde sayılı kez gördüğüm gülümsemeyle bana bakan Ayşin “Çok teşekkür ederim.” dedi ve ayaklarını kıpırdatmaya başladı. “Önemsiz…” diyerek çayımın sonunu kafama diktim.

“Sofrayı kuran kaldırsın.” 

Gülümsemesi yavaşça silinen Yer Fıstığı “Zaten ben kaldıracaktım.”

“Sadece işimi şansa bırakmak istemedim.”

Mutfaktan gelen tabak seslerinden uzaklaşıp salona geçtim ve televizyonu açıp karşısına oturdum. Her ne kadar sabah dumanla uyanmış, dışarı çıktığımda da bir paket sigarayı bitirmiş olsam da bedenim hâlâ o enfes tadı istiyordu. Gözlerimi salonda gezdirdim. Dün aldığımız sigara paketlerinin nerede olduğunu düşünürken ayağa kalktım.

“Ne arıyorsun?” 

Ayşin’e bakmadan yerde duran etrafı kontrol ederken “Sigara paketleri nerede?” diye sordum. 

“Burada.”

Yer Fıstığına baktığımda paketi bana uzattığını gördüm. Benim sigara içmek istediğimi nasıl anlamıştı?

“Diğerlerini de mutfakta ocağın üstüne koydum.”

Sigara paketini elime aldığımda gülümseyen Ayşin tekrar mutfağa döndü. Paketi açarken koltuğa oturdum. Sigarayı dudaklarımın arasına kıstırdığımda “Camı açıp içsen olur mu?” diye soran Yer Fıstığına baktım. 

“Sabah yeterince duman soludum.” diye devam etti.

Derin bir nefes alıp ayağa kalktım ve pencereyi açtım. Tekrar yerime otururken sigaramı yaktım. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattıktan sonra başımı koltuğun omuz kısmına yasladım. Yemeğin üstüne bu çok iyi gelmişti. Gözlerimi açmadan arka arkaya aldığım nefesleri yavaşça verdim.

“Çok mu güzel?”

Gözümü aralayıp başımı Ayşin’e baktım,

“İçerken hayattan soyutlanmış gibiydin.”

Toparlanıp, uzayan külü kül tablasına döktüm.

 “Bende deneyebilir miyim?”

“Hayır.” diye kestirip attım.

“Neden?”

“Sigaramı paylaşmayı sevmem.”

“Başka bir tane yakayım.”

“Hayır Ayşin.”

“…ama denemek istiyorum.”

Ona sinir oluyordum. Resmen çocuklaşıyordu.

“İnsanlar her istediğini elde edemez Yer Fıstığı.”

Çekirdek kâsesinden bir avuç aldım. “Hem senin gibi biri için zararlı. Bir şeye bağımlı olmak istiyorsan, bu biçilmiş kaftan.” diyerek avucumun içindeki çekirdekleri gösterdim. Yanaklarını şişire şişire nefesini üfleyen Ayşin sehpadaki kinder paketi kucağına aldı.

“Resmen boyum kadar çikolata yapmışlar.” dediğimde çekirdek elim ve dudaklarımın arasındayken Yer Fıstığına baktım. Çikolataya olan bakışları kahkaha atmama neden oldu. Benimle beraber gülümseyen Ayşin ilk parçayı bana uzattı. Bir anda yetimhanedeki anılarım gözümün önüne geldi. Aleyna için müdürün odasından çaldığım misafir çikolatasının üzerine yediğim dayağın yerleri o günkü gibi sızladı. O günden sonra ağzıma çikolatalı hiçbir şey koymamıştım.

“Sevmem.”

“Hadi ama bunun tadı diğerlerine benzemez.”

“İstemiyorum.” diyerek elimdeki çöpleri kaba boşalttım.

“Bir kere de inat etmeyip istediğimi yapsan ne olur sanki?” Hayretle Ayşin’e döndüm “Bir kere mi? Bir kere mi dedin sen?” dedim. Sitemimi anlamış gibi gözlerini kaçıran kız hâlâ eliyle çikolatayı bana uzatıyordu. Pes etmeyeceğini anladığımda çikolatayı aldım. Ters ters bakarak paketini açarken Ayşin’de kendininkini açtı. Aynı anda çikolatayı ısırdık. Bir anda ağzımda dağılan tat kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Çok uzun zamandır yemesem de yediklerimin tadı buna benzemiyordu. Fazla şekerliydi ya da fazla sütlü ama sonuç olarak güzeldi.

Tekrar ısırdığımda ufak bir kıkırtı duydum. Yer Fıstığına baktığımda “Sana söylemiştim.” ded,. “Tadı hiçbir çikolataya benzemez.”

Saatlerimizi televizyonla öldürdük. O programdan diğerine atlarken vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık, hava kararmıştı. Ayağa kalkıp silkelendim, bir günde hamladığımı hissediyordum. Gözüm Ayşin’e takıldığında uyudu uyuyacak gibi duruyordu. Saatlerdir konuşmamıştı, “Ayşin.” diye seslendim. Yorgun bir bakışı bana gönderirken “Uykun mu geldi?” diye sordum. Yüzünü buruşturarak oturuşunu dikleştirdi.

“Ağırlık çöktü sanırım.”

“O kadar yersen normal. Şekerin düşmüştür.”

Bana cevap verme gereği duymayan Yer Fıstığı, koltuğun yastıklarından birini kafasının altına alıp kedi gibi kıvrıldı. “Biraz şekerleme yaparsam bir şeyim kalmaz.” Uyku tabiri bile yemek üzerineydi. Pes diyerek televizyonu kapatırken telefonumun çaldığını duydum. Etrafa bakınırken sesin yatak odasından geldiğini fark ettim. Koşar adım odaya gidip telefonumu elime aldım. Gördüğüm isimle hızla telefonu açtım.

“Cankut?”

“Uraz’ım.”

“Yaşıyormuşsun.”

Gülüşünü duyduğum Sarı “Özledin mi beni Kurt’um?” dedi.

“Kes!” diyerek zırvalıkarına bir son verirken “Aramak için geç kalmadın mı?” dedim.

“İşlerim vardı. Anca fırsat bulabildim.”

“Ne işiymiş o?”

“Karı gibi meraklı olduğunun farkında mısın Uraz?”

Aynı benim gibi konuşması asabımı bozarken “Sarı” dedim. “Tamam tamam. İnce bir iş diyeyim sen anla.”

“Pislik herif” diyerek saçlarımı karıştırdım. Ben burada nelerle uğraşıyordum. O nelerle…

“Patron’dan haberin var mı?”

“Hayır. O geceden sonra görmedim. Haberimin mi olması gerekiyordu?”

“Bu sessizlik hoşuma gitmiyor Cankut.”

Bir süre sessiz kalan Sarı “Kobra’ya sorsan.” diye devam etti, haklıydı. Bütün gelişmeleri ondan öğrenebilirdim. 

“Öyle yapacağım.”

 Bir süre nefes alışverişini duyduğum Cankut “Ayşin de bugün okula gelmedi. Başına bir şey mi geldi acaba?” diye sordu.

Bende olduğunu söyleyip söylememek arasında gidip gelirken “Hoş, babası ve ablası da yok. Bir yere gitmiş olabilirler ama yine de tedirgin oldum.” diye devam edince derin bir nefes aldım.

“Müdür Ankara’da, Merve arkadaşlarıyla kaçamakta, Ayşin’de bende.”

“Ne! Ne demek Ayşin bende?”

“Bu olaylar varken evde tek mi bıraksaydım?”

“Doğru.” diyen Sarı’nın bir an bana hak verdiğini sanmıştım.

“Senleyken daha güvende olur haklısın. Patron senin yanındayken asla Ayşin’e zarar veremez.”

 Ne ima ettiğini anlayınca yüzüm buruştu. “Uzatma Cankut.”

“Oğlum, o kızın başına bunlar senin yanında diye gelecek farkında mısın sen? Allah aşkına Uraz, dövüşte kafana fazla darbe mi aldın? Sizi tekrar yan yana görürse neler olabileceğini düşünebiliyor musun?”

“Bir şey olmaz. Onun derdi ona yeter şu anda.”

“Adamdaki rahatlığa bak ya!” diyen Cankut sinirle telefona doğru soludu. Birazdan dırdırın son noktasına gelip benim sarımı zorlayacağını bildiğim için “Biraz beni örnek al. Rahat ol kardeşim. Bir şey olmayacak.”

“Uraz sana-”

Daha fazla Cankut’un evhamını çekmemek için telefonu yüzüne kapattım ve hızla Kobra’nın numarasını çevirdim. “Alo Uraz?”

“Kobra son durumlar ne?”

“Nur topu gibi bir şüphelimiz daha var.”

“Kim?” Kobra olanları kısaca anlatırken birazda olsa rahatladım. Patron tüm dikkatini olayı çözmeye vermiş ve bunun sayesinde bir şüpheli daha bulmuştu. Gerçek ispiyoncuyu. Bu bana gerçekleri ortaya çıkarmak için biraz zaman kazandırırdı. En azından sadece Ayşin’e odaklanmayacaktı. Böylece benimde aklım sürekli Yer Fıstığında olmayacaktı. 

“Sen nasılsın? En son kendini fena dayak yedin.”

“Toparlanıyorum.”

“Tamamdır Kurt. Benim artık kapatmam lazım. Dikkatli ol.”

“Görüşürüz abi” diyerek telefonu kapattım. Salona döndüğümde Ayşin hırıltı gibi sesler çıkarıyordu. Kollarını ufak bedenine dolamış olduğunu gördüğümde üşüdüğünü anladım. Tüm gün sigara içtiğim için açık kalan pencereyi kapattım. Gece odamdan aldığını anladığım pikeyi üzerine örterken yanlışlıkla elim yanağına değdi. Bir an hissettiğim sıcaklıkla kaşlarım çatıldı. Elimi belli belirsiz yanağına değdirdim. Ateşimi vardı?

Avuç içlerimi boynuna ve alnına bastırdım. Gerçekten ateşi vardı. Acaba kaç dereceydi? Neden dokunmama rağmen uyanmıyordu. “Ayşin.” dediğimde cevap vermeyince yanına oturdum. Yüzünü kavrayıp yanağına hafifçe vururken “Ayşin!” diye seslendim. Mırıldanmalarından bir bok anlamıyordum. “Aç hadi gözünü!”

“Uraz?”

Belli belirsiz açılan gözleri derin bir nefes almama neden oldu. En azından kendindeydi.

“Her yanıma iğneler saplanıyormuş gibi hissediyorum.” 

“Ateşin var çünkü. Kalk hadi hastaneye gidelim.”

Mızmızlanan Ayşin “İstemiyorum.” derken üzerindeki pikeyi açtım. “Sana isteyip istemediğini sormadım.”

Pikeyi tekrar üstüne çeken Yer Fıstığı “Uraz lütfen.” diye fısıldadı. “Hastaneye gitmek istemiyorum.”

“Ateşinin kaç derece olduğunu bile bilmiyorum Ayşin.”

“Öp o zaman.” dediğinde kaşlarım çatılırken güç bela elini alnına götürdü. “Dudakölçer. Annem dudaklarıyla ölçebiliyordu.”

“Sen ciddi misin?” diye sorduğumda cevap vermeyen Yer Fıstığını hafifçe dürttüm. “Uraz yalvarıyorum beni benimle bırak, halim yok anlamıyor musun? Gitmek istemiyorum işte hastaneye.” Son enerjisiyle kurduğu cümle sıkıntıyla kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Ateş böbreklerine zararlı değil miydi? Kucaklayıp onu hastaneye götürebilirdim ama dışarıda görünme riski şu anda kafama dank ediyordu. Gitmezsek ateşini nasıl düşürecektim?

Koşar adım mutfağa gittim. Telefonumu alıp ateşin nasıl düşeceğini araştırmaya başladım. Evde ateş düşürücü var mıydı? Ya böbreklerini etkilerse? Koca karı yöntemlerini araştırırken gördüğüm iki şey çok uzun zaman önce olan bir anımı yarım yamalak hatırlamama neden oldu. Annemin ateşlendiğim bir gecede yaptıkları hayal meyal gözümün önünde canlandı. Burnumu sızlatan bir kokuyla “Sirkeli su.” diye fısıldadım.

Dolapların içinden boş bir kap buldum. İçine su doldururken temiz bir bez aramaya başladım. Evde sirke olmadığı aklıma geldiğimde koşar adım yan komşuya gittim. Hay a… tam da evde olmayacak zamanı bulmuştu. Diğer komşunun kapısını çaldığımda yaşlı kadın aheste aheste kapıyı açtı. Hızla derdimi anlatmamla bir şişe sirkeyi elime tutuşturması bir oldu.

“Ateşi düşmezse ılık bir banyo yaptır çocuğum.”

Eve döndüm ve bir kabın içine sirkeyi damlattıktan sonra salona geçtim, Ayşin’in inleyerek uyuyor olması daha da panik yapmama neden oldu. Ateşi yükselmiş miydi acaba?

Bezi, suya daldırarak Yer Fıstığının eklem yerlerini silmeye başladım. Bezin vücuduna değdiği yer, buharlaşıyordu sanki. Bir süre sirkeli suyla Ayşin’i ovaladım, daha sonra bezi eklem yerlerine koyup ateşinin düşmesini bekledim. İnlemesi son bulsa da içim hâlâ rahat değildi.

Elimi ara ara alnına bastırdım. Ellerim bezi sıkmaktan yandığı için ateşi olup olmadığını anlayamıyordum, acaba annesinin taktiği gerçekten işe yarar mıydı? Yavaşça Ayşin’e yaklaştım. Kirpiklerinin yakından daha da uzun olduğunu fark ettim. Sirke ve hanımeli kokusunu alınca gülümsedim, eğilip dudaklarımı alnına götürmemle çekmem bir oldu. Hâlâ ateşi çoktu ya da benim dudakölçerim bozulmuştu. Ne diyorum ben ya.

Aklıma komşunun dediği geldiğinde ayağa kalktım. Hızla banyoya gidip suyu açtım, su ısınırken salona döndüm.

“Ayşin, hadi kalk güzelim.” 

Ayşin’in üzerindeki pikeyi çekmemle inlemesi bir oldu, “Hadi Ayşin.”

“Gücüm yok. Üşüyorum.” dedi. Kalkmayacağını anladığımda bir çırpıda Yer Fıstığını kucağıma aldım. Banyoya gidip Ayşin’i klozetin üstüne oturttum.

“Çok soğuk.” diyerek kollarını vücuduna doladı. Suyu kontrol ettim. Yeterli sıcaklıkta olduğunu gördüğümde Ayşin’i kaldırdım. “Duşa girmek istemiyorum Uraz.” Ayşin’e kulaklarımı kapatarak duşa soktum. Üzerindeki tişörtü çıkarmaya çalışırken elinle beni engellemeye çalıştı.

“Üzerimi çıkarmak istemiyorum.”

“Ayşin uğraştırma hadi.”

Hâlâ elleriyle tişörtün ucunu tutan kız duvardan kayarak yere oturdu. Bacaklarını kendine doğru çekerken başını dizlerinin arasına, “Ayşin!”

“Yıkanmak istemiyorum.”

“Sende hiçbir şey istemiyorsun Ayşin. O zaman kalk hastaneye gidiyoruz.”

Blöfümü yiyen Yer Fıstığı omzunu silkti. Su her yerini ıslatmıştı. Tekrar üzerini çıkarmak için hamle yaptığımda “Soyunmak istemiyorum.” dedi. Sinirle iç geçirdim. Sanki ben seni soymak çok istiyordum.

“Hadi Yer Fıstığı.” dediğimde sesimden bıkmış olduğum belli oluyordu. Başını kaldırıp bana bakan kıza tekrar “Hadi.” dediğimde tereddütle kollarını havaya kaldırdı. Tişörtü çıkarıp attım. Elleriyle olmayan göğüslerini kapatmaya çalışması gülümsememe neden oldu. Hayır, göz zevkinden bu kızın haberi yok muydu?

Gözüm bir an belindeki iki büyük ameliyat izine takıldı. Bembeyaz teninde hâlâ kırmızımsı duran iki büyük iz… Ayşin’in titremesiyle kendime geldim. Suyu vücuduna tuttum. Her yere eşit dağılmadığını gördüğümde elimi sırtında gezdirmeye başladım. Teninin saten yumuşaklığında olması bir anlık hareketlerimin yavaşlamasına neden oldu. Daha önce dokunulmamıştı; ilk kez tenini ben keşfediyormuşum gibi hissediyordum. Dokunuşlarım ara ara irkilmesine neden oldu. Özellikle de yara izlerine yakınlaştığımda.

Bir süre suyun altında duran Ayşin’in titremesinin geçmesiyle rahat bir nefes aldım. Teni hâlâ sıcaktı ama ilk dokunduğum gibi alev alev yanmıyordu. Suyu kapattım. Temiz bir havluyu bacaklarımın arasına kıstırıp Ayşin’i ayağa kaldırdım. Yüzündeki suları havluya sildikten sonra vücudunu sardım. Gözleri biraz daha açılan Yer Fıstığına sarılıp yatak odasına götürdüm. Dolaptan temiz kıyafetleri çıkarıp yatağın üstüne koydum. 

“Hadi giy şunları.”

Ayşin yavaşça tişörtü eline aldı. Bir eliyle havluyu sıkı sıkı tutuyor diğer eliyle de tişörtü giymeye çalışıyordu.

“İç çamaşırlarını çıkar istersen?” 

Sanki küfür etmişim gibi yüzüme bakan kız havluya daha çok sarıldı. Nefesimi dışarı üflerken “Hadi be kızım, sapık olsam sana mı bakarım.” dememle kaşları çatılan Ayşin “Ne diyorsun sen be?” dedi. İyileşmeye başladığını sesini yükseltmesiyle anlarken “Hadi uzatmada çıkar iç çamaşırlarını.” dedim.

“Çıkarmayacağım.”

“Daha kötü olmak mı istiyorsun Ayşin?”

Gözlerimin içine baktı. Nedense başka bir şey düşündüğünü hissediyordum. Bir an aklına bir şey gelmiş gibi gözleri açıldı. “Ne oldu?” diye sorduğumda “Hiç.” diyerek tişörtü üzerine geçirdi ve garip bir şekilde iç çamaşırını çıkardı. Belindeki havluyu indirmeden önce “Dön.” dedi eliyle dönmemi işaret ederek. Ya sabır.

“Sakın bakma.” diye uyarmayı ihmal etmedi.

“Bakmakla görmek arasında fark vardır Yer Fıstığı.”

“Uraz!”

Bir süre sonra “Dönebilirsin.” dedi. Resmen kendi evimde köle hayatı sürüyordum. İç çamaşırlarını kıyafetlerin içine koyarken “Saçını kurutalım.” dedim. Banyodan aldığım kurutma makinasını fişe taktım. Yatağa oturan Ayşin’e uzattım. Ağır hareketlerle kurutmaya başladığında ‘Böyle giderse bir gün boyunca saç kurutur’ diye düşünüyordum. Elinden kaptığım kurutma makinasıyla saçlarını kuruturken bir yandan da saçlarında elimi gezdirdim. İpek gibi yumuşacık saçları tekrar dikkatimi dağıtmaya başladığında silkelendim. Makinayı kapatırken “Nasılsın?” diye sordum.

“Daha iyiyim.”

Ellerimi yüzünde ve boynunda gezdirdim, ateşi yok denecek kadar azdı. Dolaptan aldığım çoraplarımdan birini önünde diz çöküp giydirdim. Uzun paçalarını kıvırırken Ayşin’in bana baktığını hissettim. Başımı kaldırdığımda yüzünde huzurlu bir tebessüm olan Yer Fıstığına “Ne oldu?” diye sordum.

“Hiç.”

Paçalarını katladıktan sonra ayağa kalktım.

“Hadi uyu biraz.”

Kaşlarını çatarak bana bakan Yer Fıstığı “Burada mı?” diye sordu, “Yok ben rahatını bozmayayım.”

“Evimin her yeri rahat, sen dert etme.”

İtiraz edecek gibi durduğunda “Hadi” diyerek yorganı açtım. Çarşaflar daha pazartesi değiştiği için sadece yastık kılıfını değiştirip yatağa koydum. Tereddütle yatağa uzanan Yer Fıstığının üstünü örterken “Kötü hissedersen seslen” deyince elimin üstüne elini koydu.

“Senin gibi biri hayatımda olduğu için çok şanslıyım. İyi ki varsın.”

Yorumlar