Veliahtlar - 14. Bölüm
MASAL
Uykuda geçen süre saniyelerden farksızdı. Oysa ona kavuşana kadar geçen süre bir ömür gibi gelirdi insana. Tüm yorgunluğuma rağmen zar zor daldığım uykudan, beni çekip çıkaran saçlarımda nazlı nazlı dolaşan parmaklardı. Hareketlerin narinliği bir kadına ait olabilecekse, şefkati kesinlikle annemdi. Uykuyla uyanıklık arasındaki arafta, saçlarımdaki dokunuşların tadını çıkardım. Garip gelebilirdi ama sevgi gösterisinin saçlarımdaki şovuna bayılıyordum. Her bir saç telindeki dokunuş, piyanonun melodik tuşlarıydı. Etkisi ruhumda bir müzik şöleni gibiydi. Tepkisiyse gülümsemem...
“Güzel kızım”
Annemin ninni tonundaki seslenişine mırıldanarak cevap verdim. Gözlerim kapalı olsa da hayran olduğum gülümsemesinin yüzünde olduğuna emindim. Güzellik bir güçse, gülümseyiş kesinlikle onun kılıcıydı ve annem hayata karşı durabilen çok büyük bir savaşçıydı. “Fındık faresi,” dediği anda düşünceler zihnimin köşelerine kaçıştı ve uyumadan önceki kâbusu tüm çıplaklığıyla hafızamda bıraktı. Saat kaçtı? Fındığın izleri tenimde var mıydı? Asal ve Hale neredeydi? Her şeyi anlatmışlar mıydı? Anlatmadılarsa şu andaki uykumun açıklaması ne olacaktı?
“Masal.”
Daha fazla kaçamayacağım gerçekle yüzleşmek için gözlerimi araladım. Yarı yarıya inmiş göz kapaklarımın arasından anneme baktım. Yüzündeki rahat ifadeden anladığım kadarıyla hiçbir şeyden haberi yoktu. Her şeyi anlatıp telaşın izlerini gülümseyişine yerleştirmeye gerekte yoktu. Etrafın loş karanlığına bakılırsa da akşam olmuştu. O zaman neden erken yattığımla ilgili bir açıklama yapmam gerekiyordu. “Anne?” Uyku mahmurluğunun sesimdeki yansımasını geçirmek için boğazımı temizledim. “Saat kaç?”
“Uyuman için erken bir saat. Yedi.”
Harika yaklaşık üç saattir uyuyordum ama bunu annemin bilmesine gerek yoktu. “Sadece uzanmıştım. İçim geçmiş olmalı.” Annemin sorgular bir şekilde tek kaşı havalandı. “İçi geçen bir insan için yüzün fazla şiş gibi güzellik.” Harika. Fındık yüzünden şişen yüzüm belli ki hâlâ eski hâline gelmemişti. Şimdi buna nasıl bir kılıf uyduracaktım acaba? Yattığım yerden doğrularak zaman kazanmaya çalıştım. Aklım tüm hızıyla çalışıyordu. O sırada kulağıma çalınan adım sesleri dikkatimi kapının olduğu tarafa çevirdi. Adım sesleri, yaklaştıkça daha güçlü ve sert geliyordu. Görüş alanıma giren babamın yüzündeki ifade hoşuma gitmemişti.
“Demir.”
Belli ki bu histe yalnız değildim. Babam kapının eşiğinden bize doğru baktı. Bir terslik vardı. Annem ayaklanırken “Ne oldu?” diye sordu. Babam bakışlarını annemin üzerinden kısa bir süreliğine bana kaydırdı. “Asal’ı uyandır ve çalışma odasında beklediğimi söyle.” Sanki dilinin ucuna gelen kelimeleri benim yüzümden yutmuştu. “Bir şey mi oldu?” Babam cevap vermeden yürümeye başladı. Annem kapının eşiğine tutunarak, sessizce arkasından baktı. Asal uyuyorsa ne olmuş olabilirdi? Üzeri açık uyumuş diye kızacak hali yoktu ya? Sahi Asal neden uyuyordu?
Annem beni sorgulamayı bırakıp Asal’ın odasına yönelince zıplarcasına yataktan kalktım. Bu hızlı kalkışın ufak bir sendelemeye neden olmasıyla birkaç saniye duraksadım. Bayılmayacağıma emin olurken kapının açıldığını duydum. Babamın gördüğü şeye annem bozmadan şahit olmak için depar atar gibi odadan çıktım. Asal’ın kapısının önüne geldiğimde gözlerim çıkmak için yuvalarını zorlamaya başladı. Açılan ağzımı elimle kapatarak sinek girmesini engellerken babamın neden o kadar sinirli olduğunu anlamıştım. Hale'nin üzerinde ona büyük gelen kıyafetlerin olduğu yetmiyormuş gibi, kıyafetlerin sahibinin üzerinde de yatıyordu. Asal da rahatsız bir pozisyonda bu durumdan rahatsız değilmiş gibi uyuyordu. Kıskançlık damarım pıtı pıtı atmaya başladı. Hale neden Asal’ın kıyafetlerini giymişti? Benimkiler neyine yetmiyordu? Öte yandan uyuyacaksa, benim yanımı tercih edebilirdi. Hadi rahatsız etmek istemedi diyelim, misafir odalarından birinde kalabilirdi. Ya Asal... Hasta olan benken, benim yanımda olması gerekmiyor muydu?
Birkaç gün önce yaşadığım ve yeni yeni hazmettiğim olayın farklı versiyonuyla karşılaşmak, kıskançlık ve öfke kokteylini tekrar damarlarıma gönderiyordu. Mantıklı bir açıklamaları yoksa, bu sefer onları affetmem kolay olmayacaktı.
Annem ağır adımlarla yanlarına yürüdü. Hale yerine Asal’ı uyandırmayı tercih ederek, yavaşça saçını okşadı. O benim gibi uyandırılmayı hak etmiyordu. Onun saçını tutup yatağın başlığına vura vura günaydın denmeliydi. Asal ilk temasla gözlerini araladı. Önce üzerini tarayan gözler, halinden memnun olacak ki ufak bir tebessüm dudaklarının kenarına yerleşti. Yüzüne bir tane yumruk atmak ve o tebessümün yerine koca bir morluk bırakmak istedim. Daha sonra gözleri onu uyandıran elin sahibine kaydı. Benim yumruğuma gerek kalmadan yüzündeki tebessüm silindi. “Anne…” Yataktan doğrulmaya çalışırken Hale kıpırdandı ve birkaç sefer de kirpiklerini araladı. Hafifçe gülümsedi. Büyük ihtimal ona bakmıyor olsaydım, bu ufak tebessümü kaçırırdım. Bulunduğu konumdaki memnuniyeti annemi görmesiyle sona erdi.
“Teyze!”
Panikle Asal’dan ayrıldı ve yatağın diğer tarafına doğru kaydı. Bir milim daha kıpırdasa büyük ihtimalle poposu yeri boylayacaktı. “Açıklayabilirim. Biz, yani ben, Asal, Masal-”
Sitemkâr bir şekilde iki yana kaldırırken “Hiç beni karıştırma,” dedim. “Bu durumunuzla benim yakından uzaktan alakam yok.” Kollarımı göğsümün üzerinde bağladıktan sonra, yağmurda ıslanmış ufak köpek yavrusu gibi bakan Hale’ye gözlerimi diktim.
“Açıklayacaksın,” diyen anneme çevrilen bakışların dokunsam ağlayacak gibi duran hâli bu sefer beni etkilemeyecekti. Onlara çok kızgındım. “Ama önce Asal, baban seni çalışma odasında beklediğini söyledi. Vakit kaybetmeden yanına insen iyi olur.” Neyse ikizimin ceviz kadar beyni, bu cümlenin ciddiyetini kavramıştı. Asal apar topar yataktan kalkarken, “Amcam, amcam da bizi gördü mü?” diye soran Hale'ye “Hem de ilk o gördü,” diye cevap verdim. Sıkıntıyla nefesini üfleyen kız yüzünü ovuşturmaya başladı. “Babama söylemez değil mi?”
“Hale, alt tarafı masal okurken uyuyakaldık. Abartma bu kadar.”
Asaldaki rahatlıkta kimsede yoktu. Ben bu pozisyonda Enes’le yakalanmış olsam... Bir dakika ya, ben o geri zekâlıyla böyle bir pozisyonda neden yakalanıyormuşum? Allah yazdıysa bozsun. Asal yanımdan koşarcasına geçip gitti. Hale'ye karşı olan rahat tavırlarını, babama karşı sergileyememesi haince gülümsememe neden oldu. Asal’ın gözden kaybolmasıyla dikkatimi tekrar Hale’ye çevirdim. Yaşadığı utançtan kıpkırmızı bir hâlde başını suçlu bir çocuk gibi önüne eğmişti. Annem yatağın ucuna oturunca konuşmanın burada geçeceğini anladım ve odaya girip çalışma masanın koltuğuna oturdum.
“Şimdi seni dinliyorum canım.”
Titrek bir nefes alan Hale bizimle göz teması kurmadan konuşmaya başladı. “Teyze neler düşündüğünüzü biliyorum ama inanın hiçbir şey görüldüğü gibi değil. Masal rahatsız olmasın diye-”
“Masal neden rahatsız olacak ki?” Hale’nin panik halindeyken yalan söyleyememe becerisi aklıma gelince, açıklamayı devralmaya karar verdim. Döner sandalyede bir sağa bir sola hareket ederken durdum ve annemlere doğru yaklaştım. “Biz biraz tartıştık da anne, ben de sinirlendim. Yalnız kalmak istediğimi söyledim. Sonra da uyumuş kalmışım.” Bir taşla iki kuş vurmak buna denirdi. Annem söylediklerimde doğruluk payını aradı. Aynı zamanda hem tamamen doğru olan hem de gerçeği tamamen çarpıtan birçok kelimeyi söyleyebilmek inanılmazdı. Bu konuda uzman sayılabilirdim. Panik yapmadığım sürece.
“Onlar da anladığım kadarıyla,” derken gözüm yatağın üzerinde duran adını görmediğim masala takıldı. Kendi söylediğime bile inanamayarak “Beraber masal okurlarken, evet neden olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yok, uyuyakalmışlar,” dedim. Yüzüm şekilden şekle girdi. Annem bilimsel açıklama tadındaki açıklamamı büyük bir ciddiyetle dinledi. Hale'yse minnet dolu bakışlarla bana bakıyordu. Bu işten o kadar da kolay kurtulamazsın bal surat.
“Ama Asal’ın kıyafetlerinin Hale'nin üzerinde olmasıyla ilgili hiçbir fikrim yok. Söz sende sarışın.”
Gözlerimi kısarak Hale'ye baktım. Az önceki minnetini sunan bakışlar donakaldı. Sadece birkaç saniye. Dumur olmanın vücut bulmuş hâli gibiydi. Annem Hale’ye doğru döndü. İmalı bir şekilde kollarımı göğsümde bağlarken sandalyeye dayandım. 'Açıkla bakalım' der gibi annemi işaret ettim. Bakışlarını benden anneme kaydıran Hale birkaç kere dudaklarını aralayıp, hiçbir şey söylemeden gerisin geri kapattı. Kuracağı yalanlar tamlamasını kafasında toparlamaya çalışıyor gibi duruyordu. Hiçbir zaman bu konuda başarılı değildi. Yine başaramayacaktı.
Kıyamadım. Dayanamadım ve yine kendimi onu kurtarırken buldum.
“Sana Asal'ın üzerine suyu dökmemeni söylemiştim. Belli ki intikamı kötü olmuş.”
**-**
ASAL
Bazı şeylerin perde arkası düşündüğünüz gibi olmayabilir. Gerçekleri görmeniz için perdeyi aralamamız gerekir ya da bizim için birilerinin aralamasına izin vermemiz.
Annemin duruşundan, Masal'ın imasından babamın bizi gördüğünü anlamıştım. Aklından geçenleri de tahmin etmekte zorlanmıyordum. Zorlanacağım şey, böyle bir konuyu gerçekleri saklayarak nasıl açıklayacağımdı.
Çalışma odasının önüne geldim ve içeri girmeden önce derin bir nefes aldım. Konu babam olduğunda yaptığın hiçbir plan, kafanda kurduğun hiçbir cümle işe yaramazdı. Sorduğu çapraz sorulardan alnının akıyla çıkabilmenin tek yolu, doğaçlama takılmaktı ve tabi ki rahat olmak. Demir Kara'nın karşısında ne kadar rahat olunabilirse...
Kapıyı parmaklarımla hafifçe tıklatıp açtım. Çalışma masasında oturmuş, bir şeyler yazan adam başını kaldırma tenezzülünde bile bulunmadı. “Kapıyı kapat.” Bu ciddi bir konu konuşacağımızı gösteriyordu. Ardımdan kapıyı kapatıp masanın önündeki deri koltuklara doğru ilerledim. Ne kadar rahat görünürsem görüneyim avuç içlerim ter içindeydi. “Otur bakalım,” dedikten sonra yazdığı şeyi bırakan babam ayağa kalktı. Koltuğa kendimi un çuvalından farksız bir şekilde bıraktım. Çıkan pos sesini oldum olası severdim. Babam karşımdaki yerini aldığında, rahat pozisyonumu rahatsız sayılacak bir dikliğe çevirdim.
“Neden burada olduğunu biliyorsun.”
Başımı bir kez evet anlamında salladım. Tabi ki burada oluş nedenimi biliyordum. Bilmediğimse gördüğü şeyin gerçekliğini nasıl inkâr edeceğimdi. “O zaman dinliyorum,” diyerek arkasına dayanan babam dirseklerini koltuğun kollarına bastırdı ve parmak uçlarını dudaklarının hizasında birleştirdi. Hadi bakalım Asal, başla.
“Öncelikle gördüklerini inkâr etmeyeceğim baba. Evet, Hale'yle yatağımda uyuyorduk.”
Babamın yüzündeki mimiklerinde en ufak bir kıpırtı olmaması, doğru yolda olup olmadığımı anlamamı zorlaştırıyordu. “Başka hiçbir şey olmadı. Sadece masal okurken uyuyakaldık.” Soldaki kaşı hafifçe seğirdi. Sanırım açıklamam pek inandırıcı gelmemişti. Açıklamamı destekleyecek bir şeyler daha eklemeliydim.
“Çok eskiden bana hediye ettiği masal kitabını hâlâ okumadığım için, sitem etti. Okuyup bitirmemi istedi. Sonrası gördüğün gibi.”
Derin bir nefes alan babam “Masal kitabıyla, kıyafetlerin arasındaki bağlantıyı da kurarsan-” diyordu ki “Islandı,” dedim. Cümlesini kesmemden dolayı değil, söylediğim şeyden kaşlarını çattığını düşündüm. “Üzerine su döktüm yanlışlıkla, kendimi suçlu hissettim ve kıyafetlerimden verdim.” Birkaç saniye yüzüme bakan babam hiçbir şey söylemedi. Attığım yalanın kuyruğu benim elimdeydi. Aslında yalan da sayılmazdı. Sonuçta su dökmesem bile ıslanmasına neden olan kişi bendim ve sırf bu yüzden kıyafetlerimi vermiştim.
“Oğlum.”
Babamın nadir kullandığı ses tonu kulaklarımı çalınınca, düşünceler çil yavrusu gibi dağıldı. Oturduğu koltuğun ucuna doğru kayan adam, aramızdaki mesafeyi azaltacak şekilde bana doğru eğildi. “Hale'yle aranızda bir şey mi var?” Ses tonu tek düzeydi. Kızgın değildi, şaşkın değildi, mutlu değildi. Vereceğim cevaptan eminmiş, sadece benim ağzımdan duymak istiyormuş gibiydi. “Sevgili misiniz?” Şu anda ciddi ciddi babamla bu konuşmayı yapacağıma inanamıyordum. “Hayır,” diyerek kaşlarımı çattım. “Ne alaka baba ya. Hale’yi Masal’dan farklı görmüyorum ki.” Milimetrik bir tebessümü dudaklarının kenarına yerleştiren babam 'Yalan söyleme' der gibi bakıyordu. Yalan söylemiyordum. Tamam belki Masal gibi göremezdim ama Hale'ydi ya o... Doğduğumuz andan beri birlikte olduğumuz, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen kuzenimiz... Ona karşı nasıl... Yani... Olmaz ya... Olabilir mi? Hayır hayır...
“Bora benim kardeşimden farksızdır.”
Düşünceleri kısa bir anlığına zihnimdeki başka taraflara öteledim ve babamı dinlemeye başladım. “Onun kızı, benim kızımdır. Masal'dan ayırmam.” Konunun gideceği yön hoşuma gitmiyordu ama araya girmeye de cesaretim yoktu. “Kendi oğlum olsa bile, ona zarar verenle, Bora'dan önce hesaplaşırım ve inan bana bu o kişi için hiç de hayırlı olmaz.” Benim Hale'ye zarar verebileceğimi mi düşünüyorlardı. Bu zamana kadar isteyerek Hale’ye zarar vermemiştim. İstemeden verdiklerim için de bir şekilde gönlünü almıştım. “Bora’nın da benimle aynı duyguları hissettiğine adım kadar eminim. Kızına zarar veren, benim oğlum bile olsa hesabını sorar.” Amcamın bu konularda ne kadar katı olduğunu biliyordum. Hale'yi gözünün önünden ayırmaz, erkek sinekten bile korurdu. İmkânı olsa kız kulesini yaptıran padişah gibi kızını ulaşılmaz bir yere kapatırdı ama fark etmediği şey, korkacağı en son kişi bile olmayacağımdı. Ona zarar vermeyi bırak, zarar verenlerin canını almaya hazırdım. “Ben sana hesap sorarım ama Bora sorduğu an iş farklı bir boyuta geçer. Kardeş, mardeş dinlemem.” Sanki o anı yaşamış gibi, gözlerindeki duygu geçişi, içimi ürpertti. Babamın ne olursa olsun beni seçeceğini bilmek, bambaşka bir güven duygusuydu ama bu halleri beni bile korkutuyordu. Bize zarar verecek olan en yakını bile olsa tanımayacak tavrı... “Ama bana söylemen gereken bir şey varsa eğer...” İşte başlıyorduk. “Hale’yle birbirimizi seviyoruz falan gibi, korkma. Hale'yi severim. Senin de ondan daha iyi birini bulabileceğini sanmıyorum. Bora ne düşünürse düşünsün, ben her zaman size destek olurum oğlum.” Babamın yanımızda olduğunu bilmek çok güzeldi ama bizim aramızda düşündüğü gibi bir ilişki yoktu.
“Birbirimizi seviyoruz ama senin düşündüğün anlamda değil baba. Dediğim gibi, benim için Masal'dan farksız.”
Burnundan derin bir nefes alan babam “O zaman,” dedi. “Bir daha böyle bir olay ne yaşa ne de yaşat.” Oturduğu yerden kalktı ve çalışma masasının etrafından dolaşıp yerine geçti. Önündeki kâğıtlarda dönmeden önce son bir kez bana baktı.
“Madem Masal'dan farksız görüyorsun, o kızın namusu, senin namusun. Bunu sakın unutma.”
**-**
MASAL
“Üzerimi değiştirmeye gidiyorum. Siz de aranızdaki sorun neyse bu sürede halledip yemek için yardıma gelirsiniz herhâlde?”
Annemin imalı bakışlarına eşlik eden kelimeleriyle odadan çıkması bir dakikasını bile almadı. Kapıyı arkasından kapatmasıyla odaya ölüm sessizliği hâkim oldu. Hale hâlâ başı öne eğik, üzerindeki büyük tişörtün eteklerine eziyet etmekle meşguldü. Döner sandalyeden kalktım ve Hale’nin önüne bağdaş kurup oturdum. Sıkıntıyla iç çeken bal surat bakışlarını bana çevirdi.
“Amcam babama söylemez değil mi?”
Kaşlarım hayretle havalanırken “Senin taraftan bakınca babam ispiyoncu bir pislik gibi mi duruyor acaba?” diye cevap verdim. “Ayrıca sen benim kardeşimi yatağa at, sonra babama söyler mi diye karalar bağla.”
“Bal böceğim ya!”
Utanmış ses tonunu vurgulayan kırmızı yanaklar kahkaha atmama neden oldu. “Gülmesene!” diye uyarıp bacağıma vuran kızın eli görmeyeli baya ağırlaşmıştı. Kahkaham bıçak gibi kesilirken yüzümü buruşturup vurduğu yeri ovalamaya başladım. “Şaka yapıyorum kızım. Ne vuruyorsun?”
“Hak ettin. Zaten yerin dibine girmişim. Bir de üzerimde tepiniyorsun.”
Gözleri dolunca tekrar başını öne eğdi. Mahcupluğuma, utanç eklenince olduğundan daha duygusal oluyordu. “Yaa...” diyerek bal suratı kollarımın arasına aldım. “Yerin dibine falan girdiğin yok. Alt tarafı uyuyakalmışsınız. İnan bana annemle babam üzerinde durmayacaklar bile.”
Hale 'Öyle mi diyorsun?' gibi bakınca “Kaç senelik anamı babamı benden iyi mi tanıyacaksın ayol” dedim. Buruk da olsa ufak bir gülümsemeyi dudaklarına bahşeden bal suratıma “Hah şöyle,” deyip arkaya dayandım. “Ee anlatsana, nasıl bir duyguydu?”
“Ne nasıl bir duyguydu?”
Gözlerimi dikip bön bön arkadaşımın suratına baktıktan sonra “Yakalanmanın değil herhâlde,” dedim. Hale'nin saniyelik afallamasından sonra yüzünü az öncekini kıskandıracak büyüklükte bir tebessüm kapladı. Konu Asal olduğunda bu kız evrene fazla sıcaklık yayıyordu.
“Rüya gibi,” dediğinde abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim. “Sokaktan çevirip sorduğumuz bu soruya cevap veren klasik kızlar gibi mi hissediyorsun Hale. Az yaratıcı ol. Allah bilir aşkı tanımla desem, karnımda kelebeklerin uçuşması dersin.”
Sitemli cümlemin ardından birkaç saniye düşünen Hale, “Milyonların önünde şarkı söylemek gibi,” dedi. İşte bu, benim bal suratıma özel bir tanımdı. “Birçok duyguyu aynı anda yaşıyorsun. Kolları arasında olduğun için mutlusun, kalp atışlarını duyuyorsun heyecanlısın, birazdan uyanacak olmasından ve ayrılacağından dolayı korku ve hüznü aynı anda paylaşıyorsun. Bir de bu samimi tavırların bedelinin ne olduğunu bilmediğin için miden bulanıyor, endişeleniyorsun. Anlayacağın duygu şölenini yaşıyorsun.”
Gülümsedim. Yatağa sırt üstü uzanıp ellerimi başımın altına koydum. Gözlerimin önüne gelen yüz her ne kadar sinirimi bozsa da kollarının arasındayken hissettiklerim Hale'nin dediklerine benziyordu. Kokusunu duyduğun o an... Aklımı kocaya kaçıracak kadar güçlüydü ama benimki şarkı söylemek değil daha çok milyonların arasında konseri izlemek gibiydi. Dünyada ünlü bir soliste âşık olan bir hayran. Kavuşmak öylesine imkânsız... En azından Hale'nin umutları gerçeğe daha yakındı.
“Ne oldu?”
Başımı Hale'ye doğru çevirdim. “Ne olmuş?” diye sorduğumda “Yüzün asıldı,” diye cevap verdi. Kafamdan geçenlerin mimiklerime bu kadar hızlı yansıyacağı aklımın ucundan geçmezdi. Enes’ten ve ona olan imkânsızımdan bahsetmek istemiyordum. Konuyu geçiştirmek adına “Hiç,” dedim ve yattığım yerden hızla kalktım. “Sorunlarımızı halletmemiz için yeterli zaman geçtiğini düşünüyorum. Hadi anneme yardım edelim.”
**-**
HALE
Mutluluğum, korkumu da pişmanlığımı da sollayıp önüne geçmişti ama utanmam yemek boyunca devam etti. Amcam ve teyzemin her bakışında yanaklarıma hücum eden kan, alev alev yanmama neden oluyordu. Asal’ın bakışlarıysa, bu alevleri daha da azdıran bir benzin gibiydi. Kül olmalı engelleyen tek şeyse Masal’dı. Çoğu zaman kendini de beni de zor durumda bırakacak şeyler yapsa da kalben beni çok sevdiğini gözlerini fısıldıyordu. Ara ara muzur temasları yalnız olmadığımı hissettiriyordu. Çoğu kişinin aksine onun şımarık olduğunu değil, daha çok sevdiği oyuncakları paylaşmak istemeyen bir çocuk olduğunu düşünüyordum. Bu sadece yabancılar ve sevdikleri arasında değildi. Sevdiklerini de kendi arasında kıskanıyordu.
“Anne biz tatlımızı ağaç evde yiyeceğiz.”
Masal tatlı tabağını ele alarak ayağa kalktı. “Hadi Hale,” dedikten sonra ikizine imalı bir şekilde baktı. Amcam neden evde takılmadığımızı sorgulasa da teyzem kızını çok iyi anlıyor gibiydi. Sonuçta onun da gençken bir ağaç evi vardı ve Ayşe ananenin söylediğine göre zamanının çoğunu odası yerine orada geçirirdi. Açıkçası amcamların evinin her köşesini ayrı sevsem de amcamım kendi elleriyle yaptığı ağaç evine ayrı bir hayranlığım vardı ama maalesef ki Masal oraya sadece Asal varken çıkıyordu. Çocukken verdiği sözü hâlâ tutuyor olması takdire şayan olsa da bu zevkten çoğu zaman mahrum kalmamıza neden oluyordu.
“Asal sen içecekleri al, Hale sende temiz tabak, bardak, çatal falan al. Ağaç evde buluşalım.”
Masal'ın anında organize olan tarafı kesinlikle Cem amcamdı. Söylediği şey, yavaş yavaş geçen yanaklarıma tekrar kırmızılığı bahşetmişti. Bu akşamki olaydan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmak benim için zor olacaktı. Özellikle de amcamların yanında... Asal içecekleri almak için mutfağa yöneldi. Peşinden gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım. Sanki geri kalan tüm gözler üzerimdeydi. Masayı toplamaya yardım etmek için hamle yaptım. “Hadi go go go!” Masal ne hissettiğimi anlamış gibi, uyarısını yaptı ve bahçeye doğru yollandı.
“Sen bırak Hale'ciğim. Ben hallederim.”
Asal’ın peşinden mutfağa girdim. Benim için bardakları ve tabakları çoktan hazırlamıştı. “Taşıyabilecek misin?” Alt tarafı birkaç bardak ve tabak. Neden taşıyamayayım ki?
Çekmeceden çatalları alıp bardak ve tabakların yanına koydum ve tepsiyi elime aldım. Sanırım taşıyabilecek misin diye sormasının nedenini şu anda anlıyordum. Fazla mı ağırdılar? Bozuntuya vermemeye çalıştım. Asal içecekleri kucakladı. Beraber mutfaktan çıktık. Teyzem sofrayı toplamakla meşguldü. Amcamsa görünürde yoktu. Şükürler olsun.
“Anne biz çıkıyoruz.”
Teyzem başıyla bizi onaylarken “İyi eğlenceler,” dedi. Ses tonunda en ufak bir ima yoktu ama benim yanan yanaklarım ateşini bir derece daha arttırdı. Sessizce bahçeye çıktık. Dikkatli bir şekilde yürüdüm. İçimdeki yangını utanç rüzgârlarının harlamasını istemiyordum. Ağaç eve gidene kadar aramızdaki sessizlik kendini korudu. Sanırım bunun için Asal'a teşekkür etmeliydim. Çünkü onun dudaklarından dökülecek en ufak bir kelime tüm dikkatimi dağıtacak güçteydi ve sakarlığımın bizi selamlaması şu an için en son istediğim şeydi. Merdivenlerin önüne gelince “Dikkatli ol” deyip önden tırmanmam için kenara çekildi. Asal'ın arkamda olduğunu bilmek bambaşka bir güven duygusu verse de yaşadığım heyecandan elim ayağım titriyordu ve bardaklar, tepsinin içinde gezmeye başladı. Neyse ki hiçbirine veda etmeden ağaç eve çıkabildim. Benim aksime üçer beşer ahşap basamakları tırmanan Asal, belli ki ağaç evde düşündüğümden daha fazla zaman geçiriyordu.
İçeri girmemizle “Nerede kaldınız be!” sitemli cümlesi bizi selamladı. “Amcamım programı başladı.” Tabi ya... Şimdi anlıyordum neden ağaç evde takılmak istediğini. Bu akşam Emir amcamın radyo programı vardı. Masal ne kadar yoğun olursa olsun, amcamım programlarını kaçırmazdı. Müzikle ilgisi olmayan bal böceğinin bu hareketi sadece amca sevgisi ve sesine olan özlemiydi.
“Oturun hadi”
Elimdeki tepsiyi sehpaya koyup, Masal'ın yanındaki mindere kendimi bıraktım. Asal ne içeceğimizi sorarak bardakları doldurmaya başladı. Masal da masayı donattığı abur cuburların yanındaki tatlıyı, getirdiğim tabaklara sallapati bir şekilde servis etti. Radyodaki müzik yayını bittiği an Emir amcanın sesi ağaç evini doldurdu.
“Radyolarınızın frekansıyla oynamayın. An itibariyle Dokuz Kırk Beşte’siniz. Ben evinizin haylaz çocuğu Emir Kara ama evinizi değil sizi darmaduman etmeye geldim. Bugün yine bomba gibi parçalar, pimini çekecek konuklar, sizleri patlatmak için aramızdalar.”
“Ay acaba bu akşamki konuklar kim?”
Bana bakmadan uzattığı tabaktaki tatlı, yeri boylamadan elime aldım. “Taptaze kanlar, henüz üniversite öğrencileri olmalarına rağmen, birçok gencin göz bebeği. Bakalım sesleri sizi de büyüleyecek mi?”
Masal radyonun sesini biraz daha açtı. Şu andaki müzik aşkı gözlerimi dolduracaktı. “Gençler, bir şarkıyla başlayalım diyorum. Radyoların başındaki insanları önce sesinizle, sonra hayatlarınızla âşık edelim ne dersiniz?”
Emir amcayı onaylayan seslerden biri garip bir şekilde tanıdık geldi. Daha kim olduğunu çıkaramadan baterinin yürek hoplatan sesi tüm heybetiyle duyuldu. Asal’ın da dikkati radyoya kaydı. Gitar, piyano, keman derken az önce tanıdık gelen ses şarkısını söylemeye başladı.
“Tutulmayacak olsa da verilmesi gereken sözler var bazen...”
Şarkı, sözleri ve melodisiyle hoştu ama nereden tanıdığımı çıkaramadığım ses, kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Birkaç dakika sonra Masal bana doğru döndü. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Yüzündeki şok ifadesi kaşlarımın uçlarını birleştirecek kadar çattı. Dudakları sessizce kıpırdanıyordu. Ne söylediğini anlayamıyordum ama heyecanı gözlerinden okunuyordu. Söylediklerini anlamadığımı fark edince bakışlarını kısa bir an Asal'a çevirdi. Gayriihtiyari ben de baktım. Mindere yaslanmış, gözleri kapalı bacaklarında ritim tutuyordu. Baterinin her vuruşu, sanki onun bacaklarındaki yansımaydı. Öylesine uyumlu.
“Enes bu.”
Kolumu dürten Masal'a doğru döndüm. Bu kız iyice aklını kaçırmıştı. O çocuğun amcamın yanında ne işi olabilirdi? “Saçmalama bal böceği. Ne işi olur Enes'in orada. Benzetmişsindir,” Başını hayır anlamında hızlıca salladıktan sonra “Dinle bak,” dedi. Dikkatimi işaret ettiği radyoya vererek solistin sesini net duymaya çalıştım.
“Ben belki korkak biriyim ama yine de sevebilirim. Ne kadar üzülmem gerekse de ama sen bana bakıyorsun da beni görmüyorsun ki...”
Enes'in sesini çok fazla hatırlamıyordum ama bu sesin tanıdıklığının nereden olduğunu da çıkaramıyordum. Enes olabilir miydi? Üniversite öğrencileri demişti. Aslında tanıma da uyuyordu ama yok yok. O kasıntı adamların müzik yapacak kadar rahat ve becerikli olduklarını sanmıyordum. Şarkı bitti. Masal sesi fullemesine rağmen neredeyse radyoya yapışmıştı.
“Wow. İşte gençliğin beklediği müzik.”
Emir amca konuşurken Masal telefonuna sarıldı. “Ne yapıyorsun?” diye sorduğumda susmamı işaret etti ama yüzündeki hain gülümseme onun susmayacağını gösteriyordu. Birkaç tuşa bastı ve telefonu kulağına götürdü. Bekledi, beklerken bana göz kırpıp belalı bir şekilde gülümsedi. Burnuma hiç güzel kokular gelmiyordu. Asal’a baktım. Elindeki telefonda bir şeylerle uğraşırken kolasından bir yudum alıyordu.
“Alo, ben Masal Kara.” Bakışlarım aynında bal böceğime kaydı. “Amcamın yayınına bağlanmak istiyorum ama sürpriz yapacağım o yüzden benim olduğumu söylemeyin.”
Masal'ın deli cesareti gözlerimi pörtletti. Asal'a doğru attığım kaçamak bir bakıştan sonra dudaklarımı oynatarak “Enes falan değil kızım o. Ne yapmaya çalışıyorsun sen?” diye sordum. Omuz silkip telefonun başında beklemeye devam etti.
“Bir dakika çocuklar. Sürpriz bir telefon bağlantımız varmış. İyi geceler isimsiz dinleyen.”
Masal, telefonu üzerindeki hırkayla kapattıktan sonra sesini olabildiğince incelterek “Merhaba,” dedi. Sanki sesi başka bir yerinden çıkıyordu. Abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim. O sırada Asal'ın kaşlarını çatarak ikizine baktığını gördüm. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Ah be Masal! Asal varken başını ne işler açıyorsun? Şimdi bu yaptığını nasıl açıklayacaksın?
“Ben Bilgesu ve bu gruba bayılıyoruuuummm.”
Bu durumdan hoşlandığını belli eden sesler, kısık da olsa radyoda duyuldu. Emir amca “O zaman doğru bir iş yapıp, seni onlarla kavuşturmuşuz. Değil mi çocuklar?” dedi. Grup üyelerinin onu onayladığını duydum. Gerçekten keyifliydiler ama Masal’ın amacının bu olmadığını tahmin etmek zor değildi. Bal böceği kıkırdamasını bastırmaya çalıştı.
“Şu solistleri olmasa, onlar da çok doğru bir iş yapardı.”
İşte geliyor... Amcamın rahatsız homurtusu, durumu kurtarmaya çalışıyordu. Ah be Masal, Enes'le uğraşacağım derken kim bilir kiminle uğraşıyorsun. Öte yandan amcamı zor durumda bırakıyorsun farkında değil misin? “Hayır biri onu saçlarından tutup önce yerlerde sürüklese de bizde rahatlasak.” Amcamın birilerine telefondaki sesin kime ait olduğunu sorduğunu duydum. Grup üyeleri iyice huzursuzlanmıştı. “Adında bile meymenet yok anam.”
“Masal?”
Emir amca, resmen birkaç dakika içinde yeğeninin sesini mi tanımıştı ya da radyodakiler mi söylemişti bilmiyorum. Sonuç olarak bal böceği ifşa olmuştu. Masal panikle telefonu kapattı ve refleks olarak telefonu da fırlattı. “Ne yapıyorsun sen?” Asal'ı umursamadık. İkimizin de dikkati radyodaki seslerdeydi. Bu telefondan rahatsız oldukları belliydi. “Yeğenimin kusuruna bakmayın. Belli ki şaka yapmak istedi.” Emir amcanın sesi, mahcup bir o kadar da sinirliydi. Birkaç saniye içinde ortam eski tadına döndü. Sorun değil seslerini de gölgesinde bırakacak bir kahkaha duyuldu ve ardından gelen cümle tüylerimi diken diken yaparken 'Acaba Enes mi?' diye düşündürdü.
“Yaptığı şaka değil ama kendini soktuğu durum fazlasıyla komik. Ergenliğine güldüğüm için üzgünüm ufaklık.”
Ya çok güzel ama benim okumadığım kısma daha çoook var...🥺🤍
YanıtlaSil