Kılıç ve Kalem alıntısı ❤

 EMRE

Gece, gitmem gerektiğini fısıldayan bir cellat gibi üzerimize çökmüştü. Pera’nın gözlerinin içine bakarken kelimeler boğazımda bir düğüm oluşturdu; ne yutkunabiliyordum ne de konuşabiliyordum. Bazı vedalar, lügatlerin yetmediği kadar ağırdı. 


Suriye’nin tozu, barutu ve o bitmek bilmeyen belirsizliği beni çağırırken; ben sadece onun gözlerindeki o derin, hüzünlü denizde boğulmak, zamanı orada durdurmak istiyordum.


Elimi, masanın soğuk yüzeyinden ona doğru uzattım. Bir saniye bile düşünmeden parmaklarını benimkilere kenetledi. Elleri üşümüştü. Sanki gidişimin soğuğu şimdiden tenine işlemiş gibi, her bir parmağı sessiz bir ağıt yakıyordu. Dudaklarımın kenarına milimetrik bir kıvrım yerleşti; ama bu bir gülüşten ziyade, ruhumun "döneceğim" diye sayıklayan sessiz yeminiydi.


Diğer elim yavaşça boynuma, tenimin sıcaklığıyla ısınmış o soğuk zincire gitti. Yıllardır göğsümün üzerinde, en sert çatışmalarda bile kalbimin atışını sadakatle dinleyen iki metal parçası…


“İzninle,” derken elini bırakmak zorunda kalışım canımı yakmıştı. Künyelerden birini yavaşça diğerinden ayırırken geçen o birkaç saniye, bir asır gibi üzerimden geçti. Zincirden kurtulan o çelik parçası, parmaklarımın arasında koca bir ömür kadar ağırlaşmıştı.


Avucunu açtım; metalin sert soğukluğunu, sol avucundaki o minik benin tam üzerine bıraktım. Kalbim tam o noktada attı sanki. Hafifçe çatılan kaşlarının arasından bana bakıp “Bana… bana mı veriyorsun?” diye sordu. Sesi, kırılmaya hazır bir kristal gibi titriyordu. Başımı ağır bir kabullenişle onaylarcasına salladım.


“Ama… İkisinin de sende durması gerekmiyor mu?”


"Bu benim kimliğim, namusum… Ve evet, ikisinin de bende durması gerekiyor. Çok uzun zaman durdular da zaten,” dedim, sesimdeki o askeri sertliğin yerini alan titremeyi bastırmaya çalışarak.


“Seninle tanışana kadar…”


Pera, ne diyeceğini bilemez halde avucundaki emanete baktı. Bakışları o an dünyadaki en kutsal şeyi tutuyormuş gibi titizdi. Bizler için künyenin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu ama sanki ilk kez biri ona bu derece önemli bir şeyi emanet etmişti.


“Bu artık bir künye değil. Bu, sana geri döneceğime dair verdiğim ruhumun mührü…” 


Bakışları anında beni buldu. O an gözlerinde sadece aşkı değil, bir bekleyişin kutsallığını da gördüm. “Biri bende kalacak; her nefes alışımda, her barut kokusunda ait olduğum yeri, seni hatırlatacak.”


“Ha unutacaksın yani,” dediğinde erkeksi bir kıkırtı dudaklarımdan döküldü. “Unutursam canlı dönmek nasip olmasın,” dediğimde kaşlarını çatarak “İptal, iptal, iptal. Tövbe de,” dedi. Bu halleri çok sevimli olduğu için gülümsemem yüzüme daha çok yayıldı. 


“Konuşmama devam edebilir miyim?”


O an yaptığını fark edip mahcup bir ifadeyle “Tamam haklısın özür dilerim,” dedi. “Yine de dediğimi de sen bir.” Söylemeden içinin rahat etmeyeceğini öğrendiğim için “İptal, iptal, iptal, tövbe,” dedim. Resmen yüzündeki rahatlamayı görmüştüm.


“Şimdi devam edebilir miyim?”


Başını onaylarcasına sallarken elini dudaklarına fermuar gibi çekti. Gülümseyerek başımı iki yana salladım. 

“Biri bende duracak, artık sadece senin için. Diğeri ise sende dursun istiyorum. Nefesim daraldığında, o toprakların bitmek bilmeyen kum fırtınalarında yolumu kaybettiğimde, senin bunu kalbinin üzerinde taşıdığını bilmek beni evime geri, sana getirsin.”


Az önceki neşeli ortam bir anda puslandı. Pera’nın gözlerinden süzülen o ilk damla, tam adımla soyadımın üzerine düştü. Artık o metal parçasının üzerinde sadece çelik ve soğuk harfler yoktu; onun gözyaşı ve benim kaderim birbirine karışmıştı.


Oturduğum yerden kalkıp yanındaki sandalyeye geçtim. Hiç beklemeden, sığınacak tek limanımmışım gibi kollarımın arasına girdi. Başımı saçlarına gömdüm. Kokusunu, zihnimin en güvenli, en dokunulmaz kuytusuna hapsettim. Suriye’nin o çorak ve acımasız topraklarında, yalnız hissettiğim gecelerinde nefes alabileceğim tek sığınak olsun diye.


“Sana ağlama demeyeceğim,” diye fısıldadım, dudaklarım saçlarının arasından tenine değerken. “Sadece korkudan ağlama… Ben yarımı sende bırakıyorum Pera. Ve biliyorsun; insan yarım kalmış bir hikâyeyi tamamlamak için ne yapar eder geri döner. Ben de döneceğim."


“Söz mü?”


“Canım pahasına.”



Elim gayriihtiyari boynumda kalan tek künyeye gitti. Artık o da benim gibi eksikti; boynumdaki o hafiflik, aslında taşıdığım en büyük ağırlıktı ve biliyordum ki o eksik parça ancak onun yanında, onun kalbinde tamamlanacaktı.


Yorumlar

  1. Ne zaman okuyacağız sizi ahretliğim🫠🫠🫠

    YanıtlaSil

Yorum Gönder