Veliahtlar - 16. Bölüm
ASAL
Empati kurmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Yine de Bahar’ı anlamaya çalışmak için, bir an babamızın olmadığı ihtimalini düşündüm. Onu hiç tanımadığımızı. Yalnız annemle büyüdüğümüzü…Oldum olası anneme düşkün olduğum için, beni Masal kadar etkilemezdi sanırım ama zordu. Hele de onca seneden sonra, babanın olduğunu öğrenmek, hayattaki tek güvendiğin insanın sana yalan söylediğini anlamak, daha zordu.
Sahil kenarında uygun bir yere arabayı park ettim. Durmama rağmen Bahar pozisyonunu bozmamıştı. Kemerimi çözerken başımı öne doğru eğdim ve yüzünü görmeye çalıştım. Telaşla ellerini gözlerine götürmesi yine ağladığını gösteriyordu. Tek farkla; bu sefer hıçkırıklarını içine gömmüştü.
Benimle göz göze gelmek istemediğini anladığım için arabadan indim. Martı ve dalga sesleri birbirine karışıyordu. Bahar’ın kapısı açılınca arkamı döndüm ve arabaya en yakın banka doğru yürüdüm. Peşimden geldiğini burnunu çekmesiyle anlıyordum. Bankın bir ucuna oturdum. Bahar da diğer ucuna oturdu. Aramızda birkaç santim olmasına rağmen, sanki kilometrelerce uzağımda gibiydi.
Sustuk. İkimiz de aramızdaki sessizliği doldurma ihtiyacı hissetmiyorduk. Havayı ciğerlerimize hapsetmek ister gibi derin derin nefes aldık. Dalgaların sesini dinlerken, geçen gemileri izledik. Martıların süzülür gibi uçmasını seyrettik. Etrafımızdaki insanların gelip geçen seslerini duymazdan gelmeye çalıştık.
Bahar’ın iç çekişini duyunca başımı ona doğru çevirdim. Rüzgâr, saçlarını bir kırbaç misali kullanarak yüzünü dövüyordu. Yayılan koku muazzamdı. Kollarını sıkı sıkıya birbirine kenetlemişti. “Üşüyor musun?” diye sorduğumda başını hayır anlamında salladı. Tekrar sessizliğe gömülmeden önce bakışlarımı denize çevirdim. Hava kararmak üzereydi.
“Küçükken anneme, babamın nerede olduğunu sorduğumda çok uzaklarda, derdi.” Bahar’a döndüm. Gözlerini denizden ayırmamıştı. “Ne kadar uzak olduğunu sorduğumda bana denizi gösterirdi. Denizin gökyüzüyle buluştuğu yeri görüyor musun Bahar, o kadar uzak kızım.”
Buruk bir ifadeyle gülümsedi. “Hani çocuklar hep neden diye sorar ya,” deyip titrek bir nefes aldı. “Benim tek bir nedenim vardı. Neden ben?”
Bir damla göz yaşı yanağından süzüldü. Çenesine ulaşamadan o yaşı elinin tersiyle silen Bahar, omuzlarını yukarı kaldırıp yavaşça indirdi. “Ama hiçbir zaman cevabını bulamadım. Babam yoktu. Annemden başka kimsem yoktu. Sevilmedim. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım değer görmedim. Önüme hep engeller çıktı.” Birkaç sefer daha yaşların süzülmesini engellemeye çalıştı ama gözyaşları galip gelince, silmeyi bıraktı. Başını bana doğru çevirdi. İlk kez gözlerimin içine bakıyordu. “Neden ben?” derken ki tek damla yaş, içime kor gibi düştü.
“Sevilmeyi bile hak etmeyecek kadar kötü biri miyim ben ki böyle-”
Cümlesini hıçkırıkları kesti. Titreyen dudaklarını birbirine bastırdı. Daha fazla dayanamayacağımı anladığım an onun yanına kaydım ve sarıldım. Kendimi onun yerine koymaya çalıştıkça Bahar'ı daha çok sarıp sarmalamak istiyordum. “Eksik hissettim hep ama bu babasızlıktan dolayı değil. Yapmak isteyip yapamadığım şeylerden dolayıydı. Annem hep çalışırdı. Eve o kadar az uğrardı ki...” Birden benden ayrıldı ve sertçe gözlerini silmeye başladı. “Ona çok kızgınım,” deyip kaşlarını çattı. “Çocukluğumu çaldığı için anneme çok kızgınım.”
Ne diyeceğimi bilmiyordum. Öfkeyle başa çıkabilirdim ama şu anda gördüğüm şey öfke değildi. Ne kadar öyle göstermeye çalışırsa çalışsın değildi. Kırgınlıktı ve bununla başa çıkmam imkânsızdı. “Beni babasız dünyaya getirecek kadar sevmesinden dolayı çok kızgınım. Onu dinlemeyen bir adamın çocuğunu dünyaya getirmek isteyecek kadar âşık olmasına çok kızgınım. Annemi dinlemediği için hayatımı elimden alan adama çok kızgınım!”
“Haklısın,” dediğimde sanki benim yanımda olduğunu unutmuş gibi bakmaya başladı. “Haklı olmam bir işime yaramıyor. Haklı olmam bana eksik geçen yıllarımı geri verecek mi?” deyip arkasını dayandı ve gözlerini tekrar denize çevirdi. “Hiç sanmıyorum!” Olayları tam bilmediğim için yorum yapmanın doğru olmayacağını düşünerek sustum ve onun gibi gözlerimi denize çevirdim.
“Gideceğim buradan.” Başımı hızla kırgın meleğe çevirdim. “Bahar nerede diye soran olursa... Hah sanmıyorum ama. Denizle gökyüzünün buluştuğu yeri gösterirsin... Orada.”
**-**
HALE
Sevdiklerimi terazi gibi dengede tutmaya çalışıyordum ama iki tarafı da mutlu etmeye çalışırken her zaman mutsuz olan taraf bendim. Çünkü kabak her olayın sonunda bana patlıyor, yapılan her şeyin yüzü benim omuzlarıma yükleniyordu. Sanırım bu ailenin günah keçisi bendim ve bu artık ağrıma gidiyordu. Asal’ın yanımızdan bir hışımla ayrılmasından sonra Masal’la girmediğimiz yer kalmamıştı. Asıl istediğim odama kapanıp saatlerce ağlamakken, bal böceği kafamı dağıtmak için beni bir dakika bile boş bırakmıyordu. Önce tıka basa yemek yemiş, sonra mağaza mağaza gezmiş, en son da sahil kenarında turlamıştık. Masal’ın beni çok sevdiğini biliyordum ama bu ilgisinin biraz vicdan kaynaklı olduğunun farkındaydım. “Geç oldu. Artık evlere dağılsak iyi olur.”
“Hayır!”
Masal elindeki boş frappuccino bardağında son bir yudum ararken “Bitemezsin,” gibi bir şey dedi. Pipet bile içeceğin bittiğini belli eden boş sesler çıkarıyordu ama Masal hâlâ bunu kabullenmiyordu. Acınası bir yüz ifadesiyle bakınca gözlerimi devirdim ve benimkini ona uzattım. Sanki bunu bekliyormuş gibi, bardağı saniyesinde elimden kapan Masal, büyük bir yudum aldı. Yuttuktan sonra kola reklamlarındakiler gibi gırtlaktan bir ses çıkarıp “Oh be!” dedi. Onun bu çocuksu hallerine gülümseyerek başımı iki yana salladım.
“Sen ne diyordun?” diye sorduktan sonra tekrar bir yudum aldı. Ciddi miydi? “Gerçekten içeceğinle ilgilenirken beni dinlemedin mi Masal?” diye sorduğumda suçluymuş gibi gözlerimin içine baktı.
“Ya önemli bir şey anlatıyor olsaydım?”
Gözlerini yukarı kaldırdı. Düşünür gibi yapıp “Ama anlatmadın,” dedi. Kollarımı göğsümün üzerinde bağlarken “Ama anlatabilirdim,” diye cevap verdim. Omuz silkip “Onu o zaman tartışırız,” dedi. “En son ne demiştin?”
Sıkıntıyla nefes alırken “Gidelim dedim,” dedim. Telefonunun saatine bakan Masal, “Oo geç olmuş,” dedi. Başımı iki yana salladım. Bunu kararmaya başlayan havadan da anlayabilirdi. “Gidelim o zaman,” deyip elindeki boş bardağı çöpe attı. Akşam trafiğine kaldığımız için bir süre taksi bekledik. Önümüze çıkan her taksiye el kol işareti yapıyorduk. Neyse ki sekizinci taksiye binebilmiştik.
Masal evlerinin adresini tarif edince, “Önce ben inseydim,” dedim. Masal bakışlarını bana çevirirken “Tamam arabadan inmen için birkaç saniye beklerim,” deyince yüzümü buruşturdum. O ise espri sandığı şeye gülmeye başladı. “Bize geliyorsun.”
“Masal bu konuda seninle tartış-”
“Tartışmaya açık bir konu olduğunu söylemedim zaten. Bize geliyorsun. Konu kapandı.” Yanaklarımı şişirerek sinirle nefesimi dışarı üfledim. Telefonu çalmaya başlayan Masal, gözlerini benden cep telefonuna çevirdi ve “Efendim anneciğim,” diyerek telefonu açtı. O teyzemle konuşurken ben başımı koltuğa dayadım ve bayan güneşin, gökyüzünde bıraktığı turuncumsu manzarayı seyretmeye başladım. “Tamam anneciğim. Hale yanımda, bize geliyorduk zaten,” dediğinde başımı Masal’a çevirdim. “Çok trafik var, bir saate evde oluruz.” Başımı ne olduğunu sorarcasına salladım. O ise ‘Yok bir şey’ der gibi başını yukarıya doğru itti.
“Okey. Love you, kiss you mummy.”
Telefonu kapatmasıyla ne olduğunu sordum. O da bu akşam büyüklerin toplu hâlde plan yaptığını ve bizim beşizlere bakmakla görevli olduğumuzu söyledi. Cem babanın çocuklarını seviyordum ama yaşları gereğince fazla hareketliydiler ve ne zaman ne yapacakları belli olmuyordu. Bıkkınca nefesimi dışarı üflerken gördüğüm bir araç gözlerimin kısılmasına neden oldu. Bu Asal'ın arabası değil miydi?
“Hangisi?”
Her zamanki gibi paniklediğimde düşüncelerimi seslendirmiştim. Masal başını çevirip dışarısını incelerken “Şu ilerideki,” deyip ben de çevreye göz gezdirdim. Arabası buradaysa, Asal da fazla uzakta olamazdı. Şansımıza trafik yoğunlaşmıştı ve taksi ağır ağır hareket ediyordu. Masal uzağı görmek istercesine gözlerini kıstıktan sonra “Plakayı tam seçemesem de onun arabası sanırım. Mal nereye park etmiş,” dedi. “Hadi inelim. Nasılsa bizi jet hızıyla eve götürür aşırı gelişmiş ikizim.”
Asal’ın sakinleşmek istediği anlarda, deniz kenarına kaçtığını bildiğim için “Boş ver bal böceği,” dedim. Kendimizi hatırlatarak tekrar sinirlendirmenin alemi yoktu. Arabaya yaklaştıkça trafik açılmaya başladı. Hızlanmıştık. Masal çantasında cüzdanını ararken “Neden boş verecekmişim ya. Beşizlere bakma görevi üçümüzün. Biz neden erken mesai yapıyoruz?” dedi. Bir an bir şey gördüğümü sandım. Kaşlarımı çatınca bal böceği de nereye baktığımı anlamak için başını dışarı çevirdi. Yaklaştıkça gördüğüm kişiler netleşiyordu.
“Oha!”
Nefes almadığım için kalp atışlarım düzensizleşmişti. Kalbimin her atışı, ruhuma acı vermeye başladı. Gözlerim yanıyor, görüşüm gittikçe bulanıyordu. Ağlamamı engellemek için kirpiklerimi seri bir şekilde kırpmaya başladım. Yüzünü seçemediğim kumral kız, Asal’ın kolları arasındaydı. O kadar sıkı sarılmışlardı ki, aralarından rüzgârın bile geçtiğini sanmıyordum. Asal’ın burnunu kızın saçlarına götürmesiyle tek bir damla yaş gözümden kucağıma düştü. Masal’ın fark etmemesi için hızla sildim. Ellerinin, saçlarında dolaştığını gördüğümde arkama dayandım ve başımı öne eğdim. Gözyaşlarım, göz pınarlarıma hücum etmişti. Akacaklarını hissettiğim için gözlerimi kapattım.
Canımın acısını on üzerinden değerlendirmeye kalksam kesinlikle on bir derdim. Neden bu kadar acı çektiğimle ilgili en ufak bir fikrim yoktu. Asal, girdiği her ortamda dikkatleri üzerine çeken biriydi ve kendimi bildim bilelim tüm kızların ilgisi onun üzerindeydi. Onu sayısını unuttuğum kadar çok kızla yakınlaşırken görmüştüm ama hiçbiri şu andaki gibi canımı yakmamıştı. O kıza sarılışı... Farklıydı. Üstelik beni kıskandırmak için de yapmamıştı bunu ya da ondan vazgeçmem için. İlk kez birini koklayarak seviyordu. Belki bu yüzden kâğıt kesiği gibi sızlıyordu kalbim. Onlar yalnızdı ve ruhları birbirine kenetlenmiş gibi bedenlerini sıkı sıkı tutuyorlardı. Belki bunu dışarıdan bakan biri anlayamazdı ama ben, 16 senedir nefes gibi onu içime çekip, onunla tüm hücrelerimi dolduran ben, bunu anlayabilmiştim.
“Bu kızı nereden tanıyorum ben ya?”
Merak duygusu içimi kemiriyordu. Kızın kim olduğuna bakmak istiyordum ama gördüğüm manzarayla gözyaşlarımı tutabileceğimi sanmıyordum. O yüzden titrek bir nefes aldım ve yanlarından geçip gidene kadar gözlerimi açmayacağımla ilgili kendime söz verdim.
“Bu o kız ya!” Masal’ın bağırışıyla yumruklarımı sıktım. Her ne kadar kim olduğunu merak etsem de, söyleyeceği kişinin yaralarımı daha da derinleştireceğini biliyordum.
“Asal’ın arabasını parçalayan kız. Bahar.”
**-**
ASAL
Gitmek zordu, kalmak daha zor… Ama Bahar kaçmak istiyordu. Geçmişinden, şu anından, belki de geleceğinden… Eminim ki sıfırdan başlamanın kolay olduğunu düşünüyordu. Her şeyi geride bıraktığında sorun ortadan kalkacaktı ona göre. Temiz bir sayfa, tüm sorunlarının çözümüydü belki de ona göre. Unuttuğu bir şey vardı; geçmiş kalemini öyle sert bastırırdı ki, o defter bitene kadar, temiz sayfalarında izlerini okurdunuz. Kaçmak bir çözüm değildi, sadece sorunu ertelemekti ve bu korkakların işiydi. Oysa Bahar, onu ilk gördüğüm günden bugüne kadar olan süreçte korkusuz olduğunu göstermişti. Anladığım kadarıyla şu anda aklı duygularından daha karışıktı ve çözüm yollarını kördüğüm hâline getiriyordu. Buna izin veremezdim. Madem Cem babanın kızıydı ne beşizlerden ne de Hale’den farklı davranamazdım. Onlar böyle bir şey yaşadıklarında ne yaptıysam, Bahar’a da aynısını yapacaktım. Zor zamanları atlatana kadar sığınacağı liman olacaktım.
“Seninle bir anlaşma yapalım.”
Gözlerini denizden bana doğru çevirdi. Kızarmış griliklerinde beklenti vardı. O da düşünceler arasında kaybolduğunun farkındaydı. Sanki ağzımdan çıkacak her şeyi kabul edecekti. “Git,” diyerek başımı az önce gösterdiği yere çevirdim. “Deniz ve gökyüzünün birleştiği yer neresiyse, oraya git.” Elimi hayali bir çizgiyi gösterir gibi havada tuttum. “Sana engel olmayacağım,” deyip Bahar'a döndüm. Ne yapmak istediğimi anlamaya çalışır gibi kaşlarını çatarak beni izliyordu.
“Ama gideceğin zamanı ben söyleyeceğim.”
Bahar birkaç saniye yüzüme aynı ifadeyle baktı. Donup kaldığını düşündüğüm an kahkaha atmaya başladı. “Engel olmayacağım ama gideceğin zamanı ben söyleyeceğim ha?” diyerek gülmeye devam ederken başımı evet anlamında salladım. “Ne zaman gideceğim? Çıkmaz ayın son çarşambası mı?”
“Hazır olduğun zaman gidebilirsin.”
“Neye hazır olduğum zaman?” diye sorarken yavaşça kahkahaları azaldı. Rahat bir tavırla kollarımı geri atıp bankın sırtlığına yaslandım. Bakalım söyleyeceklerimi ne kadar merak ediyordu. Parmaklarımla bankta ritim tutarak etrafa bakınmaya başladım. Bahar beklentiyle bana bakarken “Hayırdır? Ritimle heyecan mı katmaya çalışıyorsun?” diye sordu. Hafifçe gülümserken başımı iki yana salladım. Sabırsız bir şekilde “Hadi!” dediğinde parmaklarımı hareket ettirmeyi kestim. Bahar’a döndüm ve gri gözlerine bakarak “Yeni bir hayata başlamaya,” dedim. Sanki başka bir şey bekliyormuş gibi bir süre suratıma baktı. Daha sonra tıslar gibi bir ses çıkarıp “Ben zaten yeni bir hayata başlamaya hazırım,” dedi ve arkasına yaslanıp gözlerini denize çevirdi. “Değilsin,” diyerek arkama yaslandım.
“Hazırım.”
“Öyle sanıyorsun.”
“Eminim.”
“Yanılıyorsun.”
Azarlar gibi “Asal!” diye bağırınca aynı ses tonuyla ona karşılık verdim. “Bahar!” Sıkıntıyla inleyen kız “Sinir bozucusun!” diye bağırdı. “Az önce sarıldık ya, geçmiştir senden bir şeyler.” Bahar’ın sert hareketiyle ben de ona doğru döndüm. Gözlerini kısarak “Zengin bebesi,” dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırmam gerekti. Artık biliyordum. Bahar’ın ağlamasını durduracak, karamsar düşüncelerinden ayıracak tek şey sinirdi ve ben bunun için seve seve yardımcı olurdum.
“Allah'ın magandası.”
Kaşlarını çattı. Kollarını sinirle göğsünde bağladı. Bacağını salladığı için bank da onunla beraber sallanıyordu. Dolayısıyla ben de… Bir süre yüzüme baktı. Söyleyeceği şeyler dilinin ucunda gibi duruyordu ama o konuşmak yerine rahatsızlığını belli edercesine homurdanmıştı. “Ben yeni bir hayata hazırım tamam mı?” diyerek bakışlarını denizin uçsuz bucaksız gibi görünen tarafına çevirdi. “Gideceğim ve yeni hayatıma başlayacağım.”
“Bunda hem fikiriz zaten,” deyip onun aksine gözlerimi karşı kıyıda gezdirdim. “Ama ben söylediğimde.” Ufak bir çığlığın ardından inleme sesi gelince gülümsedim ve başımı Bahar’ın bunu görmeyeceği tarafa çevirdim. “Asal beni deli ediyorsun!” Boğazımı temizleyip tekrar griliklere döndüğümde karşımda kızgın bir boğa görmeyi beklemiyordum. Yine de çapkın bir gülümsemeyle “Genelde kızlar bunu söyler,” diye cevap verdim. Dişlerini sıkarken “Sinir bozucusun!” diye cevap verdi. Gülümsemem ukala bir tebessüme döndü. “Bunu da ilk kez duymadım.” Bahar öfkesiyle yeri göğü inleterek ayağa kalktı. Denize doğru birkaç adım yürüdü. Ellerini yumruk yapıp açıyordu. Sanırım benim gibi onun da öfkelendiğinde parmak uçları uyuşuyordu. Sertçe bana döndü. Bakışlarıyla beni delip geçerken “Sen kimsin ki ya,” dedi. Sanki dilindeki zehri atmak istermiş gibi konuşuyordu. “Sen bana ne yapıp ne yapmayacağımı söyleme hakkını kendinde nereden buluyorsun. Gitmek istiyorsam giderim. Sen bana-”
“O zaman şu anda gitmek istemiyorsun.”
“Karışamazsın,” deyip kaşlarını çatan Bahar “Ne saçmalıyorsun?” diye sordu. “Gitmek isti-yorum tabi ki.”
“O zaman git!”
Bahar’ın böyle bir şey beklemediğini bakışlarından anlamıştım. “Hâlâ neden duruyorsun ki? İlk gideceğim dediğinde yola çıksan, şu anda yolu yarılamış olurdun.” Kısa bir an sustu. Sadece bana baktı. Söylediklerimde doğruluk payı olduğunu fark ettiğinde sertçe ayağını yere vurdu. “Çünkü beni oyaladın,” deyip kollarını göğsünün üzerinde kavuşturdu. “Sanki bir çıkış yolu gösterecekmişsin gibi beni-”
“Çıkış yolu göstermemi bekledin yani,” diyerek cümlesini kestiğimde gözleri beni onaylar nitelikte parladı. “O zaman gerçekten gitmek istemiyorsun. Sadece ne yapacağını bilmediğin için, gitmenin kolay olduğunu düşünüyorsun.” Aralık olan dudakları yavaşça kapandı. Gözlerinde duygular dans etmeye başlamıştı. “Sen korkak biri misin Bahar?” Ayağa kalkıp, ne tepki vereceğini şaşırmış olan kıza doğru yürüdüm. “Yalnızca korkaklar kaçar.” Burnunun dibine geldiğimde gözlerini kaçıracağını düşündüm ama o, gözlerini gözlerimden bir saniye bile olsa ayırmadı. O ilk tanıdığım Bahar’dı. Hiçbir şeyden korkusu olmayan, hayata kafa tutan, güçlü kız. “Ben korkak değilim.” Keyifli bir ifadeyle dudağımın kenarı kıvrıldı.
“Ben de öyle düşünmüştüm.”
**-**
Annesiyle görüşmek istemediği için eve gitmeyeceğini söyleyen Bahar’ı yalnız bırakmak istemesem de babamın verdiği bir görev vardı: kardeşlerime bakmak. Önce onu da benimle eve götürmeyi düşündüm. Daha sonra onun kim olduğunu Masal ve Hale’ye açıklasam da beşizlere açıklayamayacağımı hatırladım. Açıklasam bile eminim ki Bahar böyle bir ortamda olmak istemeyecekti. Saçma gururundan dolayı onu otel gibi bir yere de razı edememiştim. Bana yeterince borçlu olduğunu, bir tanesini daha kaldıramayacağını söyleyip durmuştu. Hayır, annesinden başka yakını da yoktu ne arkadaş ne akraba. Bu kız nerede kalacak? “Nereye gidiyoruz?” Yol boyunca düşünmüştüm. Benim içimin rahat edeceği, Bahar’ın itiraz edemeyeceği tek bir yer vardı; İRON. “Hem güvenli hem rahat hem de bedava bir yere.”
Bahar’a kaçamak bir bakış atınca saatlerdir olduğu gibi tırnaklarını yediğini gördüm. Kulübe yaklaşmamızla hızla etrafa bakındı. “Düşündüğüm yere gitmiyoruz değil mi?” diye sorduğunda çarpık bir gülümsemeyle Bahar’a baktım. Kızmakla, şaşırmak arasında kalmış bir ifadeyle “Şaka yapıyorum de!” dedi. Başımı iki yana sallayarak kulübün gösterişli sokağına girdim. “Annemle bile görüşmek istemedim farkındaysan. O adamı tekrar görmek isteyeceğimi nasıl düşünürsün?” Kalabalık kuyruğun bakışları eşliğinde arabayı durdurdum. Bahar resmen koltuğa sinmiş, yüzünü gizliyordu. Kemerimi çözerken ne yaptığını sordum. Saatler önceki ağlamasına şahit olan adamlarla yüzleşmek istemediğini söyledi. “Bahar saçmalamayı bırak, arabadan in.”
“Asal lütfen, kimseyi görmek istemiyorum.”
“Merak etme şu anda hiçbirinin seni görecek hali olduğunu sanmıyorum.” Bahar başını uzatıp dışarı baktı. Kulübün en hareketli zamanlarıydı ve herkes işine odaklanmıştı. “İn hadi.” Bahar yavaşça koltukta doğrulurken arabanın kapısını açtım. Aşağı inmemle kuyruktaki herkesin dikkati üzerime toplandı. Bana doğru gelen adama “Çok kalmayacağım. Araba kalsın,” deyince başını tamam anlamında salladı. Arabanın etrafından dolandım. Bahar’ın hâlâ yüzünü saklamaya çalıştığını gördüğümde “Allah’tan paparazzilere yakalanmadık,” dedim. Elinin altından bana hayretle bakınca “Takip et beni,” diyerek yürümeye başladım. Adamlara başımla selam vererek içeri girdim. Kulaklarım arkamdaki adım seslerini dinliyordu. Loş koridora yönelirken Bahar’ın duraksadığını hissettim. Omzumun üzerinden arkama baktığımda kaşlarının çatık olduğunu fark ettim. Bıkmış bir şekilde arkamı döndükten sonra “Ne oldu yine?” diye sordum.
“Nereye gidiyoruz?”
“Biraz güvenmeyi dener misin?” Bahar meydan okur bir ifadeyle kollarını göğsünde bağladı. “Konu senken mi? Hiç sanmıyorum.” Sıkıntıyla inlerken gözlerimi kapattım ve sabır diledim. “Bahar,” diyerek gözlerimi açtığımda yüzünde saniyelik yakaladığım muzur ifade benimle dalga geçtiğini gösteriyordu. Tek kaşımı kaldırırken “Yürü,” dedim ve arkamı dönüp loş koridora girdim. Merdivenleri çıkıp daha ufak bir koridordan ilerledim. Kapının önüne geldiğimde babamın senelerce kullandığı, benim de değiştirmeye kıyamadığım şifreyi girdim: ‘Elif’
Kapı açılınca önünden çekilip, Bahar’a içeri girmesini işaret ettim. Tedirgin adımlarla yürüyüp odaya girdi. Gözleri yavaşça büyürken, beğendiğini belli eden bir ıslık çaldı. Bu bir kız için garip bir tepkiydi. “Kulübün arkasında kral dairesi varmış da haberim yokmuş.” Peşinden odaya girdim. “Olmaması gerekiyordu zaten,” dediğimde odayı incelemeyi bırakıp bana dönen Bahar’a, “Bu oda gizlidir. Önceden babamındı. Artık benim,” dedim. Sanki iğrenç bir şey yiyormuş gibi yüzünü buruşturan kız “Iyk,” dedi. “Kim bilir kaç kızın ahı vardır bu odada.” Derin bir nefes alırken “Seni ilgilendirdiğini sanmıyorum,” dedim. Bahar bana arkasını döndü ve odayı incelemeye devam etti. Parmaklarının ucuyla yataktaki yastık ve yorganları kontrol etti. Onun bu iğrenmiş halinin canımı sıktığını belli ederek “Temiz,” dedim. “Düzenli olarak değiştirilir.” Dudaklarını büzerek “Neden acaba?” dedi. Gözlerimi devirdikten sonra “Sorgulama ve yat. Yine de için rahat etmezse, şu dolapta temizleri var,” deyince endişeyle bana bakmaya başladı.
“Burada mı kalacağım?”
“Ne oldu prenses. Burayı da mı beğendiremedik?”
“Yok çok güzel,” diyerek gözlerini kaçırıp başını öne eğdi. Yine kim bilir ne karın ağrısı vardı. “Ee o zaman?” diye sorduğumda ıkınıp sıkındı ama bir türlü ağzındaki baklayı çıkaramadı. “Bahar konuşacak mısın artık?”
“Ya şey,” deyip derin bir nefes aldı. “Ben daha önce hiç yalnız kalmadım ve burası bir kulübün odası. Yani biraz tedirginim.” Şaşkın bir ifadeyle alnım kırışırken “Korkuyor musun yani?” diye sordum. “Hayır!” diye bağırarak başını kaldırdı. Gözlerinde kısa bir an öfke kıvılcımı yakaladım. “Sadece biri gelirse-”
“Kimse gelmez.” Tedirgin bir şekilde tırnaklarını tekrar yemeye başladı. Sanırım gergin olduğunda bunu yapıyordu. Tırnaklarındaki ojelere de mi hiç acımıyordu bu kız?” Bak bu odadan daha güvenli bir yer bulamazsın. Kapı dışarıdan şifreyle açılıyor ve şifreyi bilen tek kişi benim. Yani kapın açılırsa ben gelmişim demektir ki bütün gece gelmeyeceğim. Yani sen kapıyı açmadığın sürece kimse içeri giremez. Banyosu şurada. Televizyonu görüyorsun zaten. Şu dolapların birinde bilgisayar var. Sıkılırsan film falan izleyebilirsin. Ayrıca mini buzdolabı ve yanındaki dolapta atıştırmalık şeyler var ki senin için en önemli şeyin bunlar olduğunu biliyorum.” Bahar’ın kaşları çatılırken “Sen bana obur olduğumu mu ima ediyorsun?” diye sordu. Çarpık bir gülümsemeyle “Apaçık söylüyorum,” dedim. “Hayatımda gördüğüm en obur insansın.” Bozulmuş bir şekilde bakan kızla kahkahama atmaya başladım. Dudağı gittikçe büzüldü. Şu anda ufak bir kız çocuğu gibiydi.
“Neyse,” diyerek kahkahalarımı durdurmaya çalıştım. “Dışarıdakileri uyaracağım. Koridorun başına da bir adam dikeceğim. Bir ihtiyacın olduğunda ona söylersin ya da beni ara.”
Bahar tırnaklarını yerken minik bir baş hareketiyle onayladı. “Sormak istediğin bir şey var mı?” diye sorduğumda başını hayır anlamında salladı. “Tamam o zaman. Şimdi ben gidiyorum. Seni yalnız bırakmak istemezdim ama ilgilenmem gereken iki büyük, beş küçük baş bebe var.” Bir an duraksadım. Bahar’a kardeşlerinden hiç bahsetmemiştim. “Beş tane kardeşin olduğunu biliyor musun?” diye sorduğumda gözleri büyüyen kız “Beş mi?” dedi. Beşiz olduklarını söylediğimde “Yokamına!” diye cevap verdi. Sanırım şaşırma sırası bendeydi. Bahar söylediği küfrü geç de olsa fark ederken elleriyle ağzını kapatıp özür diledi. “Sana boşuna maganda demiyorum.” dediğimde utançtan yüzü kızardı.
“Neyse. Bir şeye ihtiyacın olursa mutlaka haber ver. İyi geceler.”
Adamlara gerekli talimatları verdikten sonra soluğu evde aldım. Her şey durağan gözüküyordu ve bu tedirgin ediciydi. Başıboş beş bebe varken, şu anda evin yakılıp yıkılması gerekmez miydi? Arka koltuktaki poşetleri elime aldım. Eve doğru yürürken anahtarı cebimden zar zor çıkardım. Mümkün olduğunca sessiz bir şekilde kilidi çevirdim ve kapıyı aralarken içerisini dinledim. Sadece televizyonun sesi geliyordu. Yavaşça içeri girdim ve parmak ucunda salona doğru ilerledim. Beşizler televizyona dalmıştı. Hasta olabilirler miydi? Beşi birden? Masal ve Hale ise ortada gözükmüyordu. Gözüme gözükmemeleri iyiydi ama bu çocuklardan gözlerini ayırmaları anlamına gelmiyordu. Bunlar çocuklara göz kulak olacaktı ha. İyi ki gelirken yiyecek bir şeyler almıştım. “Selam bebeler!” Anahtarları masaya koydum. Yorgun argın başını bana çeviren Renan ve Aktan’ın gözleri elimdeki poşetlere kaydı. Bir an hayat neşesiyle dolan çocuklar birbirlerine bakıp “Ateş bizi çağırıyor!” diye bağırdı. Gece, Mavi ve Hazar da poşetlere baktıktan sonra “Yaşasın!” diye bağırdı. Bu sessizliğin nedenini şimdi anlamıştım; çocuklar açtı ve gelecekteki iki anne adayı bununla ilgili hiçbir şey yapmamıştı. “Kuşlar bana aç olduğunuzu söyledi,” dediğimde “Evet” diye bağıran çocuklar heyecanla ellerini çırpmaya ve zıplamaya başladılar. Poşetleri sehpaya koydum. Deri montumu çıkarırken Masalların nerede olduğunu sordum. Beşizler poşetlerin içindekilerle ilgilendikleri için beni duymamışlardı ya da cevap verme gereği duymamışlardı. “Etrafı batırmayın,” diyerek merdivenlere yöneldim. Bahar’la ilgilenmekten onlara olan sinirimi unuttuğumu sanmıştım ama şu anda anlıyorum ki sadece ertelemiştim. Sakin olmamı tembihleyerek yukarı çıktım. Masal'ın odasının önüne gelip durdum. İçerideki slow müzik sesi ve fısıltıları umursamadan kapıyı tıklattım. “Gece birazdan bir şeyler söyleriz. Siz televizyon izlemeye devam edin hadi.” Çocukların aç olduğunu bile bile kendilerini odaya mı kapatmışlardı? Allah’ım ben sakin kalmaya çalıştıkça neden beni sinirlendirecek bir şeyler yapıyorlardı! Sertçe kapıyı açtım. İkisi de irkilmiş, Masal “Asal!” diye bağırmıştı. “Ne yaptığını sanıyorsun sen ya?”
“Asıl siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz,” diyerek içeri girdim. Hale’nin gözlerini kaçırmasından dolayı yüzünü göremiyordum. “Evde misafirler var. Çocuklar aç biilaç aşağıda bekliyorlar ve siz bunu bilmenize rağmen, burada oturmuş muhabbet mi ediyorsunuz?”
“Konuşmamız gereken bir konu vardı.”
“Birkaç saat erteleyemediniz mi?” Masal ayağa kalkıp bana doğru yürüdü ama benim ilgim arkasında şiş ve kızarmış gözlerle bana bakan Hale’deydi. Ağlamıştı. Yine ve nedense benim yüzümden olduğunu düşünmüştüm. “Erteleyemeyeceğimiz kadar önemli bir konuydu. Şimdi gidip bir şeyler sipariş ederiz.” Burnumun ucunda duran Masal’a bakışlarımı kaydırırken “Gerek yok,” dedim. “Ben gelirken bir şeyler aldım. Siz de soğutmadan gidip yiyin.” Heyecanla gözleri büyüyen ikizim ne aldığımı sordu. Burger King’den birşeyler aldığımı söylediğimde beşizler gibi sevinç çığlığı attı ve koşarak yanımdan geçti. Hale yavaşça ayağa kalkarken “Sana da salata aldım,” dedim. Minnet dolu bir gülümsemeyle teşekkür etti. Bir anda ardımdaki kapı çarptı. Başta cereyan yaptığını düşündüm ama cam açık değildi. Kapıyı kilitleyen anahtar sesini duyduğumda arkamı dönerken “Masal!” diye bağırdım ve hızla kapının kolunu kavradım. “Aç şu kapıyı!” Kapı kolunu açmak için zorladım. “Masal!” diye bağırmamla dışarıdaki kıkırtı sesini duymam bir oldu. “Komik değil. Aç şunu!” “Açmayacağım.” Kapı kolunu zorluyor bir yandan da elimle kapıya sertçe vuruyordum. Gerilmeye başlamıştım. “Bence Hale’yle sürekli ertelediğiniz, konuşmanız gereken bir konu var,” dediğinde öfkeyle omzumun üzerinden Hale'ye baktım. Teslim olur gibi telaşla ellerini kaldırdı. “Yemin ederim böyle bir şey yapacağından haberim yoktu.” Tekrar kapıya dönüp açmak için zorlarken “Sinir kotanı bugünlük aştın fındık faresi. Sabrımı daha fazla zorlamadan aç şu kapıyı!” dedim. Dişlerimi sıka sıka konuştuğum için sesim tıslamadan farksız çıkmıştı. “Açmayacağım, açmayacağım. Benim değil mi açmayacağım.”
“Masal!” diye bir kez daha kapıya vurdum ve biraz uzaklaştım. Alnımdaki teri silip kapıya baktım. İçerisi sıcak mı olmaya başlamıştı yoksa bana mı öyle geliyordu. “Bana bu kapıyı kırdırtma!”
“Kırarsan babama hesabını verirsin canım.” Tabi ya. Ben bunu nasıl düşünememiştim. Babam… “Şimdi görürsün sen,” diyerek üzerimde telefonumu aramaya başladım. Lanet olsun. Telefonum deri montumun cebinde kalmıştı. Üzerimdeki tişörtün yakasını çekiştirirken Hale'ye döndüm. Elimi uzatarak “Telefonunu ver,” dediğimde kapının ardında matrak bir kahkaha sesi duyuldu. “İkizini çok hafife alıyorsun Asal Kara,” diyen Masal gülmeye devam etti.
“Hale'nin telefonunu orada bırakacağımı mı sandın?”
“Masal seni öldürürüm!”
“İnşallah canım yea... Hadi şimdi tatlı tatlı konuşun. Ben de karnımı doyurayım.”
Adım sesleri uzaklaşırken kapıyı yumruklayarak “Masal” diye kükredim. Kapana kısılmaktan nefret ediyordum. İstediğim zaman çıkamayacağım hiçbir yere girmiyordum. Masal bunu biliyordu ve yine de beni bu odaya kilitlemişti. Klostrofobi atağı geçirmek için fazla büyük ve ferah bir oda olmasına rağmen içim daralmaya başlamıştı. Nefeslerim sıklaşmıştı. Tişörtün yakasını çekiştirerek arkamı döndüm. Hale’nin çatık kaşları saniyesinde gevşedi. Endişeyle “Asal,” deyip üzerime doğru yürümeye başladı. Soğuk soğuk terlediğimi hissediyordum. “Hale yalvarırım camı aç.”
Alnımdaki teri elimin tersiyle sildim. Boğazımda bir el varmış ve her saniye biraz daha çok sıkıyormuş gibi hissediyordum. Nefes almam gittikçe güçleşiyordu.
“Asal iyi misin?”
Hale'yi pencerenin önünden çekip başımı dışarı çıkardım. Ne kadar temiz havayı ciğerlerime çeksem de bir türlü rahatlayamıyordum. Bu odaya kapalı kalmıştım. Hava kararmıştı. Karanlığın kasveti daha çok üzerime çöküyordu. Kapı yumruklanma sesi kulağıma çalıyordu. “Masal kapıyı aç. Masal!”
“Bırak Hale!” Nefes nefese odaya döndüm. “Elin acıyacak vurma.”
“Asal rengin sarardı.” Hale tekrar Masal’a bağırarak kapıyı yumruklamaya başladı. Tişörtüme alnımdaki teri silerken “Hale” dedim. “Uğraşma. Duymaz.” Bacaklarımın beni taşıyamayacağını hissediyordum. Masal'ın yatağına oturdum. Her yanıma iğneler saplanıyor, tenimin uyuşmasına neden oluyordu. Hale koşarak yanıma gelip önümde diz çöktü. “Ter içindesin,” diyerek elleriyle yüzümdeki terleri silmeye çalıştı. Biliyorum der gibi başımı sallarken “Bırak,” diye fısıldadım. Ellerini üzerimden çekebilecek gücü hissetmiyordum.
“Elini yüzünü yıkayalım gel.”
“O ufak banyoya sokma beni peri kızı.”
Hale ne yapacağını bilmez hâlde etrafına bakındı. “Tamam o zaman. Burada bekle sen. Hemen geliyorum,” diyerek ayağa kalktı. Güç bela da olsa gülümserken, “Sanki gidecek başka yerim var,” diye fısıldadım. Sakin ol Asal. Bir şey yok. Derin nefes al. Evindesin, geniş bir odadasın. Birazdan senin ölüme susamış ikizin kapıyı açacak. Ona haddini bildirmek için kendinde olman lazım. Sakin ol. Kendime verdiğim telkinlere odaklanmaya çalışırken Hale elinde havluyla yanıma döndü. Terimi silmeye çalışırken “Hani bu fobini yenmiştin Asal?” diye sordu. Boğazımdaki el daha da sıkılaşmıştı. Etraf karıncalanmaya başlarken gözlerimi sıkıca kapattım. “Asal” diyerek yüzümü kavrayan Hale'yle gözlerimi araladığımda yanağından süzülen yaşı fark ettim. Bugün benim için fazlasıyla gözyaşı dökmüştü. Bir damlanın daha ağırlığını yüreğimde taşıyamazdım. Yavaşça elimi havaya kaldırdım. Elimin tersiyle süzülen yaşı sildikten sonra “Ağlama peri kızı,” diye fısıldadım. “Göz yaşların çok değerli. Böyle basit nedenlerden harcamamalısın.” “Korkuyorum,” dediğinde birkaç damla yaş daha kucağıma düştü. “Ne olur iyi ol.” Başımı ağır hareketlerle tamam anlamında salladım. Boğazım kurumuştu. Yutkunmak bile acı veriyordu. Yine de konuşmak için yutkunmam gerekiyordu. “Sen ağlamazsan,” deyip derin bir nefes aldım. “Ben iyi olacağım söz.” Hızla yanağından süzülen yaşları silerken “Tamam, ben ağlamıyorum,” dedi. Kesik nefeslerimin arasında “Tamam ben de iyi olmaya çalışıyorum,” dedim. Hale havluyla terimi silmeye devam ederken birden durdu ve gömleğimin düğmelerini çözmeye başladı.
“Ne yapıyorsun?” dediğimde “Ter içindesin Asal. Camı da kapatamıyoruz. Fobinden dolayı bir şey olmazsa, zatürreden olur,” cevabıyla gömleğimin düğmelerini çözüp hızla omuzlarımdan sıyırdı. Havluyla sırtımı kuruladıktan sonra önümde diz çöktü. Göğsümü ve karın kaslarımı silerken yanakları kıpkırmızı oldu. Utanıyordu. Belki de milyon kez beni bu şekilde görmüştü ama dokunurken utanıyordu. Birlikte yaptırdığımız dövmenin olduğu yeri kovalarken “Bizim ne konuşmamız gerekiyor?” diye sordum. Hale bakışlarını bana çevirirken “Önemli bir şey değil,” dedi. Boğulur gibi gırtlaktan aldığım nefeslerin arasında “Önemli olmasa Masal benim gazabımı göze almaz,” dedim.
“Ya tamam. Düşünme şimdi bunu. Önemli olan sensin.”
“Kafamı dağıtmaya çalışıyorum Hale. Yoksa nefessiz kalıp öleceğim.”
Dehşetle iç çekerken “Allah korusun!” dedi. Gözleri daldı. Kuşkucu bir ifadeyle gözlerimi kıstım. Alt tarafı ne olduğunu söyleyecekti. Neden düşünüyordu ki? Bir anda hatırlamış gibi yüzü rahatladı. “Yarışmayla ilgiliydi,” dediği an ufak bir kahkaha attım. Bu daha çok tıslar gibi çıkmıştı. Yalan söylüyordu. Başka bir konu vardı. Bakışlarımı odada gezdirirken kalbimin çarpma hızından yorulduğumu hissettim. “Özür dileyecektim,” dediğinde elleri kasılmıştı. Kesinlikle yalan söylüyordu. “Arkandan iş çevirmek istemedik. Sadece bu yarışmayı kazanacağınıza inandığımızı göstermek istedik. İleride pişman olmandan korktuk. Emre'nin mutlu olmasını iste-dik. Senin bir kere daha insanları büyülemeni-”
Hale'nin cümleleri parmaklarımı dudağına koymamla kesildi. Gözlerini parmak uçlarıma kaydırdı. Daha sonra tekrar bana baktı. “İşe yaramıyor,” derken ürperdim. “Kafamı dağıtmaya yaramıyor.” Soluk alıp verme hızım bir saniyeye düşmüştü. Bir yandan da titremeye başlamıştım. “Asal!” Sesinin çatallaşmasından ağlamaya başlayacağını anlarken “Şş” diye uyardım.
“Ağlamayacağım dedin peri kızı.”
“Sende iyi olacağını söylemi-” derken bedenimi daha fazla ayakta tutamayacağımı anladım. Kendimi geriye doğru atarken Hale beni tutmaya çalıştı. Başarısız olduğu yetmemiş gibi üzerime düşmüştü. Panikle özür dilerken üzerimden kalkmaya çalıştı. “Kıpırdama,” diyerek kollarımı sıkılaştırdım. Kaskatı kesilmişti. Titremem, Hale’nin sıcaklığıyla geçmişti ama bedenlerimiz hâlâ sallanıyordu. Peri kızının titrediğini anlayınca nefeslerimin arasında gülümsedim. “Çıplak olan benim titreyen sensin.”
“Asal zaten nefes alamıyorsun. Bırak kalkayım,” dediğinde elimle başını göğsüme bastırdım. Derin bir nefes aldığımda saçlarının kokusu burnuma doldu. Cehennemin içinde cenneti yaşıyordum sanki…
“Böyle iyi,” diye fısıldadıktan sonra derin bir nefes daha aldım. Gözlerimi kapatıp nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Hale'nin kasılmış vücudu bir süre sonra rahatladı. Parmakları çıplak tenimde, dövmemin olduğu yerde geziniyordu. Dokunduğu yer alev alıyordu. Beni, bizi yakıyordu.
“Ceza mı bu çektiğim çile mi?
Yıllardır tuttuğum nöbet bitmeyecek mi?
Bir küçük kar tanesi gibiyim avucunda eriyen
Dön bebeğim”
Mırıldandığı şarkıyı kesince “Devam et,” diye fısıldadım. Hale başını hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı. Şaşırmıştı. “Lütfen,” diyerek içimi rahatlatmak istercesine nefes aldım. Başını tekrar göğsüme koydu ve şarkıyı mırıldanmaya devam etti.
“Göz yaşlarını görürsem erir kanatlarım
Uçamam rüyalarında yanına
Sonsuzluk senle başladı
O küçük dünyamda unutma gittiğinde yarım kaldım.”
Sesi efsunluydu. Her saniye biraz daha rahat nefes aldığımı hissediyordum. Parmakları anlayamadığım şekiller çiziyordu. Gözlerimi kapattım ve çekingen dokunuşlarına birer anlam yüklemeye çalıştım.
“Çöllerdeyim yanıyorum
Kutuptayım üşüyorum
Ceza benim çekiyorum
Ne olur dön
Uzanıyorum tutamıyorum
Özlüyorum ağlıyorum
Yasak mısın anlamıyorum
Ne olur dön”
Sakinleştikçe kokusu burnuma daha çok dolmaya başladı. Gözlerimi açmak istemiyordum. Hale'nin susmasını istemiyordum. Huzurun bir anlamı varsa sanırım o Hale'nin sesiydi.
“Sevmesen de beni özledim sesini
Git desem de yine gitmesen
Yıllardır çektiğim bu hasret mi çile mi?
Haram mısın bana bi bilsem…”
Şarkıyı bitirdiğinde derin bir nefes aldım. Başını göğsümden kaldırdı. Gözlerimi açmasam da beni izlediğini biliyordum. Kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkundum. “Sanırım,” diyerek gözlerimi açtığımda, mavinin en etkileyici tonu beni selamladı. “Yarışmada insanları büyüleyen asıl kişi sen olacaksın.”
**-**
BAHAR
Sanırım ömrümden birkaç yılı, yarım saat içinde gitmişti. Ah be kalp sancım… Nasıl korkuttun beni böyle… O kadar uzun zaman oldu ki seni bu şekilde görmeyeli, nasıl bir his olduğunu unutmuşum. Hani kurtulmuştun artık bu fobiden? İçtiğin ilaçları bu yüzden bırakmıştın hani? Yalan mı söyledin bize? Ben bunu nasıl fark edemedim peki? Hoş uzun zamandır kapalı yerde kilitli kalmamıştık. Masal’ın bile fark etmediği şeyi, ben nasıl fark edecektim…
Düzenli hale gelen nefesler ve sessizleşen oda. Nihayet mırıldandığım şarkılar işe yaramış,
Asal’ı uyutmaya başarmıştı. O kadar sıkıcı bir ses tonum mu vardı?
‘Yarışmada insanları büyüleyen asıl kişi sen olacaksın.’
Sıkıcı olduğunu sanmıyordum çünkü o zaman böyle bir şey söylemezdi. Allah’ım resmen bana olan kızgınlığı geçmişti. Sırf bunun için, fobisine ufak da olsa teşekkür edebilirdim.
Titrek bir nefes aldığında sanki beni duyuyormuş gibi düşüncelerimi susturdum. Uyanmasını istemiyordum. Yeni rahatlamışken tekrar o stresi yaşamasına katlanamazdım ama öte yandan içimde bir his sürekli beni dürtüyordu. İlk kez yanımda uyuyordu. İlk kez bana bu şekilde sarılıyordu. Onu uyurken ilk kez rahat rahat izleyebilecektim. Başımı kaldırıp ona bakmak istiyordum ya da üzerinden kalkıp yanına uzanmak. Ama uyandırma düşüncesi kılımı bile kıpırdatmama engel oluyordu. Belki bir başka bahara dediğim an kaşlarım çatıldı. Bahar! En sevdiğim mevsim yazken baharların hep habercisi olduğunu düşünürdüm. Onları da severdim ama şu anda en nefret ettiğim kelimenin bahar olduğunu hissettim. Aklıma sahildeki halleri geldiğinde karnımdaki sancılar eski yerini almıştı. Bunu bana nasıl yapabildin Asal. Ona nasıl dokundun, beni sardığın bu güçlü kollarla onu nasıl sarıp sarmaladın. Ne düşündün? Ne hissettin bilmiyorum ama bana iyi hissettirmediğini bilmeni istiyorum. Şu anda buradan kalkıp avaz avaz bağırmak, hatta seni yumruklamak istiyorum. Benim canımı acıttın senin de canın acısın diye düşünüyorum. Sonra bu düşüncemden dolayı kendime kızıyorum. Senin canın acıyacağına benimki acısın yeter ki sen mutlu ol.
Kulağımın altındaki ritim beni tüm öfkemden arındırıyordu sanki. Bir kalp atışı bu kadar güzel olabilir mi? Yaşıyor. Bu odada benimle, sarmaş dolaş… Allah’ım bu bir rüya olmalı. Çünkü bu anı ancak rüyamda yaşayabilirim. Onunla daha önce hiç bu kadar yakınlaşmamıştık. Şu anda çıplak bedeninin üzerinde yatıyordum. Bu kadar sert kasların üzerinde rahatsız olmam gerekirken sanki dünyanın en rahat yerindeymiş gibi hissediyordum. Parfümüyle karışmış ten kokusu o kadar güzeldi ki başımı döndürüyordu. Derin bir nefes alıp kokusunu içime hapsetmeye çalıştım. Ben ne ara bu adama bu kadar âşık olmuştum. Nefesi saç diplerime vurdukça içim gıdıklanıyordu. Başım yavaşça göğsünde inip kalkıyordu. Gözlerimi kapattım. Huzurun bir anlamı varsa o kesinlikle Asal’ın nefesiydi. Sanki uçsuz bucaksız bir denizde bir kayığın içinde uzanıyordum. Dalgalar hafifçe kayığa vururken beşikteymiş gibi sallanıyordum. Güneş tam tepede içimi sıcacık yaparken yumuşak rüzgâr saçlarıma dokunuyor, temiz hava ciğerlerime doluyordu.
Kapıda duyduğum anahtar sesiyle hayallerimden uzaklaşırken gözlerimi açtım. Daha ne olduğunu anlayamadan kapı açılınca gözüne far ışığı tutulmuş tavşan gibi donakaldım.
“Ben geeeellllddiiiimmmmm oohaaaaaa!”
Masal gözleri fal taşı gibi açılmış bize bakarken yanaklarımın kızardığını hissettim. Hâlâ Asal’ın üzerindeydim. Kalkmam gerekiyordu ama elim ayağım boşalmış gibi hiçbir yerimi kıpırdatamıyordum. Asal’ın kıpırdanmasından uyandığını tahmin ederek başımı kaldırdım. Yarı açık gözleri benimkilerle buluştuğunda yüzünde milimetrik bir gülümseme belirdi. O sırada Masal dikkatini çekti. Tüm bedeni gerildi. Kaşlarını çatarken beni üzerinden itip ayağa kalktı. Masal ağzı aralık şekilde hâlâ az önce yatığımız yere bakıyordu. Asal üzerinden çıkardığımız gömleği eline alırken gözlerim gerilmiş sırt kaslarına kaydı. Allah’ım bu çocuk ne ara böyle bir vücut yapmıştı?
“Gözlerimi dağlasaydınız da bu sahneyi görmeseydim.”
Asal terden ıslanmış saçlarını geriye itti. “Sadece konuşmalarını istemiştim.” Masal sayıklar gibi kendi kendine konuşmaya devam etti. Asal sesini kesmesini söyledi. Masal konuşmaya devam etti. Sanırım birazdan kıyamet kopacaktı ve ben araya girip girmemek konusunda kararsız kalmıştım.
“Sana sesini kesmeni söyledim!”
Asal’ın bağırışıyla Masal kendine geldi ve “Bağırma bana!” dedi. Hızla ikizinin üzerine yürümeyen Asal “Çocukluklarından sıkıldım Masal Kara!” dedi. Ses tonu sanki karşında düşmanı varmış ve onunla konuşuyormuş gibi çıkmıştı. Masal’ın göz devirmesiyle kolunu kavrayan Asal “Bir daha böyle bir şey yaparsan,” dedi. Canının yandığını bal böceğinin gittikçe buruşan yüzüyle tahmin ediyordum. “Sana zorla yedireceğim şey ölüm fermanın olur.”
“Fındık,” diye fısıldadığımda Asal omzunun üzerinin bana baktı. Gerçekten sinirliydi. Ellerimle ağzımı kapattığımda belli belirsiz tek kaşı kalktı. Özür dileyip tekrar ağzımı kapattım. Masal’a döndü. Hırsla kolundan onu iterek bıraktı. Masal geriye doğru sendelerken beyaz tenindeki parmak izleri gözle görülür kırmızılıktaydı. Acıyla kolunu tuttu. Öfkeyle ikizine baktı. Asal omuz çarparak yürümeye başladı. Odadan çıkmasıyla ardından “Hayvan!” diye bağıran Masal yüzünü buruşturarak kolunu sıvazlamaya başladı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Asal’ı mı sakinleştirmeliydim, Masal’ı mı sarmalıydım. Olduğum yerde durup sessizce Masal’ı izlemeye başladım. Acı çeker gibi koluna bakıp yavaş yavaş sıvazlarken sanki kendi kolum acıyormuş gibi suratımı buruşturdum.
“İnsanlıktan nasibini almamış kas yığını! Çocukluklarımdan sıkılmışmış,” diyerek kendi kendine söylenirken birden kapıya doğru döndü. “Asıl ben senden sıkıldım Asal Kara!” diye bağırınca olduğum yerde irkildim. “Kolumu koparacaktı az daha öküz!”
“Masal” diye seslendiğimde beni takmayıp kendi kendine söylenmeye devam etti.
“Bir dihi biyli birşiy yipirsin sini zirli yidiriciğim şiy ilim firminin ilir. Çok biliyorsun sen!” “Bal böceği.”
“Sus Hale!”
Sanırım yine günah keçisi rolümün sırası gelmişti. “Seni de tanıyamamışım,” dediğinde dudaklarım aralandı. “Saf duyguların var diye düşünüyordum. Onları konuşmanız için sizi yalnız bırakmıştım!” dediği an utançtan yerin dibine girmek istedim. “Masal saçmalama. Göründüğü gibi değil.”
“Doğru. Hepsi benim hayal ürünüm. Sizi alt alta üst üste yakaladığımda, hem de Asal çıplakken, twister oynadığınızı düşünmeliydim.”
“Masal fesatlığı bırak!”
Burnundan soluyan arkadaşım “Tabi siz işi pişirin. Ben fesat olayım,” dediğinde daha fazla dayanamayacağımı anladım. Beni neyle itham ediyordu böyle. Tamam Asal’a âşık olabilirdim. Onun için canımı bile verebilirdim ama bu diğer kızlar gibi onu elde etmek için altına yatacağım anlamına gelmiyordu. “Masal!” diye bağırdığımda öfkemi saklama gereği duymadım. “Salak saçma düşüncelerden önce anlatacaklarımı dinle,” dedikten sonra derin bir nefes aldım ve her şeyi en baştan anlatmaya başladım.
ASAL
İçimdeki öfke geçecek gibi değildi. Masal’ın daha fazla canını yakmamak için rahatlamaya ihtiyacım vardı. Duşa girdiğimde soğuk su bedenime çarptığında irkildim. Vücudum suya alışana kadar bekledim. Sadece nefes alıp verirken hareket eden vücuduma, Demir gibi olan su, bıçak gibi saplanıyordu. Tenim karıncalanıyordu. Bir süre sonra vücudum suya alıştı ya da ben hiçbir şey hissetmemeye başladım. Hızla duşumu alıp çıktım. Havluyla saçlarımı kuruladıktan sonra rahat bir şeyler giydim. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Şu anda yatsam rahat bir gün boyunca uyuyabilirdim ama bakmam gereken kişiler vardı. Ağır adımlarla odadan çıktım. Merdivenlerden indiğimde Masalların hâlâ aşağı inmediğini gördüm. Çöpler olduğu gibi ortada duruyordu. Bir pakete hiç dokunulmamıştı. Buz gibi olan hamburgeri yemek istemediğime karar verirken beşizlere baktım. Aktan ve Renan bilgisayarla oynarlarken Gece ve Mavi pür dikkat televizyona bakıyorlardı. Hazar elindeki telefonla uğraşıyordu. Hepsi halinden memnun gözüküyordu. Deri montumun cebinden telefonumu aldım. Hazar’ın saçlarını karıştırarak yanına oturdum. “Asal abi ya,” diyerek saçlarını düzelten Hazar’ın omzuna kolumu atarken gülümseyerek kiminle konuştuğunu sordum. Arkadaşıyla olduğunu söyledi. Nedense sorumu geçiştirdiğini düşünüyordum.
“Sevgilisiyle konuşuyor Asal abi,” diyerek kardeşini ispiyonlayan Renan kıs kıs gülmeye başladı. Hazar’ın utandığını belli edercesine kızarmıştı. Çapkın bir gülümsemeyle yumruğumla hafifçe çenesine dokundururken “Sevgilin mi var la?” diye sordum. “Yok abi. Dalga geçiyorlar.”
“Var abi var. Eylül adı. Bizim sınıftan.”
“Ya sen sussana!” diyerek arkasındaki yastığı kardeşine fırlatan Hazar, “Ben Rabia’dan bahsediyor muyum?” diye sordu. Ooo diyerek kahkaha atarken, “Bahset oğlum. Benim korkum yok. Sevgimin arkasındayım,” dedi. Hazar gözlerini kısarak Renan’a baktı. Aktan’ın ise tasvip etmeyen bakışları ikisinin arasında mekik dokuyordu.
“Daha fasulyeyken cücüklenmeye kalkıyorlar, gördün mü Asal abi?”
Bu sefer birbirine nefretle bakan ikili, aynı tarafa geçmiş gibi Aktan’a saldırmaya, okuldaki Zeynep Hazel denen kızdan bahsetmeye başlamışlardı. Hangi habere tepki vereceğimi şaşırmıştım. En iyisi üç genç delikanlıyı kendi hâline bırakmak diye düşünürken telefonuma baktım. Yedi mesaj ve on arama olduğunu görmek kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Alt tarafı birkaç saat ortada yoktum. Ne olmuş olabilirdi ki? Aramalara baktığımda Bahar’ın ve kapısına diktiğim adamın aradığını görünce hızla oturduğum yerden doğruldum.
Mesajlara girdiğimde içime anlamsız bir korku dalgası yayıldı.
Gönderen: Maganda
Asal benim dışarı çıkmam lazım. Kapıyı aralık bırakabilir miyim?
Gönderen: Maganda
Tamam kızma ya kapatırım. O zaman şifreyi söyle?
Gönderen: Maganda
Asal sana diyorum. Bir cevap versen hani? Durum biraz acil de…
Gönderen: Maganda
Fakir olsan mesaj hakkı bitti diyeceğim. Bari aralamalarımı aç be adam!
Gönderen: Maganda
Hay senin vereceğin güvene. Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara diyor bir de!
Gönderen: Maganda
Zengin bebesi ne olacak!
Gönderen: Maganda
Ben gidiyorum Asal. Merak etme kapıyı kapatacağım. Sonra da başımın çaresine bakarım!
Nereye gidiyordu? Panikle ayağa kalkarken Bahar’ın numarasını tuşladım. Allah kahretsin! Dışarı çıkmasını gerektiren ne olmuş olabilirdi ki? Hem de acil. Annesiyle ilgili olsa neden geri dönmek için çare aramaya kalksın. Telefondan gelen bilindik kadının sesiyle, “Hay sikeyim ya!” diye fısıldayınca Hazar başını bana çevirdi. Yüzündeki şaşkınlık içten içe utanmama neden olurken “Affedersin abiciğim,” dedim ve hızla montumu üzerime geçirdim.
“Nereye Asal abi?”
Aktan ve Renan ayaklanırken, “Hemen geleceğim. Bir şey olursa Hale ve Masal ablanız yu-karıda,” dedim. Çocuklar başını tamam anlamında hızlı hızlı salladı. Koşar adım evden çıkıp arabaya doğru yürüdüm. Tekrar Bahar’ı aradığımda aynı kadının sesi “Ah!” diye bağırmama neden oldu. Arabaya binip otoparktan çıkarken gördüğüm korumaya, “Çocuklar size emanet. Birkaç saate dönerim,” dedim.
“Emredersiniz Asal Bey.”
Yola çıktığımda içimdeki korku yavaş yavaş artıyordu. Bu saatte nereye gitmişti bu kız? Yoksa… Hayır ya. Biz o olayı aşmıştık. Gitmiş olamazdı. Ya gitmişse… Gazı kökleyip soluğu kulüpte aldım. Adamların kapıyı açmasını beklemeden arabadan indim. “Hoş geldiniz efendim,” diyen adamın sözünü ağzına tıkarcasına “Bahar burada mı?” diye sordum.
“Evet efendim içeride.” Başımı tamam anlamında sallayıp hızla kulübe girdim. Gözlerimi kalabalık mekânda dolaştırırken, “Asal Bey” diye seslenen adama döndüm. Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Bahar nerede?” diye sorduğumda arkasındaki koridora bakıp bana dönen adam “Bir ara dışarı çıktı ama şimdi odada efendim,” dedi. Gözlerimi şüpheci bir ifadeyle kısarken hızla adama doğru yürüdüm. “Dışarı çıktığını biliyorum,” derken ceketini kavradığım adam korkuyla bana baktı.
“Peki buna izin vermemen gerektiğini sen bilmiyor musun?” “Bir şey alması gerekiyormuş. Benim alamayacağımı söyledi. Çıktı ve yine kimseye görünmeden odaya döndü efendim.” Azarlar gibi, “Nasıl odaya geri döner lan?” diye tısladığımda gözleri titreyen adam “Şifreyi söylediğinizi söyledi efendim,” dedi. Adamı itip loş koridorda yürümeye başladım. Bu kızın magandalık dışında bir de yan kesicilik özelliği mi vardı? Ben girdiğimde şifreyi görmediği mesajda sormasından belliydi. Kaşla göz arasında şifreyi mi kırmıştı? Ya da bilmiyorum diyerek beni mi yemişti? Korkum her adımda öfkeye dönüşürken karşıma çıkan kişiyle olduğum yerde durdum. Bahar duvar dibine uzanmış, uyuyordu. Ağır adımlarla yanına ilerledim. Elindeki poşeti karnına o kadar bastırmıştı ki poşetin içinde ne olduğunu anlamak güçtü. Başı yamuk bir şekilde duvara dayanmıştı. Saçları yüzüne düşmüş nefes aldıkça kıpırdıyorlardı. Bu hali tam anlamıyla evsizleri andırıyordu.
“Bahar!”
Seslenmem bir işe yaramamış, Bahar kılını bile kıpırdatmamıştı. Gerçekten uykusu bu kadar ağır olabilir miydi? Yanına eğilip hafifçe koluna dokunarak bir kere daha seslendim. Bu sefer garip bir sesle başını duvardan benim tarafa doğru çevirdi ve uyumaya devam etti. Ciddi ciddi bu soğuk zeminde derin bir uykuya dalmıştı. Bu kız kendini evsiz, yetim rolüne fazla kaptırmıştı sanırım. Ayağa kalkıp kapının şifresini girdim. Kapıyı açık bıraktıktan sonra Bahar’ın yanına gidip tek hamlede kucağıma aldım. Göründüğünden daha hafif olması afallamama neden olurken başını omzumda boynumun arasına yerleştirdi. Şimdi alıp verdiği nefes boynumu gıdıklıyordu.
Odaya girdiğimde içerisinin birkaç saat içinde nasıl bu kadar dağılabileceğini düşündüm. Ben bile sevişirken daha topluydum. Bahar’ı yatağa yatırıp ayakkabılarını çıkarmaya başladım. O sırada elindeki poşet kayıp düştü ve içindeki şey gün yüzüne çıktı. Regl mi olmuştu yani?
Acil dediği şey bu muydu?
Ayakkabılarını çıkartıp onu düzgünce yatağa yerleştirdikten sonra ucu yere değen yorganı üzerine örttüm. Saçlarını yüzünden çekerken elimi kavradı. Kaşlarım çatılırken uyanık olup olmadığına baktım. Belli ki sadece refleks olarak bunu yapmıştı. Elimi elinden kurtarmaya çalışırken daha sıkı kavramasıyla kaşlarım daha çok çatıldı. “Hadi ama Bahar. Uyanık olduğunu biliyorum,” dediğimde hiçbir tepki vermemesiyle derin bir nefes aldım. Zaten yorgunluktan ölüyordum. Bir de kucağımda taşımıştım. Şimdi de saçma oyununu çekemeyecektim.
“Bırak elimi.”
Bahar elini elimden çekmezken ona doğru eğildim. Uyuyor muydu yoksa çok iyi bir oyuncu muydu anlayamıyordum. “Bahar sana elimi bırakmanı söyledim,” diye fısıldamamla kükrer gibi horlaması bir oldu. Boş bulunup hızla geri çekilirken kalp atışımın bateriye son dokunuşum gibi bir anlık arttığını hissettim. Bahar’ın horlamaya devam etmesiyle kendime gelirken dudaklarımdan ufak bir kahkaha kaçtı. Ağır ve derin bir uyku. Bir de horlama…
Kışa da daha çok vardı ama.
Düşüncelerimle kahkahama devam etmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bahar gerçekten uyuyordu ve elimi bırakacak gibi görünmüyordu.
Bıkkın bir şekilde nefesimi dışarı verdim ve yanına oturdum. Neyse ki televizyon kumandası yakınımdaydı. Uzanıp kumandayı aldım. Yatağın kıpırdamasıyla horlamayı kesen Bahar’ın yüzü bir anda acı çeken bir ifadeye büründü. Televizyonu kısık seste açarken ‘Büyük ihtimal kâbus görüyor,’ diye düşündüm. Televizyonda kanalları gezerken göz kapaklarım yavaş yavaş ağırlaşmaya başladı.
Bahar’ın ağzından yarım yamalak çıkan “Baba” kelimesiyle dikkatimi televizyondan ona çevirdim. “Ba-” deyip kendini kasarken “Ba,” diye devam etti. Gerçekten canı yanıyor gibi gözüküyordu. Kumandayı yatağa bırakıp Bahar’ı hafifçe dürttüm. Yüz hatları biraz yumuşasa da hâlâ acı çekiyor gibi gözüküyordu. “Bahar uyan,” dediğimde “Git-me…” gibi bir şey söyledi ve elimi daha sıkı tuttu. Boştaki elimle sıkıntıyla saçlarımı karıştırırken gözlerimi Bahar’dan ayırmadım.
“Gitmiyorum maganda. Buradayım.”
Yorumlar
Yorum Gönder