Veliahtlar - 5. Bölüm

 MASAL

Asal’ın aklıyla kuyuya inen arkadaşımı, her ne kadar orada bırakmak istesem de teyzemlerin teklifi yüzünden affetmiştim. Bodrum’a gitmeye karar vermiştik. Babam ve Cem baba, Bora amcayla kalmayı tercih etmişti. Emir amcam, Nika teyzenin hamileliği yüzünden bir yere kıpırdayamıyordu. Cansu teyze ise beşizlerle beraber peşimize takılmıştı. Birkaç gün içinde hazırlanıp, babamın özel jetiyle Bodrum’a geldik. Hava gerçekten çok sıcaktı ve bir an önce denize girmek için can atıyordum. Bizi karşılayan arabalara bindik ve kalacağımız otele doğru yola çıktık. Babamın konforumuz için her şeyi düşünmesine bayılıyordum. Resmen elimizi kolumuzu sallaya sallaya tatile gelmiştik. Taştan büyük bir villanın önünde durduğumuzda etrafa bakındım. Bizim şu anda bir otelin otoparkında olmamız gerekmiyor muydu? Kapıyı açan korumalarla “Anne!” diye bağırdım. Annem, her şeyden haberi varmış gibi çoktan arabadan inmişti. Bana doğru baktığında “Otele gitmiyor muyuz?” diye sorarak arabadan indim. Asal çoktan villanın büyük bahçesine giriş yapmıştı. Pes! Ona söyleyip bana söylemediğiniz daha neler vardı acaba?! Hale ise en az benim kadar şaşkın bir şekilde etrafı inceliyordu. En azından Asal’la bu konuda fişnik yapmamışlardı! 

“Baban otel yerine, yazlıkta kalmamızın daha uygun olacağını söyledi. Hem güvenlik hem de rahatımız için.” 

Suratım düşmüştü. Otelde her şey ayağına geliyordu. Burada ise evdeki düzen devam edecekti ve bu çok sinir bozucuydu. “Yatağımı kendimin topladığı bir tatil ne kadar rahat olursa,” diyerek bahçeye girdiğimde villanın kapısındaki çalışanları gördüm. Sevinç çığlığı atarak anneme döndüm. “Babanın rahatlık anlayışını bir ara detaylıca konuşalım kızım,” deyip göz kırpmasıyla olduğum yerde zıpladım. Daha sonra aklıma Asal’ın içeri girdiği ve en güzel odayı seçecek olması geldi. Gözlerim fal taşı gibi büyürken “Koş Hale Koş!” diye bağırarak eve doğru koşmaya başladım. Çalışanlar can havliyle kenara kaçtı. İçeri girip merdivenleri paldır küldür çıktım. Nefes nefese kalmıştım. Asal ortada yoktu. Allah’ım kesin en büyük, denize en hâkim odayı almıştı!

Tek tek kapıları açmaya başladım. “Masal,” diye uyaran annemin peşimden geldiğini bile anlamamıştım. “Çocuklar üst katta kalacaklar,” dediğinde yavaşça anneme döndüm. Ev büyüktü ama üst katta da en fazla bu kadar oda vardı. O zaman herkese bir oda düşmesi imkânsızdı. Yine de en büyük oda benim olmalıydı. Koşar adım merdivenleri tırmandım. İlk olarak açık olan kapıya koştum. Asal’ın içerde olduğunu görünce gözlerimi oda da dolaştırdım. Salak! Sanırım evin en basit odasını seçmişti.

“Herkesin odası önceden belirlendi kızım.”

Dehşetle gözlerim açılırken anneme döndüm. Sesli düşündüğüme mi yanayım, yoksa odamızı kendimiz seçemediğimize mi bilemiyordum. Annem uyarak bir ifadeyle odadan çıkmamı işaret etti. “Sen Hale’yle kalacaksın,” dedikten sonra arkasındaki kadına odamızı göstermesini söyledi. Kadın Asal’ın tam karşısındaki kapıyı açarken “Buyurun Masal Hanım,” dedi. Ağır adımlarla ilerledim. Asal’ınkinin bir değişiği olan odaya girdim ama kesinlikle manzarası onunkinden daha güzeldi. ‘Odamı seçemedim. Bari yatağımı seçeyim,’ diyerek sağ taraftaki yatağa kendimi attım. Hale de odayı inceleyerek çantasını sol taraftakine koydu. Daha sonra büyük giysi dolabına doğru ilerledi. Kapaklarını sırasıyla açarken “Masal!” dedi. Sesinden şaşkınlığı belli oluyordu. Dolabın yarısı hınca hınç, bana uygun kıyafetlerle doluyken, diğer yarısı boştu. Sanırım oraya da Hale’nin kıyafetleri yerleşecekti.
“İnanmıyorum. Çok güzeller.”

“Bir Demir Kara klasiği,” diyerek kıkırdadım ve yataktan kalktığım gibi soluğu giysi dolabının önünde buldum. Tek tek babamın aldırdığı kıyafetleri incelerken “Demir amca gibi bir baban olduğu için çok şanslısın,” diyen arkadaşıma baktım. “Baksana, her şey sana uygun seçilmiş.”
“Bize, bize uygun seçilmiş.”

Hale’yle göz göze gelince burukça gülümsedi. “Benim babamın ayakkabı numaramı bile bildiğine şüpheliyim,” dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Bora amca ve babamı kıyaslayamazdım ama eminim ki, o da kızıyla ilgili tüm detayları biliyordu. Yani umarım…
“Kızlar…” Kapıyı tıklatarak içeri giren annem odaya göz gezdirdi. “Beğendiniz mi odanızı?” diye soran anneme “Daha iyilerini görmüştüm,” deyince kaşlarını çattı. “Şaka anneciğim şaka. Her şey harika. Özellikle kıyafetlere bayıldım!”

Annem rahatlamış bir şekilde gülümsedi. “Kocam diye söylemiyorum. Çok zevkli adamdır,” dediğinde ufak bir kahkaha attım. Annem de bana eşlik ederken, Hale hafifçe gülümsedi. “Aç mısınız? Bir şeyler hazırlatayım mı?” Başımı hayıranlamında sallarken “Aç mısın Hale?” diye sordum. Damağını şaklatınca, “O zaman canınız ne istiyorsa onu yapmakta özgürsünüz,” diyen annemle gözlerim parlayarak en yakın arkadaşıma döndüm. Onun da benim gibi düşündüğüne emindim.
O zaman gelsin, deniz, kum, güneş ve erkekler…

** 
Neon rengi yeşil bikinimi giyip, üstüne mini bir kot şort geçirdim. Hale her zamanki gibi, mor rengini tercih etti ve yırtık pırtık bir elbise giydi. Dövmesi gerçekten güzel duruyordu ama artık onu saklayamazdı. Bakışlarımı fark ettiğinde dövmesine baktı.
“Annemin haberi var,” dediğinde dudaklarım aralanırken “Kızmadı mı?” diye sordum. Başını hayır anlamında sallarken “Sanırım bunalımda olduğum için üzerime fazla gitmek istemiyor,” dedi. Bu bunalım sanırım güzel bir şeydi; ebeveynler üzerine gitmiyor, seni tatile çıkarıyor, istediğini yaptırırken ses çıkarmıyorlardı…

“Hazır mısın?” diye sorduğunda yatağın üzerinde duran şapkayı başıma geçirdim. Plaj çantamı koluma taktım. Odadan çıkıp aşağı indiğimizde annemlerin teras keyfi yaptığını gördüm. Beşizlerin ortada olmaması fırtınadan önceki sessizlikti. Dışarı çıktığımızda “Biz gidiyoruz!” diyerek annemlerin muhabbetini böldüm. “Diğerlerini bekleyin,” diyen teyzemle Hale’yle birbirimize baktık.

“Diğerleri?” dememe kalmadan merdivenlerde bir şangırtı koptu. Cansu teyze, koşar adım içeri girince “Beşizler de mi bizimle geliyor?” diye sordum. “Anne ya! Güneşin tadını mı çıkaracağım, bebelerle mi uğraşacağım!”

“Masal!” diyerek gözlerini belerten annem içeriye doğru baktı. “Çok ayıp, kuzenlerin onlar senin.”
“So?”
“Yani tabi ki ilgileneceksin.”

Yanaklarımı şişirerek nefesimi dışarı verdim. Ben etrafı kesmek istiyordum, çoluk çocukla uğraşmak değil! “Hem Asal da sizinle geliyor, beraber bakarsınız çocuklara,” dediğinde sinirle gözlerim büyüdü. O sırada arkamda hissettiğim hareketle annem sus pus işareti yaptı. “Hazırlar mı?” diye sorduğunda Cansu teyze canından bezmiş bir şekilde yerine oturdu. “Geliyorlar.” Anneleri bile bıkmışken, bize bu Allah’tan reva mıydı?

Bu sırada beşizler dışarı çıktı. Renan ve Aktan her zamanki gibi cinlik peşindeydi. Sonumuz hayır olsun! Hazar elinde kitabıyla bekliyordu. Bu çocuğun sekiz yaşında olduğuna inanmak güçtü. Ruhuna kırk yaşında adam kaçmış gibi duruyordu. Babasından bile olgundu yahu…
Gece ve Mavi kıkırdayarak dışarı çıktı. Mavi her zamanki gibi saçlarını spreyle rengarenk yapmıştı. Annemler denize girdiğinde akacağını söylediğinde omuz silkti. 
“Benim saçım. Akarsa bana akacak…”

Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Büyüklerini umursamayan bebeler, benim sözlerimi nasıl dinleyeceklerdi…

“Abi ve ablalarınızın sözünden çıkmayacaksınız. Anlaşıldı mı?”

Cansu teyzenin otoriter cümlesi aklıma birini getirdi: Asal! ‘Alt tarafı altına şort giyecek, bir türlü hazırlanamadı’ diye düşünürken kapıda beliren kişiyle gözlerim yuvalarından çıktı. Asal ne zaman bu kadar baklavaya sahip olmuştu? Zaten yapılı bir çocuktu ama şu anda ona taktığım lakaba tam anlamıyla uymuştu. Yeni yaptırdığı dövmesi parıl parıl parlıyordu. Bu hâliyle yaşından en az 4-5 yaş büyük duruyordu. Allah’ım ben ilkokul çocuğu gibiyken bu çocuk neden üniversiteli genç gibiydi! Biz aynı anne babadan, aynı zamanda doğan ikizler değil miydik? Adalet bunun neresindeydi?!

“Hah Asalcığım. Beşizler size emanet. Ben birkaç saat içinde yanınıza geleceğim.”
Asal, Cansu teyzeyle konuşurken Hale’ye baktım. İştahla ikizimi incelediğini gördüğümde dirseğimi koluna geçirdim. Hafifçe inleyerek bana döndü. “Seni lama sanmasını istemiyorsan, ağzının suyunu sil.” Hale elini dudağına götürdü. Mecazi anlamda söylediğim şeyi gerçek anlamasından dolayı gözlerimi devirdim. “Dikkatli olun tamam mı?” Asal beşizleri önüne katıp yürümeye başladığında, Hale’nin koluna girip peşlerinden ilerledim. Hoş, koluna girmeme gerek yoktu. Kendisi bir fino modunda ikizimin peşine çoktan takılmıştı.
Kumsala yaklaştıkça müzik sesi artmıştı. İskeleye çıkıp kendimizi boş olan bir minder grubu bulduk. Renan ve Aktan anında kendilerini iskeleden atarken, Mavi ve Gece, minderlere yayılmıştı. Altımdaki şortu çıkartırken etrafı inceliyordum. Asal ise, Hale’nin üzerindeki elbiseyi çıkarmasını… Tam sapık! diye düşünüyordum ki, asıl derdinin dövme olduğunu konuşmalarından anladım. Aman bunlarda iyi ki bir dövme yaptırmışlardı. 

Mindere oturdum. Çantamdan çıkardığım güneş kremini vücuduma yedirirken, gözlüklerimin arkasından çevredeki sevişken çiftleri inceledim. İğrenç. İnsanda az utanma olur…
O sırada Eros okunu fırlattı ve beni tam kalbimden vurdu. Allah’ım sanırım ölmüştüm ve yaptığım tüm fişniklere rağmen cenneti kazanmıştım. Çaprazımda duran yakışıklı da benim için gönderilen nuriydi. Gençti ama bizden yaşlıydı. Ciddi manada kesilmeye ihtiyacı olan dağınık kahverengi saçları vardı. Sanki onları şekillendirmek için hiç uğraşmamıştı. Yine de fazlasıyla havalı bir görünüşü vardı. Kirli sakalları sert bir duruş için bırakılmıştı sanki. Geniş omuzları, pürüzsüz gibi görünen bir teni ve baklava şeklinde karın kasları vardı. Allah’ım daha önce sekiz tane karın kası görmemiştim ama bu çocuk bunu başarmış, türünün sayılı örneklerinden olmuştu. Belki de tek… Kaşını gözünü Ray-ban gözlüğü yüzünden göremesem de cool bir gülüşü vardı. Eminim ki gözleri de çok güzeldi. Bu adam bir ilahtı…

“Masal!”

Ne zaman yanıma oturduğunu bilmediğim Hale’nin beni dürtmesiyle irkildim. O da bu tepkimden dolayı irkilirken “Ne oluyor?” diye sordu. Etrafı kolaçan ederken “Asal nerede?” diye sordum. “Denize gitti, görmedin mi?” Benim gözüm o yakışıklıdan başkasını görüyor muydu acaba? “Hale,” diyerek heyecanla arkadaşımın minderine kaydım. Gece ve Mavi’nin duymayacağı şekilde fısıldadım.

“Sanırım ben âşık oldum.”

Hale bıkmış bir şekilde nefes alırken “Yine hangi ünlüye?” diye sordu. Bu zamana kadar babam yüzünden sevgilim olmamıştı. Hoş, yabancı ünlüler dışındaki kimse de dikkatimi çekmiyordu ama bu çocuk resmen üzerinde ikaz ışıklarıyla dolaşıyordu.
Bir dakikadan uzun bakarsanız, bir daha kimseye bakamazsınız.’

“Hayır ya, ünlü değil. Yani ünlü de olabilir. O fizik, o duruşun basit bir vatandaşta olacağını sanmıyorum.”
Hale’nin kaşları çatılırken hafifçe mindere yaslandım. Çaprazımızda duran on kişilik kızlı erkekli grubu gösterdim. “Oradaki yakışıklı,” diye fısıldadığımda Hale gösterdiğim yere baktı. “Masal, oradaki çocukların hepsi meteordan farksız. Biraz daha detay versen.”
“Ya işte, yüzü bize dönük, güneş gözlüğü var. Mayosu falan.” Hale salakmışım gibi bana bakmaya başladı. “Mayosu olduğunu iyi ki söyledin. Nefes alıyor mu bari?” 
“Ya!” diyerek çimdirdiğim arkadaşım acıyla inledi. “Dalga geçmesene kızım! Heyecandan ne dediğimi biliyor muyum ben?” Çaktırmadan çocuğu izlemeye devam ettim. “Dövmesi var. Tüm kolunu kaplamış, acaba ne dövmesi o? Üç boyutlu gibi duruyor.”
“Gördüm,” diye fısıldayan Hale’ye heyecanla döndüm. “Nasıl? Çok yakışıklı değil mi? Allah onu özene bezene yaratmış, fark ettin mi?” Hale’nin yüzündeki ifade hiç hoşuma gitmemişti. “Allah’ı var havalı duruyor ama,” dediğinde olumsuz bir şey söyleyeceği için suratım düşmüştü.
“O çocuk nereden baksan, 21-22 yaşındadır.”

“Asal da öyle duruyor. Belki o da yaşından fazla gelişmiştir!”

Hale tekrar çocuğa baktı. “Sanmıyorum, o zaman o grubun hepsinin yaşından daha fazla gelişmiş olması lazım,” dediğinde omzumun üzerinden arkama baktım. Çocuktan o kadar etkilenmiştim ki yanındaki tipleri umursamamıştım. Gerçekten de hepsi üniversiteli gibi duruyordu. 
“Anlayacağın onun aşkı sana extra large bal böceği.” 

“Olsundu. Seneye de severim.”

Hale abartılı bir şekilde gözlerini devirince “Aşk kaç beden giyer ki?” diye sordum. “Ben oldum olası rapçi gibi takılmayı severim zaten.”

“Masal saçmalamayı keser misin artık. Utanmasan Gökhan amcaya yazacaksın.” 

Hale’nin cümlesiyle amcamı gözümün önüne getirdim. Allah’ı var yakışıklı adamdı ama benim gözüm bu gizemli delikanlıdan başka kimseyi görmüyordu. 
**-**


Hale’yi artık daha iyi anlıyordum. Aşk için sapık olmak gerekiyordu. Tüm gün çocuğu göz hapsine almıştım. O denize girdi, ben de girdim. O çıktı, ben çıkamadım. Çünkü kaslı vücudundan damlayan suları havluyla silmesini izliyordum. O güneşlendi, altındaki minder olmayı diledim. O arkadaşlarıyla güldü, ben gülüşüne şarkılar yazdım. O alkollü bir şeyler içti, ben limonlu ice tea’mi yudumlarken sarhoş oldum. Gözüm sürekli boynundaki kolyesine takılıyordu ama ucunda ne var çözemiyordum. Ara ara gözlerimiz bir noktada birleşiyor, birbirimize düğümleniyor gibiydi. Sanki aramızda bir şeyler hareket ediyordu. Sanki vücutlarımızın arasındaki havaya uzansam elime somut, yumuşak, sıcak bir şey gelecek gibiydi. Tabi bu sadece benim düşüncemdi. Yoksa çocuk gayet ifadesiz bir şekilde bana bakıyordu. Bir süre sonra bu bakışlarından rahatsız olunca güneş gözlüğümü taktım ve sanki ona bakmıyormuşum gibi davranmaya başladım. Etrafında bir sürü kız vardı ama belli ki hiçbiri sevgilisi değildi. Yoksa o kadar cilveye kayıtsız kalması imkânsızdı. Neden kayıtsız kalıyordu peki? Burada olmayan bir sevgilisi mi vardı? Allah korusun! 

Hava kararmaya başladı. Annemler eve gitmek için toparlanıyor, ben ise inatla batan güneşte güneşlenmeye çalışıyordum. O çocuk gitmeden bu iskeleden ayrılmayacaktım ama onların da gitmeye hiç niyeti yok gibi gözüküyordu. Acaba bugün tatillerinin son günleriydi de her anın tadını mı çıkarmaya çalışıyorlardı. Allah’ım geç buldum, çabuk kaybettirme yalvarırım.
“Masal hadi kızım.”

Annemleri daha fazla burada tutamayacağımı anladığım için ayağa kalktım. Sağ olsun Hale, benim için çantamı toplamıştı. Yavaşça peşlerinden ilerlerken fırsat bulduğum gibi arkama bakıyordum. Ben onun için sahilde bir kum tanesiyken, o benim için istiridyenin incisiydi.
Eve geldiğimizde her yanımın acıdığını fark ettim. Özellikle de soğuk su tenime ufak iğneler gibi batmaya başladığında yandığımı anlamıştım. Hoş, ben zaten yanmıştım. Aşk yakar…
“Masal hadi ya!”

“Tamam be!”

Suyu kapatıp havluma sarıldım. Banyonun kapısını açmamla karşımda öfkeli yedi yüz görmem bir oldu. Akşam yemeğini dışarıda yiyeceğimizi söylediklerinde, sırf banyoda ilk sırayı kapabilmek için depar atmıştım. Hazırlanmak için en az bir saat fazladan vaktim olmalıydı. Çünkü prensimle Bodrum sokaklarında tekrar karşılaşabilirdik. Bu sefer onun dikkatini çekmeliydim.
“İşkembe mi yıkadın ya?”

Renan’ın cümlesiyle düşüncelerimden ayrıldım. “Sana ne be bücür!” Gözlerini kıstı. İşte bu bakışlar, bu çocuklarda hayra alamet değildi. “Anca temizlenmiştir. Kafir,” dediğinde bakışlarımı Aktan’a kaydırdım. O da Renan gibi gözlerini kısmıştı. Zaten al birini vur ötekisine…
“Sizin kafalarınızı birbirine sürter, kıvılcım çıkartırım ha. Beni sinirlendirmeyin!”

“Ay espri yaptı bal kabağı!”

“Renan!”
“Gül de boşa gitmesin kardişim”

“Aktan!”
“Masal!” Annemin bağırışıyla başımı merdivenlere doğru çevirdim. Aktan ve Renan anında esas duruşa geçti. Ne mal olduklarını bilmesem masum olduklarına inanırdım ama bunlar şeytana bile pabucunu ters giydirirlerdi. “Bağırışın aşağı kadar geliyor,” diyerek yanımıza gelen anneme iki bebeyi gösterdim. “Onlar yüzünden!” Annem kaşlarını çatarken bakışlarını benden iki belaya kaydırdı.

“Teyze…” Bir anda Renan’a döndüm. Bu çocuk ne zaman ağlamaya başlamıştı. “Masal abla benim boyumla dalga geçiyor,” dediğinde dudaklarım aralanırken “Bücür dedi!” diyerek bağıra bağıra ağlamaya başladı. Resmen holde sesi yankılanıyordu. Aktan’ın da sesini titretmeye çalışarak “Bizim kafalarımızı birbirine sürtüp kıvılcım çıkaracakmış,” demesiyle gözlerim büyüdü. “Sizi öldürürüm be!” diyerek üzerlerine yürürken annem tekrar beni uyardı. “Misafire böyle mi davranıyorsun?” diye sorduğunda şaşkınca anneme baktım.
“Hepimiz bu evde misafiriz.”

“Sen ev sahibi vasfındasın Masal Kara.”

Annemin uyaran bakışlarıyla derin bir nefes aldım. Haklıydı. Bu evin parasını babam ödüyordu ve ben otomatikman ev sahibi oluyordum. Zaten oldum olası misafir çocuklarından nefret ederdim!
“Belli ki yıkanmışsın. Odana gidip hazırlan. Yarınızda aşağıdaki banyoyu kullansın. Hadi!”
Annemin emriyle ayaklarımı vura vura odaya gittim. Kapıyı biraz sert kapatmış olabilirdim ama o içimdeki öfkenin yarısı bile değildi. Resmen içimdeki hayat enerjisini emmişlerdi ya. Bebeler ne olacak!

Giysi dolabının önüne geçtim. Ben elbise seçene kadar Hale çoktan yıkanmış, odaya gelmişti. Bu kızın bu kadar hızlı olmasını bazen kıskanıyordum. O hazırlanmaya başlarken ben hâlâ ne giysem diye düşünüyordum. En sonunda elime geçen pembe elbiseyi üzerime geçirdim. Saçlarımı sıkı bir topuzla tepeden topladıktan sonra hafif bir parlatıcı sürdüm. Makyaj yapmayı bir türlü beceremiyordum. Öte yandan hafif belirgin çillerimin kapanmasını da sevmiyordum. Doğal olmak güzeldi. Hale’nin değişine göre de neysen o!

Aynada kendime bakarak babetlerimi giydim. Sanırım hazırdım. Hale’ye baktığımda kısa bir kot tulum giydiğini gördüm. Sarı saçlarını jöleyle şekillendirmiş, güzel dalgalara sahip olmuştu. Benim aksime o, makyaj yapmayı seviyordu. Özellikle de renkli rimeller vazgeçilmeziydi. Maviye boyadığı kirpikleri gözlerinin mavisini daha da açığa çıkarmıştı. Ona baktığımı fark edince ne olduğunu sordu. Omuz silkip “Hazır mısın?” dedim. Heybemsi çantasını omzuna takıp hazır olduğunu söyledi. Çanta kullanmaktan çok hoşlanmadığım için, gerekli şeylerimi Hale’ye uzattım. Oda çantasının içine koyarken odadan çıktık. Aşağıdaki gürültüler, ev ahalisinin çoktan hazırlandığını gösteriyordu. Merdivenlerden inerken Renan ve Aktan’la göz göze geldik. Öldürücü bakışlarımı onlara gönderirken iltifatların çoğunu kaçırmıştım.
“Herkes hazır mı?”

Asal yine ortada gözükmüyordu. Bu çocuk assolist işini biraz abarttı diye düşünürken korna sesi duydum. Annem “Asal delirmeden gitsek iyi olur,” dedi. Kaşlarımı çatarak dışarı çıktım. Ne yani! Arabayı o mu kullanacaktı! Allah’ım neden ben sadece paten kaymayı becerebilirken bu özelliklerin tümünü Asal’a verdin? 

“Kızlar siz Asal’ın yanına binin, çocuklar sizde benim arabaya gelin.”

Arabalara dağıldık. Asal’ın yanında oturmaktansa Gece ve Mavi’nin yanında oturmayı tercih ettim. İki arabalık konvoy halinde yola çıktık. Kıskançlıktan içim içimi yiyordu. En kısa zamanda ben de araba ya da motor kullanmayı öğrenmeliydim. 

Salaş gibi duran bir balıkçının önünde durduk. Melek teyzenin en sevdiği mekân olduğu için sesimi çıkarmadım. Ne yiyeceğimi uzun uzun düşündüm. Aç değildim. Hatta aksine kusacakmışım gibi hissediyordum. Verdiğimiz siparişler geldi. Herkes mutlu mesut karnını doyururken ben tabağımdaki balıkla kesişiyordum. Keşke balık olsaydım ya da balık hafızalı biri. O zaman sahildeki çocuğu bir daha hatırlamamak üzere unuturdum. Ne kadar güzel…

**-**


Yemekler bitip tatlılar yendikten sonra, Bodrum’u turlamaya karar verdik. Annemler sağ olsun her incik boncukçunun önünde duruyordu. Hale de sanki hiç yokmuş gibi bileklik satın alıp duruyordu. Bu kız kesinlikle takıntılıydı. Hem bilekliğe hem de Asal’a…

“Hadi Hale ya! Aşağıda daha güzel bileklikler vardır. Takıldın kaldın buraya!.” 

Hale’yi kolundan çekerken “Anne biz ilerliyoruz!” dedim. Annem dikkatli olmamızı tembihlerken ağır adımlarla yürümeye başladık. Hale’nin hâlâ gözü takılardaydı. Yemin ederim bu kızı bileklerinden kesip öldürecektim.

“Masal çok hızlı yürüyorsun ya!”

“Sıkıldım çünkü!”

Anlaşılmaz bir uğultu kulaklarıma doldu. Etrafa bakındığımda barlar sokağının önünden geçtiğimizi fark ettim. Sırf merak yüzünden Hale’yi çekiştirerek sokağa girdim. Sağlı sollu sokağa dökülmüş bir sürü mekândan yükselen sigara ve alkol kokusu nefesimi kesmişti. Bu insanlar kendilerini zehirlemekten neden zevk alırlardı ki. “Masal burada ne işimiz var?” diye fısıldayan Hale’nin tedirginliğini bana yaklaşmasından anlamıştım. Yanından geçtiğimiz herkesin birkaç saniyelik bile olsa dikkatini çekiyorduk. Sanırım hem yaşımızın küçük olması hem de giydiğimiz kıyafetler buradaki çoğu mekâna uygun değildi. 

“Annemler merak edecekler, hadi dönelim.”

“Telefonlarımız yanımızda Hale. Merak ederlerse ararlar,” dediğimde neden bu ortamın beni çektiğini anlamıyordum. Karanlık ve ürkütücü duran bir mekânın önünden geçerken gördüğümü sandığım şeyle duraksadım. Hale ne olduğunu sorarken gözlerimi kısarak kapının önünde sigara içen gruba baktım. “Masal” Gördüğüm kişiyle gözlerim fal taşı gibi açılırken “O!” dedim. Hale etrafına bakındıktan sonra “Kim?” diye sordu. “Sahildeki meteor!” dediğimde
“Nerede?” diyen Hale bu sefer çocuğu bulmak için etrafa bakındı. “Öyle bakmasana kızım ya! Anlayacaklar!” deyince “Allah aşkına kim anlayacak ya. Herkesin kafası 1500 olmuş burada. Nerede çocuk, sen onu söyle,” dedi. Bakışlarımla korkutucu mekânı gösterirken “Şurası işte. Garip grup insanların oturduğu yer,” deyince Hale kahkaha attı. “Gothic olmasın o Masalcığım.” Gözlerimi kısıp ‘Çok biliyorsun sen’ bakışını attıktan sonra tekrar çocuğa döndüm. Allah’ım bir insana düz siyah tişört nasıl bu kadar yakışabilir? Sigara içmedeki asalete bakar mısınız? Sigaran olayım içine çek beni yakışıklı…

“Hadi gidelim,” diyerek gerisin geri beni çekmeye çalışan Hale’yi durdurdum. “Olmaz. Burada oturalım.” Hale bana inanamıyormuş gibi bakarken “Sen ciddi misin?” diye sordu. Başımı evet anlamında salladım. “Bal böceği. Bir kere bu ortama oturmak için fazla renkliyiz, onu geçtim yaşımız bu mekâna oturabilecek büyüklükte değil. Tüm bunları geçtim birazdan yanımıza damlayacak Asal’la bence bu ortam fazla renklenebilir. Mesela kırmızı!”
“Lütfen, lütfen, lütfen, lütfen…”

Hale çocuksu ısrarımla nefesini dışarı üflerken “Tamam!” dedi. “Sadece soda falan içip kalkacağız. Tabi burada varsa.” Başımı hızlı hızlı olur anlamında salladım. O sırada benim yakışıklının bıraktığım yerde olmadığını gördüm. Sanırım içeri girmişlerdi. Hale’nin elini tutup içeri girdim. Girmez olaydım. Hayatımda hiç bu kadar farklı hissetmemiştim. Herkes siyahtı. Ortamdaki tek renkli şey, ilerideki sahne ışığı ve bizdik. Allah’ım âşık olduğum adam ne biçim mekânlara takılıyordu. Gözlerimi kıstım ve loş ışık altında mekânı inceledim. Duvarda asılı olan müstehcen posterlere bakmayayım diye uğraşırken kanlı canlılarını görmek midemi bulandırmıştı. Hale’nin dibimde olduğunu yeni fark etmiştim. Ağır adımlarla ilerlerken tek tük gözler bize dönmeye başladı. Yüzlerini tam seçemesem de bizim burada ne işimiz olduğunu sorguladıklarına emindim. 

Beklemediğim bir anda müziğin başlamasıyla yerimde zıpladım. Adam boğazlıyorlar gibi ses çıkaran hoparlörlerle kulaklarımı kapama ihtiyacı duymuştum ama hayatımın aşkının önünde çocuk gibi davranamazdım. Hale’nin beni dürtmesiyle arkamı döndüm. Bir şeyler söyledi ama ses o kadar yüksekti ki anlamamıştım. 

“Anlamıyorum!”
Hale kulaklarını kapatarak bana doğru yaklaştı. “Bence yol yakınken dönelim! Yoksa sağır olacağım!” Kulağımın içi gıdıklanırken gülümsedim. Hale kaşlarını çatarak neden güldüğümü sordu. Daha doğrusu böğürdü. Omuz silkerek etrafa bakınmaya başladım. O çocuğu bu ortamda incelemeden gitmek istemiyordum. Hale sinirle iç çekti. O sırada kalabalık bir grubun ortasına oturmuş olan yakışıklıyı gördüm. Etrafının kızlarla çevrili olması sinirimi bozsa da, onu bulmuş olmak rahatlatmıştı. 

“Buldum!”
“Ne?!”
Gözlerimi devirip Hale’nin kulağına “Buldum!” diye bağırdım. Yüzünü buruşturan kız “Ne bağırıyorsun ya!” deyince derin bir nefes aldım. “Yürü hadi,” diyerek elini tutup kalabalık gruba doğru yürüdüm. Bir yandan da yakınlarında boş bir masa bulabilir miyim diye etrafı kontrol ediyordum. Neyse ki çok yakın olmasa da çocuğu net bir şekilde görebileceğim bir masa bulmuştum. Bangır bangır çalan müzik durunca “Oh be!” dedim. Sanırım az önceki müziğin etkisiyle biraz fazla sesli söylemiştim. Çevredeki masalar bize bakınca başımı önüme eğdim. Kaçamak bir bakışı avıma attığımda onun da bana baktığını gördüm. Bana bakıyordu. Bana… Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Gözüm bir anda kararınca başımı kaldırıp aramıza giren karaçalıya baktım. Gözlerini simsiyah boyamış, uzun kıvırcık saçlı iri yarı adamla irkildim. Satanist olabilir miydi?

“Ben de kedilerden hoşlanmıyorum.” Hale dirseğini koluma geçirerek susmamı söyledi. 
“Kimlikler!” Sesi kendinden daha korkutucuydu. “Kullanmıyoruz canım teşekkürler,” dediğimde Hale sesli bir şekilde alnına vurdu. Jetonum sonradan düşerken “Yani şey,” dedim. “Evde unuttuk.” Sevimli bir şekilde gülümsemeye çalıştım. Adam ise ifadesini bozmadan “Kendinizi neden unutmadınız?” dedi. Aklıma okuldaki matematik hocası geldiğinde yüzümü buruşturdum. “Bu cüsseye bu espri oldu mu acaba?” dediğimde adamın hafifte olsa kaşları çatıldı. Ellerini masaya koyup üzerimize doğru eğildi. Hale’yle senkronize bir şekilde geri giderken “Kimlik yoksa, bu mekân da yok,” diyen adama “Bugün git yarın gel diyorsun yani?” dedim.
“Masal Allah aşkına sus!” 

Hale’nin uyarısına rağmen adam öfkeyle gözlerimizin içine bakarken “Hemen dışarı çıkın,” dedi. Ses tonu ne kadar sakin olursa olsun, tüylerimizi diken diken edecek kadar boğuktu. O sırada gözüm benim yakışıklıya kaydı. Bize bakmıyordu ama yüzünde Monalisa gülümsemesinin bir tık üstü bir tebessüm vardı. Aralarında komik bir şey mi olmuştu. Gözlerimi arkadaş grubunda gezdirdim. Hepsinin odak noktası bizdik. O zaman bu çocuk bizimle dalga mı geçiyordu? Ne cüretle! 

“Hadi!” Bu sefer bağırmıştı. Çevredeki bakışların altında ayağa kalktık. Adam bakışlarıyla dışarı çıkmamızı emrederken gözüm tekrar çocuğa takıldı. Hâlâ gülüyordu. Hoş buna gülmek denirse…

Sinirlenmiştim. Bu mekândaki hiçbir insan beni ilgilendirmiyordu ama onun gülmesi benim için büyük bir sorundu. Kaşlarımı çattım. İçimdeki öfkeyi, bir ergen gibi dışarı kusmamak için kendimi kastım. 

“Hâlâ duruyorlar ya!” diyen adama nefret dolu bir bakış attıktan sonra arkamı döndüm ve olabildiğinde hızlı bir şekilde dışarı çıktım. Hale ne olduğunu anlayamasa da, oradan çıktığı için mutlu görünüyordu. Ben ise karşımda gördüğüm kişiyle kızgınlığımı unutmuştum.
“Asal”
Koşar adım ikizime doğru yürürken, burada ne işimiz olduğuna nasıl bir kılıf uyduracağımı düşünüyordum. “Ne işiniz var lan burada?” Hah işte soru bildiğim yerden gelmişti ama cevabı hazır değildi. Hale’ye baktım. Kal gelmiş gibi Asal’a bakıyordu. Ondan yardım istemenin saçmalık olduğunu anlarken, bir yalan bulmaya çalışıyordum. Bakışlarımı ikizime kaydırdığımda bir an karşımda babamın durduğunu sandım. Öyle bir bakış, öyle bir duruş…

“Ee şey... Tuvaletimiz geldi. Çişimiz tuvalette kakamız tuvalette diye diye bir bakmışız buradayız.” Asal kaşlarını çatarak arkamızdaki mekânı inceledi. Benim asla böyle bir yere girmeyeceğimi bilecek kadar beni tanımıyorsa bile, Hale’yi tanıyordu. Onun böyle yerlerin yanından koşarak geçtiğine şahit olacak kadar çok vakit geçirmişti. “Başka bir yer bulamadınız mı?” diye sorduğunda hızlanan nefesim kulağımda uğuldamaya başladı. Bir şeyler uydurmalıydım. Yoksa bu tatili bana zehir edecek bir çözüm bulurdu. Allah’ım neden aklıma beni bu durumdan kurtarabilecek hiçbir yalan gelmiyor! diye düşünürken salaklığım dile geldi.
“Mekânları dış görünüşüne göre yargılama Asal Kara! Tuvaletini gördün mü sen? Sıcacık.” 

**-**


HALE
“Asal is watching!”

Portakal suyumdan içerken çaktırmadan Asal’a baktım. O geceden sonra gözü sürekli Masal’la üzerimizdeydi. Her hareketimizi izliyor, her gittiğimiz yerde yanımızda bitiyordu. Belli ki ikizinin saçmalığına inanmamıştı. Hoş inanmak için tam bir geri zekâlı olmak gerekiyordu.
“Kimden ötürü acaba?”

“Aman bal surat. Hazır yeni yeni sinirim geçiyor. Tekrar bana şu salak çocuğu hatırlatma!”
Masal elindeki tostun kalan parçasını ağzına tıktı. Minik ağzı zar zor kapanmıştı. “Yavaş boğulacaksın,” dediğimde omuz silkti. Ne kadar sinirim geçti dese de sürekli yemek yemesi, geçmediğini belli ediyordu. “Neden bu kadar takıyorsun Masal?” diye sorduğumda tostu çiğnemeyi bırakıp bana baktı. 

“Gerçekten o çocuğun seninle ilgilenebileceğini düşündün mü?”

Gözlerini kısıp ağzındakini çiğnemeye devam etti. Bana çok şey söylemek istediğinin farkındaydım ama belli ki ağzındaki lokmayı bitirmesi gerektiğinin farkındaydı. Zar zor yuttuktan sonra “Neden düşünmeyeyim?” diye sordu. Ciddi misin bakışlarımı gönderirken “Neyim eksik?” diye devam edince “Yaşın,” dedim. Abartılı bir şekilde gözlerini devirip meyve suyundan bir yudum aldı. 

“Aramızda çok fazla fark olduğunu sanmıyorum.”

“En az altı yaş?”

“Abartma Hale,” diyerek benim tabağımdaki tostu işaret etti. “Yiyecek misin?” Daha cevap vermeden tabağı önüne çekerken “Sen de yemeği mi abartmasan Masal?” diye sordum. Omuz silkip yarım tostumu yemeğe başladı. “Yuh!”

“Semerin kaldı Masal Abla!”

Aktan ve Renan yanımıza geldi. Masal ‘Çok biliyorsunuz siz,’ gibi gözlerini kısarken “Size ne be belalar. Denize gideceğim. Enerji lazım!” dedi. Renan ve Aktan birbirine bakıp haince gülümsedikten sonra bize döndüler. “Haklısın, aç ayı oynamaz!” Masal oturduğu yerden kalkmaya çalışırken ikisi de kahkaha atarak koşmaya başladı. Tekrar yerine oturan arkadaşım “Bu çocuklar bir gün elimde kalacaklar,” deyip tosttan bir ısırık daha aldı. Resmen onu izlerken ben doymuştum.
“Cansu teyze duyarsa çok üzülür.”

“Sanki çocuklarının ne mal olduğunu bilmiyor.”

Etrafı kolaçan ederken Asal’ın telefonla konuştuğunu gördüm. Gülüyordu. Şaşkınlığımı gizlemekte zorlanıyordum. Buzlar prensi, kahkaha atarak telefonda konuşuyordu. Ne konuşuyordu? Kiminle konuşuyordu? Kız mıydı? 

“Canım patates kızartması istedi.”

Masal’a “Oha!” diyerek döndüm. Ne var gibisinden bana bakarken “Bu kadar yemekle anca çocuğun kalıbına ulaşırsın bal böceği. O hâlde de çocuğu elde edebileceğini sanmıyorum,” deyince kaşlarını çattı. “Kalıbına tüküreyim onun!” dediğinde gülsem mi ağlasam mı bilemezken, “Ayrıca neden iki de bir onu elde edemeyeceğimi söylüyorsun ki?” diye sordu. “Ben istersem, ağzından girer burnundan çıkar onu kendime âşık ederim.”

“Güldürme beni Masal.” Gözlerini kısan arkadaşım “Beni tanımıyor musun?” dedi. “Bunu babandan bir şey istemekle karıştırma. Hayal kırıklığına uğramanı istemediğim için söylüyorum. O çocuk sana sadece kardeş gözüyle bakar.”

“Var mısın iddiaya?” diye sorduğunda şaşkınlıkla alnım kırıştı. “Ben o çocuğun dikkatini çekeceğim.” Gözlerimi devirirken “Zaten yaptığın saçmalıklarla o gece çektin. Bunun için iddiaya girmeye gerek yok,” dedim. İşi inada bindireceğinin farkındaydım. Aslında bu, en son isteyeceğim şeydi. Çünkü sonunda hayal kırıklığı yaşayacaktı ve onun depresyon hali gerçekten çekilmezdi. “O zaman o çocuğu kendime âşık edeceğim!” 

**-**


MASAL
Günlerdir Asal’ın gözleri üzerimizde olduğu için bir yere kıpırdayamıyorduk. Tek rahat olduğumuz yer, kumsaldı. Onda da ne o çocuk ne de arkadaşları gözüküyordu. Belki gitmişti, belki gelecekti. Ama ben kesinlikle şu anda olmayacak duaya âmin demeye çalışacaktım. Çünkü iş inada binmişti!

“O zaman o çocuğu kendime âşık edeceğim!”

Hale’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. Otomatikman benimki de. Ben öyle bir tipi kendime nasıl âşık edecektim? Ama söz bir kere ağızdan çıkmıştı. Ayağa kalktım. Hale nereye gittiğimi sordu ama ben cevap vermeden içeri girdim. Koşar adım odaya çıkıp, deniz için hazırlandım. Hale odaya gelmiş, beni fikrimden vazgeçirmek için elinden geleni yapmıştı. En son ‘Ölmek var, dönmek yok!’ dediğim için o da pes edip hazırlanmaya başlamıştı. 

Kafama koyduğum şeyi yapardım. Bu yüzden onu bulup, kendime âşık etmeliydim!
Ama ne yapacağımla ilgili en ufak bir fikrim yoktu. Onu görüp göremeyeceğimi bile bilmiyordum. Hoş görsem ne diyecektim? 

Kumsala geldik. Bir yandan tırım tırım çocuğu aradım, diğer yandan gördüğüm an ne yapabileceğimi düşündüm. Sanırım ona yaklaşmak için onun tarzında biri olmalıydım. Tabi önce onu bulsam iyi olacaktı. Neredeyse hava kararacaktı, sahil boşalmıştı ama ben hâlâ o yakışıklıyı arıyordum. Onu göreceğim diyerek denize bile girmemiştim. Resmen takıntı hâline gelmişti bende. Ya bulacaktım ya bulacaktım!

“Masal hadi artık ya!”

Hale’nin bıkkın sesiyle nefesimi dışarı üfledim. Annemler çoktan yanımızdan ayrılmıştı. Asal bile ortada yoktu. Miskince ayağa kalktım. Hale her zamanki gibi çoktan eşyalarımı toplamıştı. Terliklerimi giyip ayaklarımı sürüye sürüye yürümeye başladım. Acele etmeme gerek yoktu. Nasılsa banyo yapmayacaktım. Eve geldiğimizde ayaklarımı yıkayıp salondaki koltuklara uzandım. Tavanı izleyerek kalbimi gümbür gümbür attıran adamı düşündüm. Benimle dalga geçtiği için ‘Cehenneme kadar yolu var’ diye düşünüyordum ama şu anda deli gibi nerede olacağını merak ediyordum. Gerçekten gitmiş olabilir miydi? Gitmediyse neredeydi? Acaba yine o korkunç mekânda mıydı?

“Kızım sen yıkanmayacak mısın?”

Annem merdivenlerden inerken başımı hayır anlamında salladım. “O zaman üzerini değiştir. Yemek yedikten sonra biz de dışarı çıkarız.” Biz de? Başka kim dışarı çıkıyordu ki? Nefesimi dışarı üfleyerek yattığım yerden kalktım. Ayaklarımı sürüye sürüye merdivenlere doğru ilerlerken Asal’ın tüm yakışıklılığıyla aşağı indiğini gördüm. Bu çocuk hangi ara eve gelip, yıkanıp, partiye gider gibi hazırlanmıştı?

“Anne ben çıkıyorum.”

Dışarı çıkan kişi Asal mıydı? “Tamam oğlum,” diyerek yanımıza gelen annem “Dikkatli ol, selam söyle,” diye devam etti. Asal aynada gömleğinin yakalarını düzelttikten sonra “Geç gelirim. Merak etme,” diyerek annemin yanağını öptü. “Nereye gidiyorsun?”
Asal ifadesiz bir şekilde beni incelerken “Hesap mı vereceğim?” diye sordu. Daha sonra da cevabımı beklemeden arabanın anahtarlarını alıp evden çıktı. Birkaç saniye arkasından baktım. İkiz olmamıza rağmen ona her şey serbestken bana nasıl yasak oluyordu?
Arkamı döndüğümde annemin çoktan yanımdan ayrıldığını gördüm. Madem gece dışarıda dolaşmak için oğluna izin veriyordu, o zaman ben de bu gece dışarı çıkacaktım. Onlarsız!
Ayaklarımı vura vura merdivenleri tırmandım. Sinirle odaya girdim. Hale irkilirken telaşla bana döndü. Yeni yıkandığı için mi gözleri kızarmıştı yoksa ağlıyor muydu? “Bal surat,” diyerek kapıyı kapatıp yanına gittim. Kesinlikle ağlamıştı. “Ne oldu?” diye sorduğumda titrek bir nefes aldı. Aklıma Asal’ı görmüş olabilme ihtimali geldi. 
“Asal mı?”

Ben yanına otururken o başını yavaşça evet anlamında salladı. “Bir kızla buluşacak,” dediğinde şaşırmadım. Çünkü bu ikizimin sürekli yaptığı şeydi. “Ona kahkaha attırabilen bir kızla.” İşte şimdi gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Asal’ın kahkahalarla gülmesi, Justin’in uzun hava söylemesinden bile zordu. “Başka bir şeye gülmüştür o,” diyerek moral vermeye çalışsam da Hale imalı bir şekilde baktı. Aklımda Asal’ı meşgul eden kızın kim olduğu dolaşırken birden gözlerim büyüdü. Asal yoktu. Bizi kontrol eden biri yoktu. O zaman çalsın bateriler, böğürsün amiceler…
Heyecanla ayağa kalktım. Giysi dolabındaki kıyafetleri karıştırdım. O mekâna uyan hiçbir şeyim yoktu. Aklıma Asal’ın tişört koleksiyonu geldi. Eminim babam bu detayı kaçırmamıştı. Koşar adım odadan çıktım ve tam karşımdaki odaya daldım. Hazar’ın çıplak olduğunu görmemle çığlık atıp gerisin geri odadan çıkarken özür dilemeyi ihmal etmiyordum. Yanaklarım alev alev yanıyordu. Allahtan arkası dönüktü diye kendimi rahatlatmaya çalışırken kapı açıldı. Hazar kaşlarını çatarak “Dingonun ahırına mı giriyorsun?” diye sordu. Valla Asal’ın odası olduğu için bir ahıra giriyordum ama…

“Özür dilerim Hazar. Ben odada olacağını düşünemedim.”

“Ne istiyorsun?”

“Asal’ın tişörtlerinden alacaktım.”

“Haberi var mı?” diye sorduğunda dudaklarım aralandı. Bir an karşımda babamın olduğunu hissettim. Bu çocuğun tepkileri bile olgundu. “Var var,” diyerek Hazar’ı ittirip odaya girdim. Birkaç dolabı açıp kapattım. En sonunda üst üste katlanmış tişört cennetiyle derin bir nefes aldım. Siyah olan iki tanesini elime aldım. Hazar hâlâ bornozlu olduğu için göz teması kurmadan odadan çıktım. Kendi odama girdiğimde Hale’nin her zamanki gibi cici kız modunda giyindiğini gördüm.

“Çıkar çıkar!” diyerek elimdeki bir tişörtü üstüne fırlattım. “Bu ne?” diyerek tişörtü inceleyen Hale’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. “Asal’ın bu,” dediğinde başımı evet anlamında salladım. “Bizi öldürür!” O da Asal için tişörtlerinin ne kadar önemli olduğunu biliyordu ama bu gece için daha uygun bir şey düşünemiyordum. “O fark etmeden yerine koyarız,” diyerek hızla üzerimi giyinmeye başladım. Asal’ın tişörtü bana iki beden büyüktü. Bu yüzden altımdaki kot şort adamakıllı gözükmüyordu. Ucunu düğüm yapıp göbeğimi açtım. “Bunlarla nereye gideceğiz?” Hale tişörtü üzerine geçirmiş, altındaki sarı pantolonu siyahıyla değiştirmişti. “Sence?” diye sorduğunda önce kaşları çatıldı. Daha sonra neresi olduğunu anladığı için gözleri açıldı.

“Sakın bana yine o mekâna gideceğimizi söyleme!”

“Tamam söylemem.” Gözlerime koyu bir makyaj yapıp, saçlarımı kabarttım. Hale balerin topuzu tercih ederken, benim zorumla koyu bir makyaj yapmıştı. “Annemler kalp krizi geçirmezse iyidir.” “Olmaz bir şey,” dediğimde “Sahi bu kılıkta, annemlerden nasıl izin almayı düşünüyorsun?” diye sordu. 

“O iş bende bal surat. Hadi çıkalım.”

Merdivenlerden paldır küldür inerken Melek teyzenin “Yavaş olun!” demesiyle adımlarımı yavaşlattım. Bizimkilerin görüş alanına girdiğimizde Aktan ve Renan kahkaha atmaya başladı. Diğerleri ise şaşkın bir şekilde bize bakıyordu. Mavi’nin saçlarını gördüğümde ‘Keşke saçlarımı ben de spreyle boyasaydım’ diye düşündüm. “Onlar Asal’ın tişörtü mü?”
“Ayı olduğunu kabul etmiş. Bir de kendine cins seçmiş ya,” diyerek Renan’a baktı. İkisi de aynı anda “Panda!” diye bağırınca “Sizi gebertirim” diyerek üzerlerine yürüdüm. 
“Masal!”
“Çocuklar!” 
Annem ve Cansu teyze bize müdahale ederken Melek teyze kızını inceliyordu. “Bu kılıkta sokağa çıkmayı düşünmüyorsunuz herhâlde?” Hale üzerini inceledi. Ben de inceledim. Ne vardı ki kılığımızda? Sanki çıplaktık. Alt tarafı gotik olmuştuk.

“Düşünüyoruz ve çıkıyoruz,” deyip Hale’nin yanına gidip çekmeye başladım. “Çok geç kalmayız. Merak etmeyin.” Asal’a hiçbir şey söylemeyen annem “Hiçbir yere gitmediğiniz için geç de kalmazsınız!” deyince “Anne!” diye bağırdım. “Evlat ayırma!”
“Kendini Asal’la kıyaslama sakın! O dışarı çıkmak için izin istedi ve böyle bir kılıkla karşıma dikilmedi!” diyen annemle bir süre kavga ettik. En sonunda bir korumanın yanımızda olması kaydıyla dışarı çıkmamıza izin verdi. Buna da şükürderken soluğu arabada aldık. Annemlerin bin bir tembihiyle yola çıktık. Evden uzaklaşmamızla rahat bir nefes aldım. Asal ortada yoktu. Annemleri atlatmıştık. Önümüzde tek bir engel kalmıştı. O da bu koruma.
Barlar sokağına yaklaştığımızda “Burada durabilir misiniz?” diye sordum. Adam uygun bir yerde durdu. Hale etrafa bakınırken “Birkaç saat içinde döneriz,” dedim. Adam tabi ki de bunu yememiş, emire karşı gelemeyeceğini söylemişti. Adamların babama ve dolayısıyla anneme sadık olacağından rahatsız olacağım hiç aklıma gelmezdi. 

“O zaman lütfen aramızda beş metre olsun. Dışarıdan korunmaya muhtaç birisi gibi görünmek istemiyorum.”
Adam bu isteğimi kabul ederken arabayı uygun bir yere park etti. Hale’yle kol kola girip yürümeye başladık. En yakın arkadaşımın gergin olduğunu hareketlerinden anlıyordum. “Masal, bu adamın gözetimindeyken oraya nasıl gireceğiz?” Omzumun üzerinden arkama baktım. Aramızda birkaç kişi varken bile net bir şekilde görünen adamın gözleri bizim üzerimizdeydi. Derin bir nefes alıp önüme döndüm. Neresinin en kalabalık olacağını düşünürken aklıma barlar sokağı geldi. Adımlarımı hızlandırdım. Hale ara ara arkaya bakıp adamı kontrol ediyor, hâlâ peşimizde olduğunu söylüyordu. Barlar sokağına girdik. Üzerimize gelen insanların arasından hızla geçerken bir yandan da Hale’yi çekiştiriyordum. O korkutucu mekânın önüne geldiğimizde arkama baktım. Adam çok uzaktaydı ve eminim ki bizim nereye girdiğimizi bile fark etmeyecekti. Koşar adım içeri girdim. Boğucu karanlık, karabasan gibi üzerimize çökmüştü. Böğüre böğüre şarkı söyleyen adam, ilk seferki gibi etki uyandırmamıştı. En azından kulaklarımı kapatma gereği duymadım. Gözüm karanlığa alıştıktan sonra ağır adımlarla yürümeye başladım. Sırtımda resmen Hale’nin göğüslerini hissediyordum. Etrafa bakınırken bana çarpan insanlara bağırmayı ihmal etmiyordum.

Yoktu!
Lanet olasıca çocuk, burada da yoktu!

“Masal, çok terledim. Çıkalım mı artık?”

Hale’nin mızmızlanmasını umursamadan bar kısmına doğru yürüdüm. Gözlerim karanlık mekânın içinde dört dönüyordu. Her geçen saniye biraz daha ümitsizliğe kapılmama neden olurken Hale beni dürttü. “O yakışıklıyı bulmadan buradan gitmeyeceğiz Hale! O yüzden mızmızlanmayı kes ve etrafa bak!”

Hale hâlâ beni dürtmeye devam ediyordu. Nefesimi dışarı üfleyip “Ne var bal surat?!” diye bağırarak arkamı döndüm. Hale bakışlarıyla bir yeri işaret etti. Nereyi gösterdiğini görmek için omzumun üzerinden arkama baktım ve kalbimi tekleten yakışıklının kalın ama şekilli olan kaşlarını çatarak bize baktığını gördüm. Hızla Hale’ye dönüp dudaklarımı oynatarak “O” dedim. Yüzümdeki aptal sırıtışı dudağımı dişleyerek geçirmeye çalıştım. Kalbim heyecandan bambaşka ritimlerde atıyordu. Ya da bu mekân içinde yankılanan baterinin vuruşlarıydı. Ne fark eder ki. O buradaydı. Gitmemişti. 

Saçımı düzeltip arkamı döndüm. Çocuğun hâlâ bizi izlediğini görmek daha da heyecanlanmama neden oldu. Bara doğru yürüdüm. Hale’nin huzursuz nefesini ensemde hissediyordum. Bize doğru gelen arkadaşını durdurup öne geçti. Allah’ım bu bir işaret mi?

“İyi akşamlar, biz soğuk bir şeyler istiyorduk.” 

Bar taburesine çıkmayı zor da olsa başardım. Hale de yanıma oturdu. “Aradığınız yakışıklıyı bulamadığına göre size soğuk su vermemi ister misiniz?” Sesi… Kelimenin tam anlamıyla tahrik ediciydi. Gırtlaktan gelen boğuk ses, içimi kıpır kıpır yaparken söylediği şeyi geç de olsa algılamıştım. O bu kadar gürültü arasında benim söylediğimi duymuş muydu? Lanet olsun! Düşün Masal. Karizmanı kurtaracak bir şeyler düşün. “Alkollü bir şeyleri tercih ederim.” 
Tek kaşını kaldıran çocuk “Yaşın ne senin?” diye sordu. Gözleri koyu viski rengi gibiydi ve uzun koyu renkli uzun kirpiklerle çevrelenmişlerdi. “O kadar düşünmeni gerektirecek bir yaşın olduğunu sanmıyorum.” Cümleleri beni gerçekliğe döndürmüştü. İçimden “Sana ne,” demek isterken çocuğun kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. “Bu cevabı verdiğine göre, 13 hadi taş çatlasın 15!” Sesli mi düşünmüştüm ben? Fuck! 

“18 yaşındayım ben?” Çocuğun daha da şaşırdığını gördüm. Hatta bu şaşkınlığın etkisiyle dudağının milimetrik bir şekilde kıpırdadığına yemin edebilirdim. Gözlerimi kırpınca bir an yok olmuştu.
 “Nerede? Öteki hayatında mı?” demesiyle üzerimdeki bütün pozitif etkisi yok oldu. Gözüm tişörtünün boyun kısmında gözüken, tüm deniz boyunca çözmeye çalıştığım kolyesinin ipine kaydı. Acaba hiç çıkarmıyor muydu? 

“Kaç yaşındasın ufaklık?” diye sorduğunda gözlerimi kısarak ona baktım. İlk kez biri bana ufaklık demişti ve bunu onun demesi sinirlenmeme neden olmuştu. “Buraya girebilecek yaştayım.” 
“Yürümesini beceren herkes buraya girebilir, önemli olan burada kalabilmek.” 
Allah’ım bu çocuk ne kadar itici ne kadar kendini beğenmişti böyle. Görünüş her şey değilmiş demek ki! “Ben istediğim her yerde kalabilirim. Sen benim kimin kızı olduğumu biliyor musun?” 
Çocuğun bakışları farklılaştı. Resmen benimle dalga geçiyordu. “Kimin? Mutlaka korkmam gereken bir kişinindir,” deyip ellerini rahat bir şekilde göğsünün üzerinde bağladı. Kasları tişörtünü yırtacak gibi duruyordu. Gözüm kısa bir an dövmesindeki değişik objelere takıldı. Daha sonra ukala gülümsemesini fark ettim. Gözlerimi kısarak ona doğru eğildim. O da bana…
“Demir Kara”

Çocuk korkmuş gibi durmuyordu. Aksine yüzündeki ifade daha alaycı bir hal aldı. “Boyun uzamış gibi durmuyor,” dediğinde kaşlarımı çatarken “Ne?!” dedim. “Bunu söyledin ya. Boyunun uzadığını sanıyorsan...” Sinirlenmiştim. O benimle nasıl bu şekilde konuşabilirdi. Bar bankosuna elimi sertçe vurup cümlesini yarıda kestim. “Benimle doğru konuş!”
Çocuğun alnı şaşkınlıkla kırıştı. “Ow sert kız. Yalnız ben sadece kızların yatakta sert olmasından hoşlanırım. O yüzden ayağını denk alsan iyi olur bücür!”
Bücür! Bana bücür demişti! Hızlanan nefesim kulaklarımda uğulduyordu. Yumruklarımı sıktım. Derin nefesler alarak sakinlemeye çalışırken gözlerimin dolduğunu, çocuğun yüzünün bulanıklaşmasından anladım. Ağlamayacaktım! 

“Şimdi sizi dışarı attırmadan çıksanız iyi olur.” 

Artık dayanamayacaktım. “Sen kimi nereden attırıyorsun be?” diye bağırarak bar taburesinin ucuna bastım. Şimdi onunla aynı boydaydım işte. “İstersem burayı satın alırım ben!” 
“Bir sorun mu var Masal Hanım” 

Birden omzumun üzerinden arkama baktım. Bu adam onca mekân içinde bizi nasıl bulmuştu? Neyse en azından işime yarayacaktı. “Evet!” diyerek bar taburesinden indim. “Büyük bir sorun var!” diyerek çocuğa bakarken “Egosunu koynunda büyütmüş bir adam yüzünden istediğim yerde eğlenemiyorum.” dedim. Çocuğun yüzündeki alaycı ifade saniyesinde silindi. Hatta kaşlarını çatarak sinirlendiğini belli ediyordu. Ellerini iki yana koydu ve bana doğru eğildi.
“Egom yüzünden değil küçük hanım. Yaşın yüzünden. Reşit olduğunda görüşelim.” 
Gözlerimi kısıp “Ukala” derken tüylerimi diken diken eden ses duyuldu.
“Masal Kara senin burada ne işin var?!” 

Yorumlar