Şah - 7. Bölüm
URAZ
"Okulu sevmeye mi başladın?"
Cankut'un sesi, her zamanki gibi gereksiz bir neşeyle doluydu ve bu, benim o anki kasvetli halimle taban tabana zıttı. Ne zamandır başımda dikildiğini bilmiyordum. Cevap verme gereği duymadan, sırt çantamı alıp yavaşça ayağa kalktım. Montumu omuzlarıma atarken, Cankut gevezeliğine devam ediyordu.
"Sahi Ayşin tüm gün neredeydi? Senle çıktı bir daha dönmedi." derken sesi aniden dehşet dolu bir iç çekişle kesildi. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı.
"Kıza bir şey mi yaptın lan?”
Bu saçma itham, üzerime bir toz bulutu gibi çöktü. Ne kadar uğraşsam da Cankut'un o melodramatik zihninin ürettiği senaryolara engel olamıyordum. Cevap vermedim ama o yüz ifademe bakıp hemen savunmaya geçti.
“Ne var oğlum. Konu senken böyle düşünmem normal."
Gözlerimi devirdim. Bu saçmalıklarla, bu bitmek bilmeyen drama ve kuruntularla uğraşacak enerjim kalmamıştı. Ona cevap vermek yerine, sıramın yanından geçerken omzuna sertçe çarptım ve yürümeye başladım. Hızla sınıftan çıkış kapısına ilerliyordum. Cankut arkamdan, o rahatsız edici neşesini korumaya çalışarak seslendi.
"Yalnız bilmeni isterim. Sessiz sinemadan hiç hoşlanmam."
Kapı eşiğinde duraksadım. Ona bakmadım bile. Kolay anlaşılır, net bir cevap verdim. Orta parmağımı usulca kaldırdım ve arkama bakmadan yürümeye devam ettim.
Sınıfın gürültüsünden kurtulup koridora adımımı attığım an, ceketimin cebindeki telefonum çalmaya başladı. O anda gelen bu çağrı, günün stresine bir katman daha ekledi. Ekranda Bilinmeyen Numara yazıyordu. Kaşlarım şüpheyle gerildi. Normalde açmazdım ama içimde bir dürtü vardı. Telefonu kulağıma götürdüm ve sesimi alçak tutarak bekledim.
"Alo?"
Karşı taraftan gelen fısıltılı ama tanıdık sesi duyunca omuzlarım hafifçe düştü. Merve.
"Merve. Sen numa—"
"Tekrar okulda yan yana gelme riskini göze alamadım."
Sözümü kesti. Sesindeki acelecilik ve gerginlik, bulunduğu durumun ciddiyetini anlatıyordu. "Numaranı babamın odasındaki dosyadan aldım." Bu, aramızdaki ilişkinin ne kadar karmaşık ve riskli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Merve'nin babasının odasındaki özel dosyalardan numaramı alması... Bizi bir araya getiren bu tehlikeli oyundu ve bu kadar riske neden girdiği belli oldu.
“Neden benden iste-“
“Seni okulun arkasındaki AVM’de bekliyorum."
Sözümü kesmesi her zamanki gibi sinirimi bozmuştu ama şu an tartışacak zaman ya da enerji yoktu. Benimle okulda görüşmeyi göze alamayıp halka açık bir yerde mi buluşuyordu yani. Kadınları anlamak gerçek anlamda zordu.
“Telefonun elinde olsun.”
"Emredersiniz hocam.”
“Emir değil bu rica Uraz.”
Ne zamandan beri ricalar bu ses tonuyla yapılıyordu acaba? “On dakikaya oradayım,” diyerek telefonu kapattım. Okulun arkasındaki AVM demek, beş dakikada arabayla okuldan çıksam beş dakikada oraya varırım demekti.
Hadi bakalım…
Okulun otoparkına doğru ilerlerken hızla Merve’nin numarasını telefonuma kayıtladım. Tam da o sırada telefon elimde titredi. Merve’nin sözde ricasının nedeni belli olmuştu.
Gönderen: Merve
Otoparktayım. F-16’da.
Ha şöyle, benimle herkesin görebileceği yerde buluşacağını nasıl da düşünmüştüm. Akıllı kız, kesinlikle ilk buluşma için doğru bir tercih…
Cankut’un son sözlerini ve bakışlarını umursamadan, arabaya doğru neredeyse koşarak ilerledim. Tam da planladığım gibi, trafikten sıyrılıp AVM’nin devasa, betondan yapılmış otoparkına tam vaktinde girdim. Gözlerim, mesajdaki buluşma noktamız olan kolonların üzerine sprey boyayla yazılmış numaraları takip ederken, Merve'yi gördüm.
Elinde birkaç büyük poşetle, F-16 numaralı kolonun hemen yanında, gergin ve tetikte bir ifadeyle bekliyordu. Yanına yaklaştığımda, etrafı hızla kolaçan ederek poşetleri arka koltuğa attı. Poşetlerin içinden çıkan bira şişelerinin ve abur cuburların şeklini sezdim. Kapıyı hızla kapatıp benim yanımdaki yolcu koltuğuna oturdu.
“Selam,” diyerek uzanıp yanağımı öptü. Bu temas ne kadar kasılmamı sağlasa da belli etmemek içinde bir o kadar kendimi tutmam gerekti.
"Dersin yok muydu?" diye sordum, motoru çalıştırırken.
"Son saatim boştu. Ben de bir şeyler aldım," derken bakışları kaçaktı. Arka koltuktaki alkol şişelerini daha net gördüğümde kaşlarımı çattım.
"Ne bunlar?"
Merve, arka koltuktaki şişelere ruhsuz bir bakış attı. "Ivır zıvır işte." Tekrar bana döndü. Yüzündeki gerginlik, ne kadar ‘sadece ivır zıvır’ olsa da bunun normal bir buluşma olmadığını haykırıyordu. "Gidelim mi?" diye sordu, sabırsızca.
"Tamam. Nereye gitmek istersin?"
Merve'nin yüzünde cilveli, alaycı bir gülümseme yayıldı. "Bize,” derken ses tonu alçak ve fısıltılıydı. Dürüst olmam gerekirse, bu kadar hızlı ve pervasız olmasını beklemiyordum ve bu yüzden boş bulundum ve şaşkınlığımı hafifçe kaşlarımın havalanmasıyla gösterdim.
"Beni eve mi atıyorsun?" diye sordum, sesimdeki alaycılık yüzümdeki şaşkınlığı baskılamıştı. Merve kıkırdayarak “Saçmalama,” dedi. “Sadece dışarıda görülme riski yüzünden evde takılmamız daha iyi olur diye düşündüm." Başımla arka koltuktaki poşetleri işaret ettim.
"Ha sadece bu yüzden yani."
Utanmış bir şekilde gülümsedi. O anki masum, yakalanmış hali hoşuma gitmişti. "Pizza bira yaparız diye düşündüm." Şaşkınlığım yüzümü hala terk etmemişti. Bu kızın böyle rahat ve alelade zevkleri olacağı aklıma gelmezdi.
"Evdekiler ne olacak?"
"Bu akşam evde kimse olmayacak." Ayşin? O nerede olacak?
"Nasıl yani?"
Merve derin bir nefes aldı. O anki gerginliği, normal bir evde boşluk durumundan çok daha derin bir şeydi.
"Buradan uzaklaşabilir miyiz? Yolda anlatırım."
Acınası bir şekilde merakım gazı köklememe neden oldu. Arabayı otoparktan kimseye görünmeden çıkardık. Merve'nin aceleci tarifleriyle şehrin daha sakin ara sokaklarına doğru yola koyulduk. Sabırsızdım. "Ee?" diye konuyu açtım. Merve, derin bir iç çekti. Sesi bir anda tamamen değişti, yumuşak ve şefkatli bir hal almıştı.
"Benim bir kardeşim var; sizin sınıfta hatta. Adı Ayşin."
Yer Fıstığının tüm gün boş kalan sırası, hemen gözümün önüne geldi. Başımla onu bildiğimi işaret ettim. "Onun sayesinde evimiz ayda iki kere boş kalır." Bu ne demekti şimdi? Bir şey söylememe gerek kalmadan kafamdaki soru işaretlerini geçirmek adına konuşmaya devam eden Merve "Doğuştan böbrek hastası,” demesiyle zihnimdeki boş kalan tüm yerler bir anda doldu.
“Ayda iki kere diyalize giriyor. Bu nedenle ayda iki kez ev boş olur. Yoksa evden çıkmaz o kitap kurdu."
Merve'ye kaçamak bir bakış attım. Bu konudan rahatsız olmuş gibiydi; yüzünde iğrenme ve sıkıntı karışımı bir ifade vardı. "Normalde diyalize girmesine bir hafta var ama bugün nedense aniden ağrısı tutmuş. Babam da apar topar hastaneye götürmüş. Bu gece orada kalacaklar." Merve'nin ses tonundaki bu duygusuzluk, sırtımın ürpermesine neden oldu. Bu kadar büyük bir aile sorununu bu kadar soğukkanlılıkla ve "ev boş kaldı" bağlamında anlatması beni rahatsız etmişti. Şu anda bu arabada benimle olmak yerine, kardeşinin yanında olması gerekmiyor muydu?
"Anlayacağın ev boş.”
Merve'nin son sözleri, aramızdaki ortamı anında değiştirdi. Ayşin’in hastalığının yarattığı bu boşluk, Merve için bir özgürlük fırsatıydı. Oysa benim için, vicdanımı rahatsız eden, garip bir lezzet bırakıyordu. “Sağa döner misin?” Sağ sinyali verip, Merve'nin tarif ettiği yöne saptım. Fakat aklım tamamen Yer Fıstığındaydı. Demek böbrek hastasıydı. O yüzden o kadar güzel rol yapabilmişti. Babasının neden telaşlandığını şimdi anlayabiliyordum. Yoksa rol yapmamış mıydı? Gerçekten ağrısı olabilir miydi? Ben neden bu kızı düşünmeye başladım yine!
Tıpkı Merve'nin duygusuz ses tonu gibi, arabayı saran sessizlik de giderek bunaltıcı bir hal almıştı. Merve, bu ağır havayı dağıtmak istercesine hızla radyoyu açtı. Arabanın hoparlörlerinden, içime işleyen bir hüzünle, 'Muhtemel Aşk' şarkısının melodisi yayıldı.
Müzik dinlemeyi pek seven biri değildim ama bu şarkının sözleri, o anki ruh halime beklenmedik bir şekilde iyi geliyordu. Mırıldanmaya başladım:
“Muhtemel aşk için, Aştım bendimi. Yolculuk nereye, dinlemeden kendini…”
Şarkının nağmeleriyle sakinleşmeye çalışırken kırmızı ışık yandı ve durmak zorunda kaldık. Bu kısa duraklama anını değerlendirmek için Merve’ye doğru döndüm. İçimdeki merak, Merve'nin Ayşin hakkında bahsettiği o korkunç detayı daha fazla düşünmeden edememişti.
"Böbrek nakli olmuyor mu?" diye sordum, sesi sakin tutmaya çalışarak. Merve, soruyu duyunca şaşırdı. Sanki bu konunun onun için ne kadar önemsiz olduğunu unutmuştum. "Ayşin'e mi?"
Yok ebene… Başımı evet anlamında salladığımda, Merve'nin gözlerinde ilk kez o acımasız ruhsuzluğun yerini alan, silik bir acıma kırıntısı belirdi.
"Uygun bir donör bulunursa, olabilir."
"Bulun o zaman."
Gözleri aniden puslandı. Bu o kadar hızlı gerçekleşmişti ki tek bir kelimem onu gözyaşlarına boğacak gibi duruyordu. Kardeşinin hastalığını anlatırken buz gibi olan kız, bu noktada perişan hale gelmişti. Bu tepki, bana bir şeylerin eksik olduğunu haykırıyordu.
"Bulmuştuk ama," dedi boğuk bir sesle.
"Ama?" diye üstüne gittim.
Tam o sırada, arka arkaya çalmaya başlayan kornalarla yeşil ışığın yandığını fark ettim. Hızla gaza bastım. Arabanın motoru kükredi ve saniyesinde arkamızda hiçbir araç kalmadı. Tekrar sorma sırası bendeydi. "Ama?" diye sorumu yinelediğimde, Merve kollarını göğsünde bağladı. Yüzünde tekrar o katı ifade vardı.
"Bu konuyu kapatsak olmaz mı?"
İçimden bir ses, sertçe beni uyardı: Gerçekten Uraz. Konudan sana ne. Kapatsana konuyu! Bu, kendi iç sesim miydi yoksa mantığımın Merve'nin karmaşık hayatına daha fazla bulaşmama uyarısı mıydı, bilemedim. Geri kalan yol boyunca ağzımı açmadım. Radyo sesi, aramızdaki gergin sessizliği doldurmaya çalışıyordu.
Merve'nin tarif ettiği mahalle belirmeye başladığında içim tuhaf bir şekilde gerildi. Sıra sıra dizilmiş, 5-6 katlı, eski ama sevimli gözüken evler... Bu manzara bana, geçmişimden kaçmaya çalıştığım, o eski yetimhanenin olduğu yeri hatırlatıyordu. Bu kötü anıları canlandırmamak için zaten yüksek katlı, modern bir rezidanstan ev almıştım. O dar, samimi mahalle görüntüsü, benim için huzurdan çok, geçmişin gölgesini taşıyordu.
"Şu sokaktan döner misin?”
Merve'nin sesi, geçmişin düşüncelerinden sıyrılmamı sağladı. “Biraz ileride durabilirsin.” Uygun bir yere arabayı park ettim. Merve aceleyle arabadan inip arka kapıyı açtı, poşetleri eline alırken “Mahallemiz biraz dedikoducudur,” diye fısıldadı.
“Ben apartmana girdiğim gibi peşimden gel.” Hadi ama her yerde kaçak gibi mi takılacaktık.
Merve cevabımı beklemeden koşar adım apartmana girdi. Onun gözden kaybolmasıyla arabadan indim. Onun aksine, telaşsız ağır hareketlerle apartmana doğru yöneldim. Dış kapı açıktı. Merve’nin asansörün önünde beklediğini görünce o tarafa yöneldim. Dar kabine sıkış tepiş bindik. Elindeki poşetleri centilmenlik adına aldım. O da buna karşılık koluma girdi ve eliyle pazılarımı okşadı. Ah… İzinsiz temastan nefret ediyordum!
Asansör yavaşladığında nihayet elleri benden uzaklaştı. Anahtarını hızla çantasından çıkardığı gibi apartman holüne damladı. Ben yine birkaç saniye asansörün içinde oyalandım. Merve’nin kapıyı açtığını gösteren sesle ise hızla çıkıp onların evlerine daldım.
“Hoş geldin.”
Ayakkabılarımı çıkarırken “Sen salona geç. Ben pizzaları sipariş edip geliyorum. Karışık seversin değil mi?” diye sordu. Açıkçası pizza sevdiğim söylenemezdi ama planı bozmamak için “Mantar olmasın,” dedim.
“Ben de mantar sevmem.” Aman ne harika…
Merve elindeki poşetlerle mutfağa giderken salon olduğunu düşündüğüm yere doğru yürüdüm.
Gözüme çarpan ilk şey, girişin hemen yanındaki duvardı. Neredeyse her santimetrekaresi, hayatlarının farklı dönemlerini belgeleyen fotoğraflarla kaplanmıştı. Bu, kesinlikle bu ailenin gururla sergilediği bir zaman tüneliydi. Ve evet, neredeyse her karede, o masum, neşeli gülümsemesiyle Yer Fıstığını fark etmem zor olmadı.
Deri montumu çıkardım ve hemen yakındaki tekli koltuğa attım. Ayşin'in küçüklüğüne ait bir fotoğrafa doğru yaklaştım. Gözlerindeki o muzip ifade, o tombul yanaklar… neredeyse hiç değişmemişti. Fotoğraftaki doğum günü pastası bile ondan büyük duruyordu. Belli belirsiz gülümsediğimi hissederken, zihnimde şimşek çaktı.
Benim annemin ölümünü canlı canlı izlediğim yaşta, bu kız kahkahalarla gülüyordu.
Anılar, tüm sıcaklığı dondurdu. Yüzümdeki gülümseme silindi, kaşlarım çatıldı. Sırf bu yüzden bile ondan nefret etmem gerekiyordu. Onun masumiyeti, benim acı dolu çocukluğumun tam zıttıydı ve bu, içimde anlamsız bir öfke yaratıyordu.
Yan taraftaki karede, iki kızına sarılmış bir kadın vardı. Gözleri Merve'ye benzese de, yüz hatlarının genel sıcaklığı daha çok Ayşin'i andırıyordu. O kadını incelerken, arkamdan bir ses geldi:
"Annem."
Merve'ye döndüm. Üzerindeki kıyafetler anlık bir şok yaratacak kadar değişmişti. Salaş, bol bir tişört, bacaklarını ancak zar zor kapatıyor; altındaki yok denecek kadar kısa şortla tüm fiziğini gözler önüne seriyordu. Bu ani değişim, otoparktaki tedirgin Merve’den eser bırakmamıştı. İster istemez, kusursuz hatlarını, uzun bacaklarını ve belirgin omuzlarını incelemeye başladım. Üzerindeki tişörtü, sanki bacaklarını kapatacakmış gibi telaşla aşağı çekerken, sesi fısıltı gibi çıktı.
"Hava çok sıcak değil mi?"
Yaptığına kılıf uydurmaya çalıştığını anladım. Onu bozmamak için sadece başımla onayladım.
"Biraları dolaba koydum. Pizzaları da sipariş ettim, birazdan gelir. Otursana."
Gösterdiği koltuğa, tüm vücudumu gevşeterek rahat bir şekilde oturdum. Merve, hemen yanıma değil, aramızda bir kol mesafesi bırakarak koltuğun köşesine ilişti. Bir süre sessizce salonu inceledim. Canlı renkler, modern sanat objeleri ve dağınık bir düzen... Kesinlikle Merve’yi yansıtan bir zevkle döşenmişti. Ona doğru döndüğümde, irkilen kıza baktım. Korkmuş muydu?
"Ne oldu?"
"Hiç. Boş bulundum."
Bir süre Merve'yi daha alıcı gözle izledim. Evinde olmasına rağmen rahat görünmüyordu. Sözde rahat olmak için böyle giyinmişti. Ha, unuttum, çok sıcaktı değil mi? Vücudu burada olmak isterken, zihni başka bir yerdeydi.
Ne kadar istemesem de o aramızdaki mesafeyi kapatmam gerektiğini hissettim. Yavaşça ona doğru uzandım ve bacaklarının arasında, birbirine kenetlenmiş duran eline dokundum.
"Bir sorun mu var?"
Merve başını hayır anlamında sallarken, sesi tedirgindi.
"Biraz gerginim sanırım."
"Neden?"
Şimdi elini benim elimden kurtardı ve gözlerini benden kaçırarak kendini açıklamaya çalıştı. Kelimeler aceleyle dökülüyordu. "Bu yaptığımız yanlış. Tamam, kabul ediyorum. İnsanı çeken bir tarafın var ve fizikken de yaşıtların gibi durmuyorsun. Kimse senin lise öğrencisi olduğuna inanmaz ama ben biliyorum ve bu—"
Merve'nin ahlaki çelişkilerle dolu konuşması, parmaklarımı aniden dudaklarına bastırmamla kesildi. Şaşkın bir şekilde bana bakan kıza doğru yavaşça yaklaştım. Gözlerindeki şaşkınlık, yavaş yavaş bir kabullenişe, hatta bir bekleyişe dönüşüyordu. Merve, yutkundu. Solukları hızlanmıştı. Aramızdaki o minicik hava boşluğu, elektriklenmişti.
“Peki sana da lise öğrencisi gibi hissettirmezsem.”
Cümlem bitmeden ona daha çok yaklaştım, artık nefesini dudaklarımın üzerinde hissedebiliyordum. Elimin dışıyla çenesini okşadım. Gözlerimizle dudaklarımız birbirlerinin etrafında mekik dokuyordu. Merve titrek bir nefes aldı. Çenesini, kendimden beklemediğim bir narinlikle tuttum. Dudakları aralandı. İrademi korumam gerekiyordu. Ben narin bir insan değildim. Sertlik ve acı bana zevk veriyordu, elleri üzerimde pamuk gibi dolaşmamalıydı; tırnaklarını sırtıma geçirmeliydi. Şu anda bulunduğum durum benim için işkenceden farksızdı. Sanırım biraz hızlansak fena olmaz diye düşünerek dudaklarına yönelirken zil çaldı.
Az önceki tutkusundan eser kalmayan kız panik halinde ayağa kalktı.
“Kim bu?” derken Merve saçlarını ve üzerini düzeltmeye başladı. “Pizzadır,” diyerek bende ayağa kalktım. Kapı zili ısrarla çalmaya devam ediyordu. Merve yerinden kıpırdamayınca dayanamadım ve kapıya doğru yürümeye başladım. Sanki bunu bekliyormuş gibi arkamdan koşan Merve “Dur dur dur.” diyerek önüme geçti.
“Sen içeri geç. Ben alırım.”
Gözlerim kıyafetlerini taradı. Evde yarı çıplak gezdiği yetmiyormuş gibi kapıyı da bu şekilde mi açacaktı? Bu nasıl bir rahatlıktı böyle…
“Uraz lütfen. Sen içeri geç. Ben pizzaları alıp geliyorum.”
Bıkkın bir şekilde nefesimi dışarı verdim. Merve önce delikten baktı, diyafona bakarak “Kim o?” diye seslendi. Duyduğumuz sesin pizzacıya ait olması imkânsızdı.
“Kızım açsana kapıyı. Ağaç olduk burada.”
"Baba?" diye cıyaklayan Merve’nin sesi, yüzümün istemsizce buruşmasına sebep oldu. Panikle bana döndü, gözleri dehşetle açılmıştı: "Ne yapacağız şimdi?" diye fısıldıyordu. Açıkçası hiçbir fikrim yoktu. Merve sıkıntılı bir ifadeyle tekrar diyafona bastı.
“Ayşin’e bir şey mi oldu?”
“Merve, telefonda mı konuşuyoruz kızım? Eve gelince her şeyi anlatırız. Aç artık şu kapıyı. Ah ben anahtarlarımı o telaşla okulda unutmayacaktım ki” diye söylenirken Merve otomatiğe bastı. Koşarak yanımdan geçtikten, ışık hızıyla salondaki eşyalarımı kucakladı. “Uraz gitmen lazım.” diyerek eşyalarımı kucağıma fırlattı. Ayakkabımı da elime tutuşturduktan sonra kapıyı açmasıyla kapaması bir oldu.
“Ne yapıyorsun kızım sen?”
“Gidemezsin.”
“Dengesiz misin kızım?”
Merve şimdi önümde bir ileri bir geri volta atmaya başlamıştı. Çaresizliği gözlerinden okunuyordu. “Sevinç teyze kapıda. Hâlâmla çok yakınlar. Seni gördüğü gibi hâlâma yetiştirmesi bir olur. Sonrasını düşünmek bile istemiyorum.” Bize başka bir yol bırakmamıştı.
“Ee o zaman ben salona geçiyorum.” diyerek arkamı döndüm.
“Dur” diye fısıldayıp kolumu tuttu ve benden destek alarak önüme geçti. “Salon olmaz.” Bu durum canımı sıkmaya başlamıştı.
“Uraz babamlar geliyor farkında mısın? Salona geçmeyi nasıl düşünürsün?”
“Merve, kocan basmıyor bizi, Allah aşkına kaç yaşındasın sen? Liseli ergenlerle takıla takıla onlardan bir farkın kalmamış. Resmen babandan korkuyorsun ya.”
“Anlamıyorsun Uraz. Babam okulun müdürü, ben tarih öğretmeniyim, sen de öğrencisisin. Bu evde ne olduğunu nasıl açıklayacağız?”
“Not almaya geldi ya da Ayşin’i merak etti dersin.”
Merve’nin panik hali, benim sinirimi iyice bozuyordu. Yaptığımız ilişkinin ciddiyetini kendi bile bilmezken, şimdi tüm suçlamaları bana yöneltiyordu. "Saçmalamayı kes Uraz. Okulun ikinci gününden ne notu." derken sesi kısıktı ama sinir doluydu. "Ayrıca evimizi nereden biliyorsun. Of Allah’ım bir çıkış yolu göster. Babam seni görürse ben biterim. O okuldaki rahatlığım sona erer."
Okuldaki rahatlığım…
Bu sözler, kafama balyoz gibi indi. O an her şey netleşti. Kendi rahatlığı için, yani kariyeri ve itibarı için, beni istemediğim, zoraki bir duruma sokmaya çalışıyordu. Ben bu kızın mı, tehlikeli planlarım sırasında bana arka çıkacağını düşünmüştüm? Bütün kurduğum hayaller, bu panik anında dağılıyordu.
Kapının zili, bu sefer daha ısrarcı ve uzun çaldı. Merve’nin gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. "Lanet olsun, geldiler," diye fısıldadı. Beni geriye döndürdü ve ellerini sırtıma koyduğu gibi koridorun sonuna doğru iteklemeye başladı.
“Ne yapıyorsun?” dememe kalmadan beni bir kapıdan içeri soktu ve “Sakın sesini çıkarma.” diye tembihledikten sonra kapıyı yüzüme kapattı. Öfkeyle kucağımdaki eşyalarımı giymeye başladım. Buraya hapis olup kalmam yetmiyormuş gibi bir de bana emir veriyordu.
Siktir!
Dilimin ucuna gelen küfürleri zorlukla bastırdım. Tam o anda, dışarıdan tok bir erkek sesi yankılandı. "Kızım ne yapıyorsun sen saatlerdir?" Müdür’ü duyduğum an hareket etmeyi kestim ve dışarıdaki seslere daha çok kulak kesildim.
“Kardeşin rahatsız neden kapıyı açmıyorsun?”
Merve’nin sesi duyuldu. Şaşırtıcı derecede sakindi, tamamen yalan uydurmaya odaklanmıştı: "Banyoya yapacaktım babacığım. Tam soyunmuştum siz geldiniz. Giyinirken zaman geçmiş."
Merve’nin uydurma bahanesi, babasının endişeli ses tonuyla kontrast oluşturuyordu. Fakat bir anda sesi yükseldi.
“Nereye?!”
Ufak bir sessizlikten sonra “Banyoya gidiyorum abla.” diyen Yer Fıstığı’nın sesini duyunca belli belirsiz gülümsedim. Sesinin her zamanki gibi çıkması iyi olduğuna işaret diye düşünürken hızla ayakkabılarımı giydim.
“Banyo yapacağımı söyledim.”
“Yıllanmayacağım içeride abla. Tuvaletimi yapıp çıkacağım.” Ayşin’in sesindeki inatçılık, kilitli kapının arkasında bile hissediliyordu.
“Olmaz!” Merve’nin olduğunu düşündüğüm ayak sesleri kapıya doğru yaklaştı. “Benden sonra yaparsın. Senin tuvaletini bekleyemem.”
“Ne o cenabetliğin mi kalktı?” diyen Ayşin’in laf sokmasına kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Tam üstüne bastın Yer Fıstığı...
"Kızlar! Birbirinizle doğru konuşun!"
Merve, bu durumu lehine çevirmek için Ayşin’e yüklendi. “Sende hastanede yapsaydın tuvaletini. Hem siz neden geldiniz? Hani bu akşam hastanede kalacaktınız?” Merve’nin istediğinde ne kadar çirkef olabileceğini şu anda anlıyordum. Bu özelliğini beni dışarı etmek için de kullansaydın ya…
Müdür, sabırla açıkladı. "Kardeşin inatla iyi olduğunu söyledi. Doktor bir hafta daha—"
"Ne yapıyorsun Ayşin ya?!"
Müdür’ün konuşması Merve’nin cırlamasıyla kesildi. Ayşin ise gayet doğal bir sesle: "İzin verirsen işeyeceğim." dediğinde, yüzüme yayılan gülümsemeyi durduramadım.
“İşeyemezsin. Ben banyo yapacağım.”
“Kızlar kavgayı kesin. Merve sende çekil kızım kapının önünden.”
“Hayır baba. Dünyanın kendi etrafında dönmediğini öğrenmeli artık. Her istediği şey olamaz.” Merve, resmen hayatının kriz anını, kardeşine ders verme seansına çeviriyordu.
Ayşin “Abla!” diye bağırdıktan sonra bir sessizlik oluştu. Kapıya kulağımı daha çok dayadım. “Şu saçma kavgayı yapmasaydın ben çoktan tuvaletimi yapmış, sende banyona girmiş olurdun. Şimdi çekil önümden yoksa yerleri temizlemek zorunda kalırsın.”
Kapının kolunun kıpırdamasıyla birkaç adım geriledim. Ayşin içeri girip kapıyı kilitledikten sonra derin bir nefes aldı. Eliyle beline bastırarak “Banyo yapacakmış.” diye söylendi. Lavabonun önüne gittiğinde, aynada gördüğü şeyle ufak bir çığlık atarken hızla arkasını döndü.
“Ne oldu KIZIM!”
Müdür kapıyı çalarken Ayşin donmuş bir halde bana bakıyordu. Yüzünün rengi daha da atmıştı. Korktuğunu lavaboyu tutan ellerinin titremesinden anlıyordum.
“Ayşin.” diyerek kapı kolunu zorlayan Müdür’le ilk şoku atan Yer Fıstığı “İy-iyiyim. Yerler ıslakmış. Ayağım kaydı.” diye cevap verdi.
“Ah be kızım. Ödümü kopardın.”
Ayşin bana bakmayı sürdürüyordu, “İyiyim baba. Kapıda beklemene gerek yok.” diye bağırdı.
Yer Fıstığının suratına ifadesiz bir şekilde bakmaya devam ettim. Bana doğru yaklaşıp “Senin burada ne işinin olduğunu sormak istiyorum ama vereceğin cevaptan korkuyorum.” diye fısıldadı. Kemerimi düzeltir gibi yaparak “İşedim.” dedim alaycı bir gülümsemeyle. Kemerimdeki ellerime baktı, gözlerini devirerek “İşedin mi?!” diye sessizce sorguya çekti, ardından derin bir of çekecek gibi nefes aldı ve elini böbreğinin olduğu yere koydu.
“Senin evinde tuvalet yok mu?!”
“Ayşin kimle konuşuyorsun sen?”
Müdür’ün hâlâ kapıda olduğunu anlarken Ayşin'e ikinci kez muhtaç olduğumu hissediyordum. Biz birbirimize öldürücü bakışlar atarken Merve “Baba kızı rahat bıraksana. Tuvaletini yapıyor işte, kiminle konuşacak Allah aşkına.” dedi. Sesinden telaşı fazlasıyla belli oluyordu, babasına cevap vermeye devam etti:
“Hadi sen içeri git.”
“Olmaz. Belki bir şeye ihtiyacın olur.”
“Tamam, ben buradayım işte. Sen git baba.”
Dışarıdaki konuşmaları dinlemeye çalışırken Ayşin’in beni izlediğini hissettim.
“Korktuğum şey başıma gelmiş olamaz değil mi?” diye sordu.
Bakışlarımı ona çevirdim, şaşkınlıkla konuşmaya devam ediyordu, “Lütfen ablamla birlikte olduğunuzu söyleme.” dedi. Sesi o kadar çaresiz çıkmıştı ki birazdan yalvaracağına gibi duruyordu.
“Tamam söylemem.”
Şimdi yüzünü ovuşturmaya başlamıştı, “Abla ya abla ya” diye dişlerinin arasından söylenirken yüzünü buruşturup tekrar böbreğini tuttu. Belli ki tuvaletini yapmadıkça canı daha fazla acıyacaktı.
“Git işe.”
Söylediklerimi algılayamıyormuş gibi davranıyordu, “Anlamadım.” diye fısıldadı.
“Anladığım kadarıyla böbreğin ağrıyor. Git ve tuvaletini yap diyorum.”
“Sen buradayken mi?” diyerek bir klozete bir de bana baktı.
“Götünü görmeye meraklı değilim.”
“Terbiyesiz!”
Arkamı dönmemle “Şaka yapıyorsun değil mi?” diye sordu. Başımı hafifçe ona doğru çevirdim. Panikle bana bakması gözlerimi devirmeme neden oldu.
“Uzatma ve yap şu lanet çişini.” dedikten sonra tekrar mavi seramiklerle kaplı duvara döndüm. Ayşin'in bir süre bana baktığını hissederken dışarıdan gelen “Ayşin hadi kızım daha bitmedi mi?” sorusu başka çare bırakmamıştı.
Sifona basarken “Sakın arkana bakma.” diye fısıldadı. Başımı bir kez tamam anlamında salladım. Ah ulan Merve. Ben bu yaşadıklarımı senin burnundan getirmez miyim?
Ayşin'in tuvalette işini bir türlü bitiremiyordu, sinirden kaşlarımı çattım, ‘Utandığı için mi yoksa rahatsızlığından dolayı mı bu kadar yavaş yapıyor’ diye düşündüm. Bu sırada tekrar sifona basmasıyla suratıma bir rahatlık çöktü, belli ki utanıyordu. Üçüncü sifon sesinden sonra toparlandığını anladım.
“Tamam dönebilirsin.”
"Hele şükür! Bir an hiç bitmeyeceğini sandım."
Ayşin ellerini yıkadıktan sonra havluya kurularken “Ne yapacağız şimdi?” diye sordu. Babasının nefesini hâlâ kapının dışında hissederken omuzlarımı silktim. “Çok zekisin. Bul bir şey.”
“Bana borçlanacağının farkında mısın?”
“Tamam, bir dahaki saygısızlığına göz yumarım.”
Ayşin şüpheli bir şekilde yüzünü ekşitti. Ardından, “Abla!” diye bağırdı.
“Ayşin. Ne oldu canım?”
“Canım mı?”
Yer Fıstığının şaşkınlığı tavan yapmıştı, gözlerini benden ayırmadan ablasına “Bir dakika bakar mısın?” dedi.
Merve Ayşin’e cevap verirken bir yandan da babasını yollama çabasındaydı, “Tabi canım, Baba hadi sen git. Ben kardeşimle ilgilenirim.”
Merve’nin kapının kolunu tuttuğunu anladığında Ayşin kilidi açtı, ablası hızla içeri daldı. Yüzündeki korku, utanç ve tedirginlikle fazlasıyla belli oluyordu.
“Açıklayabilirim.” diye fısıldadı.
“İlgilenmiyorum.” diyen Ayşin kollarını göğsünde bağlayarak bana doğru döndü.
“İçeri gidip babamı odamda oyalayacağım.” deyip tekrar ablasına döndü. “O sırada aşığını dışarı çıkarırsın. Sonrada odaya gelirsin. Bende babamı azat ederim.”
Ayşin'in zekice fikri hoşuma gitse de 'Aşığın' derken ki iması nabzımın hızlanmasına neden oldu. “Harikasın Ayşin.” diyerek kardeşinin kollarını kavrayan Merve “Söz veriyorum olanları sana anlatacağım-” derken Ayşin elini havaya kaldırdı.
“İlgilenmediğimi söyledim abla. Bir daha beni bu duruma sokmayın yeter.”
“Çok özür dilerim.”
Merve’nin özrüne cevap vermeden “Baba!” diye bağıran Ayşin banyodan çıktı. Merve tekrar kapıyı kitlerken derin bir nefes aldı. “Ne dedi?” diyerek bana döndüğünde dışarıyı dinlemeyi bıraktım. “Seni burada görünce ne dedi?”
“Hiçbir şey.”
Merve bana doğru yaklaşırken “Özür dilerim Uraz. Seni bu hallere sokmak istemezdim” dedi.
Ellerini belime doladım, “Sıkıntı yok.” dedim. Başını kaldırıp bana bakan kız dudağını büktü.
“Emin misin?”
Yaptıkları yüzünden ona o kadar sinirliydim ki şuracıkta gözlerini oyabilirdim. Başımı evet anlamında bir kere daha sallamamla mahcup mahcup gülümsedi. “Hadi seni buradan çıkaralım.” diyerek benden ayrılan Merve kulağını kapıya dayadı. Dışarıdan ses gelmeyince yavaşça kilidi açtı. Başıyla onu takip etmemi işaret etti, ellerimi cebime sokup peşinden yürümeye başladım. Merve parmak ucunda hareket ederken ben normal bir şekilde yürüyordum. Bu saatten sonra Merve’nin götünü kurtarmak için uğraşmayacaktım. Merve, Ayşin’in odası olduğunu tahmin ettiğim tarafa doğru bakarak dış kapıya doğru yürüdü. Bir yandan da eliyle onu takip etmemi işaret ediyordu. Sanki başka şansım varmış gibi…
Dış kapıyı kontrol ettikten sonra yavaşça açarken “Yarın okulda görüşürüz.” diye fısıldadı. Yüzümdeki ifadesizliği korumaya çalışarak “Görüşürüz.” dedikten sonra hızla evden ayrıldım.
Bu saatten sonra ayaklarını yere sağlam bas Merve Şendoğan! Çünkü ilk fırsatta kaydırmak için elimden geleni yapacağım.
Yorumlar
Yorum Gönder