Veliahtlar - 8. Bölüm

HALE

Gözüm sürekli saatteydi. Saatin her vuruşu işkence gibiydi. Gergin, huzursuz ve korku içindeydim. Sessizlikle sarmalanmış bir hâldeydik. Amcamların gelmesi an meselesiydi ve Masal hâlâ yoktu. Gergin sessizlik en aksi düşünceleri ateşlerdi ve benim aklımda da Masal’ın başına gelen olaylar gittikçe kötüleşiyordu. Asal’la olduğum anın bile tadını çıkaramıyordum. Asal’a onuncu mesajımı attıktan sonra ayağa kalktım.

“Mutfağa gidiyorum. Bir şey ister misin?”

Asal gözlerini televizyondan ayırmadan başını hayır anlamında salladı. Gözlerim kısa bir an televizyona kaydı. Ne zamandır Beşiktaş maç özetini izliyorduk biz? Ayaklarımı sürüye sürüye mutfağa gittim. Dolaptan aldığım meyve suyunu bardağa doldurdum ve terasa açılan kapıya doğru yürüdüm. Şeftali suyundan bir yudum alırken sokak lambalarının aydınlattığı bahçeye baktım. O sırada gözüme takılan bir karartıyla kaşlarımı çattım. Daha net görmek için gözlerimi kıstım. Eve doğru koşan ufak tefek şeyin, yaklaştıkça yüzü daha net seçilmeye başladı.
 “Masal” 
Daha rahatlayamadan başka bir stres bedenimi sarmıştı. Doğrudan girişe koşuyordu ve Asal salondaydı. İçeri o hâlde girdiği an olacakları düşünmek bile istemiyordum. Onu mutfak girişinden almaya kalksam, salonun önünden geçmesi gerekecekti. Her koşulda Asal’ın dikkatini çekecekti. Buraya kadar yakalanmamıştık, bundan sonra da buna izin vermemeliydim. Ne yapacaktım? Düşünmeye çalıştım. O sırada gözüm elimdeki bardağa kaydı ve bir saniye bile tereddüt etmeden bardağı bıraktım. Yere düşüp, büyük bir şangırtıyla kırılan bardağın içinde meyve suyu, tüm mutfağa saçılmıştı. “Hale!” Adım korku dolu bir haykırışı andırıyordu. Asal saniye geçmeden mutfağa geldi. Zeminde kayarak kendini durdururken yüzündeki korku, içten içe gülümsememe neden oldu. Bakışları benden yerdeki bardağa kaydı. O an, işimin daha bitmediğini hatırladım. “Yanlışlıkla elimden kaydı.” Telaşlı gibi görünmeye çalışarak yere çömelip kırılan parçaları toplamaya başladım. “Bırak,” diyerek yanıma gelen Asal “Elini kesersin,” diye devam etti. Gülümsememi engellemek için yanağımı ısırdım. Toplamaya devam ederken önümde diz çöktü. Bir an heyecandan elim titredi ve ufak bir cam parçası elime battı. Acıyla iç çekip topladığım camları tekrar yerine bıraktım. 

“Eh be peri kızı, bir kere de beni dinle”

Peri kızı mı? Asal bana peri kızı mı demişti? Acı bir anda kayboldu. Asal elimi tuttu ve ufak cam parçasını çekip çıkardı. Kan yavaşça kesiğin üstünde birikirken beni ayağa kaldırdı. Kontrolüm tamamen Asal’daydı. Çünkü ben hâlâ bana taktığı lakabın etkisinden kurtulamamıştım. Başımı sonsuz aşkıma çevirdim ve ciddi bir şekilde elimi suyun altına tutan profilini izledim. 
Yüz hatları elle çizilmiş gibiydi. Kirpikleri o kadar uzundu ki, âşık olduğum kahverengi gözlerine ulaşmak için önce onları geçmek gerekiyordu. 

“Yaşayacaksın,” diyerek gülümsedi. Kıvrılan dudağının kenarındaki gamzeye kalbimi saklamak istedim. Bakışlarını bana çevirdiğinde elime bakmak bahanesiyle gözlerimi kaçırdım. Bedenim öyle uyuşmuştu ki, elimi suyun altından çıkardığını bile fark etmemiştim. Peçeteyle parmağımı sardı. Bir anda bahçe aydınlanınca pencereden dışarı baktım. 

“Hele şükür.”

Hele şükür mü? Benimle olmaktan bu kadar mı sıkılmıştı? Asal yanımdan ayrılırken az önceki mutluluğumun balon gibi içimde patladığını hissettim. Kalp kırıklığıyla cam kırıklarının üzerinden atlayıp salona doğru yürüdüm. 

“Hoş geldiniz.”

Renan, Aktan ve Hazar yarı uyur yarı uyanık içeri girip merdivenlere yöneldiler. “Hoş bulduk.” Cem baba ve Cansu teyze, uykusuna yenik düşen kızlarını kucaklamış bir şekilde, oğullarının peşinden gitti. Elif teyze ve Demir amca el ele içeri girdi. Gözüm annem ve babamı aradı. Teyzem bunu fark etmiş gibi “Biraz yalnız kalmak istediler,” deyip göz kırptı. Burukça gülümserken amcam Masal’a bakacağını söyledi. Bir an aklıma Masal’ın ne hâlde olabileceği geldi. Eminim ki çantasını bile çıkarmadan kendini yakalanmamanın verdiği rahatlıkla yatağa atmıştı. Amcamın onu o hâlde gördüğünde olabilecekleri düşünmek bile istemiyordum. Koşar adım amcam ve teyzemin peşinden merdivenleri tırmandım. Bizim kata çıkmadan yakalarken “Masal uyuyor,” dedim. Sanırım daha çok bağırmıştım. Amcamlar duraksayarak arkasını dönerken “Madem uyuyor, neden bağırıyorsun Hale?” diye sordu. Utançla yanaklarım ısınırken “Belki buradan beni duymazsınız diye,” dedim. Resmen sıçtığımı sıvamakta üzerime yoktu.
“Oradan bakınca yaşlı gibi mi duruyoruz?”

Amcam bunu gülümseyerek söylemişti ama ben resmen yerin gibine girmiştim. Damağımı şaklatarak başımı iki yana salladım. Demir amcalar son basamakları da çıktı. Bizim odaya doğru yürürken Masal’ın beni duymuş olması için dua etmeye başladım. İçeri girmemizle uyuyan bal böceği derin bir nefes almama neden oldu. Boğazına kadar çektiği pikeyle cenin pozisyonu almış olan Masal, huzurlu görünüyordu. Amcamlar yanına giderken ben de yatağıma oturdum. Elif teyze, kızının saçlarını okşayıp yanağını öptü. Amcam ise sadece gözleriyle sevdi. 
“Hadi sende yat Haleciğim. İyi geceler,”

Teyzem, amcamı çekiştirerek odadan çıktı. Kapıyı kapatmalarıyla Masal’ın üzerindeki pikeyi fırlatıp “Oh be!” dedi. “Yandım resmen.” Çantasının hâlâ üzerinde olduğunu görünce gülümsedim. Masal yataktan doğrulup çantasını çıkardı. “Ne geceydi ama,” diyerek gülümsediğinde aklıma az kalsın ilk öpücüğümün yaban ellere gideceği geldi. Kaşlarımı çatarken “Umarım eğlenmişsinizdir Masal Hanım,” dedim. Sitemli sesimi umursamadan ayağa kalktı. Üzerine elbise gibi olan tişört gözüme çarptı. Hangi ara elbisesini çıkarıp Asal’ın tişörtlerinden birini giymişti? O an çantasını yeni çıkardığı aklıma geldi. O zaman bu tişört Asal’ın değildi. Ben ilk öpücüğümün derdindeyken, kız ilk… Aklıma dolan düşüncelerden dolayı dehşetle iç çekerken “Masal!” diye carladım. “Ne yaptın sen?!”

İrkilen bal böceği bana dönerken “Ne yapmışım?” diye sordu. Üzerindeki tişörtü gösterince gülümsedi ve sadece “Enes’in…” dedi. 

“Ne?! Enes’in mi?”

Masal susmamı işaret ederken “Biraz daha bağır Hale istersen! Babam alt kattan net duyamamıştır!” dedi. Daha sonra yanıma gelip oturdu. “Elbisen nerede? Bu tişörtün senin üzerinde ne işi var? Ne zaman, nerede giy-”

Sorularım ardı ardına sıralanırken Masal ağzımı eliyle kapattı ama bu beni durdurmamıştı. Soluk bile almadan konuşmaya devam edince, “Sussana be, bütün aileyi başımıza mı toplayacaksın. Uyuyorum ben unuttun mu?” dedi. “Şimdi elimi çekeceğim. O diline sahip çık.” Başımı tamam anlamında sallarken ellerini ağzımdan çekti. 

“Her şeyi öğrenmek istiyorum. Hemen. Şimdi!”

**-**


MASAL
Yine, yeni, yeniden Hale’yle gün ağarana kadar konuşmuştuk. Bu sefer kimse üzgün değildi. Aksine ikimizin başından, olaylı olsa da bizi mutlu eden şeyler geçmişti. Hoş Hale, hem başıma gelebilecek olan kötü olaylar yüzünden, hem de az kalsın ilk öpücüğünü kaptıracak olmanın stresinden beni sürekli azarlamıştı ama olsun. En azından yatağa huzurlu girmiştik.
Ta ki, beşizler odaya dalana kadar…

“Kalk artık sabah oldu. Her taraf sesle doldu. Karanlıklar uzaklaştı, deniz vakti yaklaştı!”
Hep bir ağızdan söyledikleri şarkıyla kendimi kreşte gibi hissettim. Ses gittikçe yükselince başımı yastığın altına sokup kulaklarımı kapattım. “Tembel Masal. Tembel Hale. Kalksana. Kalksana. Artık sabah oldu, artık sabah oldu. Gün doğdu, gün doğdu. Deniz vakti yaklaştı, deniz vakti yaklaştı. Haydi kalk!” Tepemde şarkı söyleyen bebelerle sıkıntıyla inleyip, ayaklarımı yatağa vurmaya başladım. Güldüklerini seslerinden anlayabiliyordum. Şarkı bitiyor, oh! bile diyemeden başka bir şarkı tekrar başlıyordu. En sonunda çığlık atarak yataktan doğruldum. “Susun ya! Kaçta yattığımızdan haberiniz var mı sizin?”

Beşizler kahkaha atmaya başladı. “Bugün İstanbul’a döneceğimizden haberiniz var mı sizin?” Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hale’ye baktığımda onun da telaşla yataktan doğrulduğunu gördüm. Tekrar Aktan’a döndüğümde “Bu bir şakaysa pipinizi sünnetçiden önce ben keserim,” dedim. Beşizlerin üç delikanlısı dehşetle birbirlerine bakıp, elleriyle pipilerinin olduğu yeri kapattılar. Bu halleri ne kadar komik gözükse de ciddi yüz ifademi bozmamaya çalıştım. “Şakaydı değil mi?” Şok olmuş bebeler konuşamayınca görevi Gece aldı.

“Biz de öyle olmasını umuyoruz Masal Abla. Babamlar aşağıda konuşuyorlar.”

Alelacele yataktan çıktım. Bacağıma dolanan pike yüzünden az kalsın yere kapaklanıyordum. Koşarak odadan çıkıp, paldır küldür merdivenleri inmeye başladım. Enes’le az da olsa yakınlaşmışken buradan gitmek istemiyordum. Hale ve beşizlerin de arkada olduğunu merdivenlerden çıkan sesle anladım. Salona indiğimde çalışan kadın az kalsın elindeki meyve kasesini düşürüyordu. 
“Babamlar nerede?”

Terasta kahvaltı yaptıklarını söyledi. Koşarak dışarı çıkmamla tüm dikkatler benim üzerime çevrildi.
“Ne demek bugün dönüyoruz?”

Annem çayından yudum alırken “Sana da günaydın fındık faresi,” dedi. “Bakıyorum iyisin.”

Arkama kalabalık ekibi alıp annemlere doğru yürüdüm. “İyi falan değilim anne! Daha geleli kaç gün oldu ya, nerden çıktı bu dönme işi?” 

Babam omletinden bir parçayı keserken “Tatil amacına ulaştı. Artık dönme vakti,” dedi. Tatil amacına ulaştı derken neyi kast etmişti? Tatilin bir amacı mı olurdu? Gözüm Melek teyze ve Bora amcaya takıldı. Belli ki aralarındaki sorunu halletmişler, ikinci balayı tadında oturuyorlardı. O an aklıma bu tatile neden çıktığımız geldi. Hale’nin de keyfi yerinde olunca belli ki babam dönmemiz gerektiğini düşünmüştü.

“Baba ya,” diyerek dudağımı büktüm ve yanına gidip sarıldım. “Biraz daha kalamaz mıyız?” Babam başını hayır anlamında sallarken “İşlerimiz var,” dedi. Zaten başka bir şey söylemesini beklemiyordum. “O zaman annemlerle kalalım yine,” dediğimde gülümsediğini hissettim. Neden bilmiyordum ama mızmızlanan hallerim babamın çok hoşuna gidiyordu. Beni halama benzettiklerine göre, acaba istediğini yaptırmak için o da mı benim gibi davranıyordu?
“Olmaz fındık faresi. Annenin de işlerinin başına geçmesi gerekiyordu.”

Nefesimi dışarı üfleyerek babamdan ayrıldım. Gözüm Asal’a takıldığında “O zaman Asal’la kalalım. Bak bu teklifim son. Anla artık tatili ne kadar istediğimi…”

Babam gülümseyerek başını iki yana salladı. “Bu kadar tatil yeter kızım,” dediğinde anneme sitemle bakarken boş sandalyeye oturdum. “Tatilin yettiği ne zaman görülmüş anne ya!”
“O zaman yettiği kadar.”

Ne kadar reddedeceğini bilsem de son çare Cem babaya baktım. “Gözünün yağına iki yumurta kırayım fındık faresi ama beni babanla karşı karşıya getirme.” Yanaklarımı şişirerek “Of, of, of!” dedim. Kahvaltı boyunca ısrarlarıma devam ettim. Zorla da olsa yarın sabah dönmeye razı etmiştim. Sahilde Enes’i göremezsem, son kez görmek için yine evden kaçmayı göze almışken annemlerin tüm günü planlamaları ağlama isteğine neden oluyordu. Resmen gidecektik ve ben son kez Enes’i görmeden İstanbul’a dönersem ölürdüm. 

Kahvaltı bittikten sonra hızla hazırlanıp, günü kaçırmamak için sahile indik. Herkes halinden memnundu. Ben ise dünkü attığım yalan yüzünden bugün denizin tadını çıkaramayacaktım. Olsundu. Enes’le biraz da olsa vakit geçirmiştik ya, varsın denize girmeyeyim. 

‘Acaba bugün sahile iner mi?’ diye düşünerek etrafı kolaçan ettim. Enes’in arkadaşlarıyla bar kısmında oturduğunu görünce kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Annemler iskelede kurulmuş olan localara doğru yürürken tuvalete gitmek bahanesiyle yanlarından ayrıldım. Gözden uzaklaşmalarını bekledikten sonra Eneslere doğru yürüdüm. Hep birlikte ayağa kalktıklarında kumlar elverdiğinde koşmaya çalıştım. “Hey!” Kimse beni duymayınca “Enes!” diye bağırdım. Duraksayan grup yavaşça bana doğru döndü. “Yine mi bu kız ya?”

“Enes mi? Telaştan abi demeyi unuttu herhâlde?”

“Aman abi ben ilerliyorum, babası yakınlardadır falan. Gözlerimden olmak istemiyorum.”
Grubun kendi aralarındaki konuşmaları her ne kadar sinirimi bozsa da bozuntuya vermedim. Enes her zamanki ifadesizliğiyle beni karşılarken “Konuşabilir miyiz?” diye sordum. Kızlar alaycı bir ifadeyle kıkırdadı. Gergince kolumdaki çantayı düzelttim.
“Ne konuda?”

Gözlerimi arkadaş grubunda dolaştırdıktan sonra “Yalnız konuşsak?” dedim. Enes ruhsuz bir şekilde bana bakarken, benimkini de yok etmek üzereydi. “Sebep?” Çünkü şu bakışlardan kurtulmuş olacağım. “Bir sebebi yok,” deyip omuz silkince “Burada konuş o zaman,” dedi. Gergince gözlerimi arkadaşlarında dolaştırdım. Ukala gülüşmelerine söyleyecek çok şeyim vardı ama çocuk gibi görünmek istemiyordum. Beklentiyle beni izlediklerini görünce derin bir nefes aldım. Koluma taktığım plaj çantamı açıp içindeki tişörtü çıkardım. 

“Akşam için teşekkür ederim.”

Tişörtü uzatırken ‘oo’ sesleri yükseldi. “Akşam mı?” diyen kız Enes’e döndü. “Bu bücür neyden bahsediyor?” Enes kıza cevap vermeden bir bana bir elimdeki tişörte baktı. “Çöpe atabilirdin,” dediğinde her zamankinden soğuk konuşması, beton bir yumruk gibi yüreğime çarpmıştı. “Önemlidir diye düşündüm,” derken sesimin titrememesi için elimden gelen gayreti verdim. Enes sert bir şekilde tişörtü elimden aldı. “Artık değil,” deyip elinde top yaptığı tişörtü, çöp kutusuna fırlattı. Gözlerim sulanırken tişörtün çöpün içine düşüşünü izledim.

“Tam isabet!”

Arkadaşları beşlik çakarken, az önceki kız “Her konuda,” dedi. İlk kez biri canımı acıtacak bir şey yapmıştı ve ben ona cevap veremeyecek kadar kırılmış hissediyordum. Sadece titrek bir nefes aldım. Enes ise umursamaz ifadesiyle bana doğru birkaç adım attı.
“Sana bir daha karşıma çıkmamanı söylediğimde ciddiydim. Bunu bir daha tekrarlama.”
Boğazıma bir şey oturmuştu ve yutkunmakla geçmiyordu. Etraf iyice bulanmaya başlamıştı. Bu kadar gözün önünde ağlamamak için gözyaşlarımla savaşmaya başladım. “Merak etme,” derken sesimin boğuk çıkmasından dolayı duraksadım. Boğazımı temizledikten sonra güçlü bir yüz ifadesi takındım.

“Bir daha karşına çıkmam.” 

“İsabet olur,” dediğinde titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. Arkadaki kızlar yapmacık bir üzüntüyle bana bakarken Enes “Başka diyeceğin bir şey yoksa,” deyip sustu. Bu siktir git demekti. Zaten benim de daha fazla bu ortamda durmak gibi bir niyetim yoktu. Gözlerinin içine son kez baktım. “Görüşürüz,” diyerek arkamı döndüm. Tam birkaç adım atmıştım ki, tuttuğum gözyaşların yanaklarımdan süzülmesine neden olan cümle kulaklarıma doldu.
“Mümkünse görüşmeyelim Masal Kara.”

**-**


ASAL
2 hafta sonra...

Çalan alarm beni bilinçsizliğimden çekip alınca sıkıntıyla inledim. Şu anda aklımda beliren tek bir şey vardı.

Dejavu!
Bu anı daha öncede yaşamıştım; her gün, aynı saatte, dakikalarca. Sanırım bir tür Çin işkencesiydi ya da ne bileyim, Masal’dan nefret etmem için ufak bir sebep. Alarmın sesi gittikçe artıyor, durmuyor ve Masal inatla uyanmıyordu! Tatilden döndüğümüzden beri ondaki değişim aşikârdı ama şu anda anlıyordum ki, Masal yine aynı Masaldı!

Baş belası fındık faresi!

“Masal!”
Bacaklarıma dolanan pikeden zar zor kurtulduktan sonra ayağa kalktım. Her ne kadar bir daha bunu yapmayacağım desem de ben alarmı durdurmadıkça ne şarkı bitecekti ne de Masal uyanacaktı. Kapıyı tıklattım. Allah aşkına Asal. Alarmı duymayan kız bu sesi mi duyacak! Kapıyı açtığım an Masal’ı yatağında bulamamam afallamama neden oldu. “Masal?” Banyodan gelen su sesi kesildi. Alarmdan önce uyanıp, banyoya mı girmişti? Okulun ilk günü? Masal?
Kapı açıldığında bornozunu giymiş, saçındaki havluyu düzelterek çıkan ikizime hayretler içinde bakıyordum. Beni görünce irkildi. Elini kalbine bastırırken “Ödümü patlattın,” dedi. Başparmağını damağına bastırıp ittirdi. Banyodan çıktığı için bu kadar beyaz duruyor olabilir miydi? Peki, gözlerinin altı neden mordu? Zayıflamış mıydı o? Kısa bir an duran alarm tekrar çalmaya başladığında gözlerimi kapattım ve sakinleşmek için derin bir nefes aldım. “Çok özür dilerim.” Masal’ın gerçekten mahcup olduğunu sesinden anlamıştım. Gözlerimi açmamla alarmın durması bir oldu. Huzur…

“Alarmın sesini değiştirmeyi unutmuşum.”

Hayranı olduğu adamın âşık olduğu şarkısıyla çalan alarmını gerçekten değiştirmeyi mi düşünüyordu? Masal telefonunu eski yerine koyup başını kaldırdı. Gözlerinin feri gitmişti. İki haftadır kardeşime adamakıllı bakmadığımı yeni fark ediyordum. Burukça gülümserken “Neden öyle bakıyorsun?” diye sordu. Kaşlarımın çatıklığını yeni fark ederken “Anlamaya çalışıyorum,” dedim.

 “Neyi?”
“Sen kimsin ve benim baş belası ikizime ne yaptın?”

Masal burukça gülümsediğinde “Aha!” diyerek gülüşünü işaret ettim. “İşte bundan bahsediyorum.” Hiçbir şey anlamamış gibi bana bakan ikizimin yanına gidip onu boy aynasının önüne doğru çektim.

“Bak bakalım. Orada tanıdık birini görecek misin?”

Masal dediğimi yapıp aynada kendini inceledi. “Benim işte,” dese de bakışları gördüğü manzaradan hoşlanmadığını belli ediyordu. “Emin misin? Zira ben bu kızı tanımıyorum.” Masal kendine biraz daha baktı. O an kafasının içinde olup, düşüncelerini öğrenmek istedim. Aynadan onu izlediğimi gördüğünde, sanki çok saçma bir şey söylemişim gibi yüzünü buruşturdu.
“Ay ben de ciddi bir şeymiş gibi seni dinliyorum Asal. Hadi çık, okula geç kalacağız senin saçmalıkların yüzünden.”

Bu cümlesi bile konunun ciddi olduğunu gösteriyordu ama belli ki onu bu hâle neyin getirdiğini söylemeyecekti. Ben de her şeyi öğrenene kadar bu işin peşini bırakmayacağıma göre, geriye tek bir şey kalmıştı: Hale’den olup bitini öğrenmek…

Masal’ın odasından çıkıp, koşar adım kendi odama girdim. Yatağın başındaki telefonumu elime alıp, Hale’nin numarasını tuşladım. Telefon çaldı, çaldı, çaldı. Tam açmayacağını düşünüyordum ki, telefon açıldı.

“Asal!”
Nefes nefese hâlini umursamadan “Neredesin sen?” diye sordum. Birkaç saniyelik sessizlik oldu. “Şey, banyodaydım. Son anda duydum. Yetişmeye çalı-” Açıklamasını “Neyse,” diyerek kestim. “Sana bir şey soracağım. Müsait misin?”

“E-evet?”
Nedense heyecanlandığını hissetmiştim. Tıpkı Masal’ın neyi olduğunu sorduğumda hayal kırıklığına uğradığını sesinden anlamam gibi…

“Bilmiyorum,” dediğinde “Buna inanmamı beklemiyorsun herhâlde?” diye sordum. Sessiz kalıp, sadece nefes alıp vermesi iç çatışmasını belli ediyordu. “Hale,” dediğimde sıkıntıyla iç çekip “Efendim,” dedi. Sorumu tekrar yineledim. “Asal anlatamam.”

“Yani biliyorsun,” dediğimde tekrar bir sessizlik oldu. Hızlı nefesi kulaklarımda uğulduyordu. “Anlat hadi,” dediğimde söz verdiğini söyledi. Biraz daha dil dökünce dayanamayıp anlatmaya başladı. Kelimeleri o kadar ağzında dolandırıyordu ki, çoğunu anlamamıştım ama özetle tatilde birinden hoşlandığını ve karşılık alamadığı için bu hâlde olduğunu öğrenmiştim. Nedense içimden bir ses, hoşlandığı kişinin o barmen çocuk olduğunu söylüyordu ama Hale bu konuda ser verip sır vermemişti.

“Asal lütfen aramızda kalsın. Yoksa Masal beni öldürür.”

“Merak etme. Okulda görüşürüz.”

Telefonu kapattım. Bodrum tatilimizi gözümün önüne getirmeye çalıştım. Son güne kadar Masal’ın hareketlerinde çok bir değişiklik yoktu. Ne olduysa, son gün olmuştu. Belki de bu yüzden sabahı beklememize gerek olmadığını söyleyip, apar topar İstanbul’a dönmemizi sağlamıştı. Eğer hoşlandığı kişi o çocuksa, Masal’ı bu hâle getirecek ne yapmıştı?

Kendime gelmek için soğuk bir duş aldım. Kafamın içinde dolanan düşüncelerin gittikçe kötüleştiğini fark ettiğimde, sinirlenmeye başladım ve öfkeyle kalkıp zararla oturmamak için, bu konuyu Masal’ın ağzından öğrenmeye karar verdim. Bornozuma sarılıp duştan çıktım. Havluyla saçlarımı kurulayarak odaya döndüm. Saate baktığımda, dersin başlamasına iki saatten az bir zaman kaldığını gördüm ama fazla takılmadım. Gerçek şu ki umurumda bile değildi. Okulun ilk günü nasıl olsa gereksizdi. İlk gün öğretmenlerin çoğu ya tatilimizin nasıl geçtiğini soruyordu ya da yeni gelen öğrencilerin hayatlarını kurcalıyordu. Bu yüzden acele etmeden hazırlandım. Gezer Kolejinin formalarını oldum olası sevmiyordum. Benim gibi biri için fazla renkliydi. Bu yüzden üzerime deri montumu giyip, birazda olsa kendim olmaya çalıştım. Saçlarımı elimle şekillendirdikten sonra telefon ve cüzdanımı alıp odadan çıktım.
Masal merdivenlerin başında hem formanın şortunu çekiştiriyor hem de kendi kendine söyleniyordu. “Ne oldu?” 

“Birkaç ayda uzamış olabilir miyim?” 

Gerçekten de şortu geçen döneme göre daha kısaydı. “Götün büyümüştür,” dediğimde gözlerini kısarak bana bakan Masal “Aksine zayıfladım,” dedi. Neyse en azından kendindeki bir şeyi fark etmişti. Aman neyse der gibi elini salladıktan sonra merdivenlerden inmeye başladı. Ellerimi pantolonumun cebine sokup ben de peşinden gittim. 

Annemin mutfakta hızla kahvaltıyı hazırladığını gördüm. İnat edip, eve hizmetçi istememesini anlamıyordum. Boşuna kendini yoruyordu. O sırada babamın araba anahtarlarının önünde durduğunu gördüm. Bir tanesini eline alırken “Gidiyor musun?” diye sordum. 

“Birazdan,” diyen babam bana doğru döndü. “Önce ufak bir işimiz var.” İşimiz mi demişti o

Sabah sabah birlikte ne yapacaktık ki? Hem de arabayla…

“Gel hadi,” dediğinde babamın peşinden ilerledim. Evden çıktığımızda “Hani senin bir sözün vardı,” dedi. Ne olabileceğini düşünürken “Bir Audi değil,” diye devam etti. Bu söz nereden aklına gelmişti şimdi. Otoparka doğru yürüyünce kim bilir yine hangi arabasını Audi R8 ile kıyaslayacak diye düşünüyordum ki, olduğum yerde durdum. Gördüğüm şey gerçek olamazdı. Hayallerimin arabası bizim otoparkımızda duramazdı. 

“Ne dilediğine dikkat etmelisin oğlum.” 

Ne diyeceğimi, ne tepki vereceğimi şaşırmıştım. Annem, babamın bu özelliğinden bahsederdi ama böyle hissettireceğini hiç düşünmemiştim. Araba beni mıknatıs gibi kendine çekti. Ellerimi parlak, koyu gri yüzünden ayıramıyordum. “Mezuniyet hediyeni iki sene önceden veriyorum,” dediğinde gözlerimi zar zor hayranlıkla izlediğim arabadan babama çevirdim. “Ama iki sene boyunca kullanmayacaksın.”

Dehşetle gözlerim açılırken “Nasıl ya?!” diye bağırdım. “Gösterip de elletmeyecek misin baba?” 

Babam yarı gülümser şekilde bana bakarken “Yeterince ellediğini düşünüyorum,” dedi. Daha sonra da yüzümün aldığı şekle içten bir kahkaha attı. O an benimle dalga geçtiğini anlarken gözlerimi devirdim.

“Dikkatli olduğun sürece istediğini yapabilirsin.” 

Arabanın anahtarını bana fırlattı. Basketbol da bir numara olduğum için anında havada yakaladım. Heyecanla kapıları açıp şoför koltuğuna oturdum. Islık çalarken gözlerimi içinde dolaştırdım. Allah’ım arabanın yeni kokusu bile bir başkaydı. Direksiyonu okşadım, vitese dokundum. Torpidoyu karıştırdım. Arabanın ellenecek bir yeri kalmadığında anahtarı kontağa takıp çalıştırdım. Allah’ım sesi bile bir başkaydı. Yan taraftaki kapıyı açan babam “Annen kahvaltıya çağırıyor,” dedi. 

“Aç değilim.”

Babam uzanıp kontağı kapattı ve anahtarı eline aldı. “Kahvaltı yoksa arabada yok,” dedikten sonra kapıyı yüzüme kapattı. Sanırım bu bebeği test etmek için hayatımın en hızlı kahvaltısını yapmam gerekiyordu. Ve yapılacaktı da!

**
“Hadi Masal!”

Arabayı kullanmak için ışık hızıyla kahvaltı etmiştim ama kaplumbağa hızıyla hareket eden ikizimi beklemek zorunda olduğum için çıldırmak üzereydim. 

“Masaaaaaal!”
“Geldim ya. Ne bağırıyorsun!”

Masal bana doğru yürürken özellikle gözlerimi üzerinden ayırmadım. Şu anda ‘Ayrımcılık yapıyorsunuz’ temasıyla ortalığı birbirine katması gerekiyordu ama o sadece arabayı gördüğü an birkaç saniyelik duraksadı. Ona bakmıyor olsam belki bunu fark etmezdim bile. Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti. “Hayırlı olsun,” diyerek kendi taraftaki kapıyı açtı ve yerine oturdu. Bu halleri gerçekten hayra alamet değildi. Şoför koltuğuna otururken Masal emniyet kemerini takmakla meşguldü. 

“Masal”
“Hı?” diye cevap verip bana baktı. “Sence şu andaki davranışın normal mi?” dediğimde kaşlarını çatarak gözlerini üzerinde dolaştırdı. “Emniyet kemerini her zaman takarım Asal.”
Gözlerimi devirerek “Ondan bahsetmiyorum,” dedim. “Bana alınan bir arabanın içindesin ve bunu öğrendiğinden beri tek bir iğneleyici laf söylemedin. Sence de bu durum fazla garip değil mi?” 
Sanki dünyanın en saçma şeyini söylemişim gibi bana bakan ikizim “Asal bugün senin benimle derdin ne?” diye sordu. “Asıl senin derdin ne?”

“Benim bir derdim yok. Artık gidebilir miyiz? Okula ilk günden geç kalacağız.”

Duyduğum cümleyle alayla kahkaha attım. “Ne zamandan beri umurunda?” Masal kaşlarını çatarken “Anlamadım?” diye sordu. “Okula geç kalıp kalmamak diyorum, ne zamandan beri umurunda?!” Gözlerimin içine dikkatli bir şekilde baktı. Sanki söylemek istediği çok şey vardı ama bir türlü dile dökemiyordu. Sessiz kalma hakkını kullanarak önüne döndüğünde derin bir nefes aldım. Bu iş gerçekten zor olacaktı ama öğrenmeden Masal’ı bırakmayacaktım. 
“O çocuk…”

Tırnaklarıyla oynayan Masal kısa bir an duraksayınca doğru yolda olduğumu anladım. “Sana bir şey mi yaptı?” diye sorduğumda bakışlarını bana çevirdi. Kaşları çatıktı. Gözlerindeki saf nefreti okumak zor değildi. Zor olan o nefretin arasına sıkışmış olan kırgınlıkları çekip çıkarmaktaydı.

“Kimden bahsediyorsun sen?”

“Sence kimden bahsediyorum?” diye sorduğumda başını iki yana salladı. “Hiçbir fikrim yok.” Emin misin? Bakışlarımı gönderirken tamamen bana doğru döndü. “Ağzındaki baklayı çıkarır mısın artık?”

“Tabi,” deyip ben de ona doğru döndüm. Sanırım biraz blöften zarar gelmezdi. “Senin tarzına uymayan ve seni sürekli yakaladığım o barda bulunma nedenlerinin hiçbirine inanmadım. Öte yandan seni her fırsatta dibinde bulduğum adamın aslında barmen olmadığını, orada sadece arkadaşının yerine baktığını öğrendim ve en son gün,” dediğimde nefesini tuttuğunu fark edince bu hallerinin nedeninin o çocuk olduğunu anladım.

“Seni onunla gördüm.” Bakışları donuklaştı. Kendi buradaydı, bakışları benim üzerimdeydi ama aklı bambaşka yerlerdeydi. Kıpırdamadım. İç çatışmasının nereye kadar gideceğini görmek için bekledim. Suratı asılmıştı. Bedeninin her hücresi gergin gözüküyordu. Çenesi kenetliydi. Ona baktığımın farkındaydı ama öylesine farkında değilmiş gibi davranıyordu ki sanki varlığımdan bihaberdi. O çocuktan nefret ettiğini anladım. Bunu görebiliyor, hissedebiliyordum. Teninin altındaki sönmeyen yangın, onu küle çevirmeden önce bir şeyler yapmalıydım.
“Ne yaptı sana?”

Fısıltımla şu ana dönmüş olan Masal, sulanan gözlerini saklamak için önüne döndü. “Hiçbir şey.” Elleriyle çantasını sıkı sıkıya tuttuğunu gördüğüm de daha fazla üstüne gitmemem gerektiğini anladım. En azından bir şey öğrenmiştim.

Kardeşimi bu hale getiren o çocuktu ve ben bunun hesabını sormadan o çocuğu rahat bırakmayacaktım.
* * 

Okula yaklaştığımızı Kolej ve Meslek Lisesi formalarının karışmasıyla anladım. Karşılıklı iki okulun öğrencileri arasından yavaşça geçip okulun otoparkına girdim. Daha ilk saniyeden gözler üzerimize toplandı. Bu sefer kim olduğumuzla değil de altımızdaki arabayla ilgilendikleri çok belliydi. Arabayı havalı bir şekilde park ettim. Masal’a baktığımda inmek gibi bir niyetinin olmadığını fark ettim. Daha doğrusu dalmıştı.

“Fucking machines baby!” Emre’nin Amerikanvari bağırışıyla başımı iki yana sallayarak gülümsedim. Hayranlıkla arabayı izlediğini arkadaşımla arabadan indim. “Lanet olsun adamım, en sonunda almışsın.”

“Sana da günaydın kardeşim.”

Emre elleriyle arabayı okşarken sitemli bir şekilde “Beni bu kadar özlediğini belli etme,” dedim. Bakışlarını bana çeviren Emre, her zamanki gibi ukala bir şekilde gülümsedi. “Özleminden yataklara düştüm,” deyip bana doğru gelirken belli belirsiz gülümsedim. “Eminim benim yüzümden o yataktan çıkmamışsındır.” Emre matrak bir kahkaha atarak bana sarıldı. Ben de yavaşça sarılışına karşılık verdim. O bu hayattaki en yakın arkadaşımdı. Hale, Masal için nasılsa, Emre benim için öyleydi. İkizim

O sırada teyzemin arabasının okulun önünde durduğunu fark ettim. Hale arabadan inerken, Emre’den ayrılıp ona doğru yürüdüm. Teyzemlerin barışmasından sonra gözlerinin içi parlayan kız, beni gördüğü gibi içten bir şekilde gülümsedi. Onu kollarımın arasına aldığımda birkaç saniye elleri boşlukta kaldı. Sonra çekingen bir şekilde avuç içlerini sırtıma bastırdı. Bakışlar üzerimize toplanmıştı. Ellerinin titrediğini hissediyordum ama üzgünüm ki onun bu heyecanını paylaşacakmış gibi hissedemiyordum. O yüzden bir an önce konuya girdim. “Seninle konuşmamız gerekiyor.” Fısıltıma karşılık olarak aynı ses tonuyla “Masal’la ilgili değil mi?” diye sordu. Belli belirsiz başımı evet anlamında salladım. “Okul çıkışında bir yere ayrılma.” O da hafifçe başını tamam anlamında salladı. Saçlarının kokusu burnuma dolduğunda derin bir nefes aldım. Şampuanını mı değiştirmişti?

Yavaşça Hale’den ayrıldım. Kızarmış yanaklarıyla gözlerini benden kaçırırken çantasının sapını kavradı. Heyecandan elini kolunu nereye koyacağını şaşırmış gibiydi. Arkamı döndüğümde Masal ve Emre’nin sarıldığını gördüm. Benim Hale’yle yakınlığımın aksine, onlar kanka gibiydi ve bu çok hoşuma gidiyordu.

Saate baktım. Dersin başlamasına on beş dakika olduğunu gördüğümde, arabanın kapılarını kilitleyip kafeteryaya doğru yürümeye başladım. Bahçede olan masalardan birine ilerledim ve oturdum. Emre anında karşımdaki yerini aldı. Masal ve Hale’yse fısıldaşarak yanımızdan geçip gitti.

“Masal’ın nesi var?”

Masada parmaklarımla ritim tutarken “Öğreneceğim,” dedim. Emre anladığını belli edercesine başını salladı. Daha sonra konuyu tekrar arabaya getirdi ve zil çalana kadar muhabbet ettik.
**-**


Okulun ilk günü tam da tahmin ettiğim şekilde ilerlemişti. Ders yoktu, salak saçma aktiviteler çoktu. Her ders tatilimizin nasıl geçtiğini anlatmaktan sıkılmıştım. Neyse ki, günün son dersiydi ve zihnim çoktan binayı terk etmiş, kardeşimi bu hale sokan adamın peşine düşmüştüm.
Zil çaldı. Bir anda sınıf ayaklandı. Çıkardıkları rahatlama sesiyle herkesin benim gibi düşündüğünü anladım. Emre gözlerini ovuştururken “Ee arabayı test ediyor muyuz gençler?” diye sordu. Önümde oturan Masal çantasını toparlarken “Benim alışveriş yapmam lazım,” dedi. Hale sevinç nidasıyla “Yaşasın!” diyerek ellerini birbirine çarptı. Göz göze geldiğimiz an yaptığımız planı hatırlamış gibi suratı düşmüştü.

“Senin adına çok sevindim.”

Masal kaşlarını çatarak “Sen gelmiyor musun?” diye sorduğunda başını hayır anlamında sallayıp işinin olduğunu söyledi. Kuşkulu bir ifadeyle “Ne işi?” diye soran Masal, Hale’nin bana bakmasıyla arkasını döndü. Anında bakışlarımı kardeşime çevirdim. Bakışlarındaki kıskançlığı görmem gülümsetmişti. En azından içinde bir yerlerde hâlâ baş belam yaşıyordu. Gözlerini kısan ikizim “Yine benim yerime Asal’ı mı tercih ediyorsun Hale?” diye sordu. Sanki kıza bir şeyler malum oluyordu. Şüphelenmemesi lazımdı. İfademi yüzümde sabit tutmaya çalışırken “Benim onunla ne işim olur ya,” dedim. İnanmıyormuş gibi bana baktıktan sonra Hale’ye döndü. Allah kahretsin, kaş yapayım derken göz çıkarmış, Hale’yi kırmıştım. Buruk bir şekilde “Babamla buluşmamız lazım,” dedi. “Anneme sürpriz hazırlayacağız.”

“Öyle mi? Bundan neden haberim şimdi oluyor?”

“Çünkü babam derste mesaj attı.” Belli ki stresli olmadığında saçmalamak yerine mantıklı cevaplar veriyordu. “İyi,” diyerek sitemle ayağa kalkan Masal “Zaten en sevdiğim şey yalnız başıma alışveriş yapmaktır,” dedi ve Hale’ye çok şey anlatan bir bakış gönderdi. Onun yalnızlıktan hoşlanmadığını biliyordum. Hele de alışverişe giderken…

Masal bizi beklemeden sınıftan çıkarken ayağa kalktım. Hale çantasını koluna takarak ayağa kalktı. Yüz ifadesi vicdanımı tekmelerken, “Biz bize kaldık Bro,” diyen Emre’ye “Üzgünüm ama benim özel bir işim var kardeşim. Sonra arabayı test ederiz,” dedim.

“Hayda. Atilla mayda. Hepiniz plan yapmak için bugünü mü buldunuz?”

Hale’nin yürümeye başlamasıyla deri montumu üzerime geçirdim. “Telafi ederiz kardeşim,” diyerek Hale’nin peşinden ilerlerken “Yarın söz!” diye bağırdım. Koridorda yakaladığım peri kızının kolunu tutup onu durdurdum. Kızgın bakışlarını koluna sonra da bana çevirdi.

“Az önce söylediğim şey için özür dilerim.” 

“Sorun değil,” dediğinde, “Böyle bakıyorsan sorun,” dedim. “İnan kırmak istememiştim. Sadece Masal’ın anlamasını engellemeye çalışıyordum.” Hale başını tamam anlamında sallarken yavaşça elimi çektim. “Nereye gidiyoruz?” 

“Adamakıllı konuşacağımız bir yere.”

Hale kaşlarını çatarken “Bildiğim her şeyi anlattım Asal,” dedi. Emin misin der gibi bakınca, bakışlarını kaçırarak başını evet anlamında salladı. “Tamam o zaman, bir kere daha anlatırsın. Bakalım attığın yalanları tekrar hatırlayabilecek misin?”

Yorumlar