Spor salonu aile indirimi

 


                                                        Nisa'nın whatsapptaki profil fotoğrafı...


Bölümün şarkısı: Yalın – Yeniden

NİSA

Telefonu kapatıp masaya fırlatmamla birlikte, odamın kapısı sanki arkasında bir kasırga varmış gibi büyük bir gürültüyle açıldı. Sevda teyzem adeta içeriye daldı. O an öyle boş bulunmuş, öyle irkilmiştim ki oturduğum sandalyeden aniden kalktım. Kalbim anında boğazımda atmaya başladı. Çocukluğumdan kalma, ne zaman ödüm kopsa sığındığım o batıl refleksle sağ baş parmağımı hemen damağına bastırıp yukarı doğru ittim ve ciğerlerime derin bir nefes çekmeye çalıştım.

“Ay teyze, ödümü kopardın!” diye çıkıştım, sol elimi fırlayacakmış gibi göğüs kafesimi döven kalbimin üzerine bastırarak. “Kapıyı çalsaydın keşke, kalbime iniyordu ya!”

Teyzem, yüzünde o her şeyi bildiğini iddia eden, insanı çileden çıkaran o pişmiş kelle gibi gülüşüyle odanın içine süzüldü. Attığı her adımda, odamın o bana ait özel alanını biraz daha ihlal ediyor, beni kendi kaleme sıkıştırıyordu. 

“Gizlimiz saklımız mı var, aşk olsun Nisakuşum,” dedi, sesindeki o sahte alınganlıkla adeta benimle dalga geçerek. Omuzlarımı dikleştirip gardırobun kapağına doğru bir adım attım. Sırf haklı çıkmak ve araya bir sınır koymak için “Üzerimi değiştirecektim teyze,” diye üsteledim.

Ancak Sevda teyzemi böylesi mantıklı, klasik bahanelerle durdurmak imkansızdı. Elini havada uçan hayali bir sineği kovalar gibi salladı. “Aman, sanki görmediğimiz şey. Küçüklüğünde altını az mı temizledim ben senin?” diyerek bu son savunmamı da tek hamlede savuşturdu. Ardından gözlerini kurnazca kısarak bana doğru yaklaştı. 

“Ayrıca, balkondan öyle kaçar gibi kalkmandan erkek arkadaşınla konuşmak için olduğunu tahmin ettim. Sahi, adı neydi bakayım bizim şu gizemli eniştenin?”

Zihnim o an maruz kaldığım bu ani baskıyla yine kilitlendi. Hiç düşünmeden, zihnimin dehlizlerinden kopup dudaklarımdan dökülen ilk kelimeyi serbest bıraktım.

“Alp.”

Kelime odanın içinde yankılanırken, kendi hızıma kendim bile şaşırıp içten içe büyük bir panik yaşadım. Alp mi? Gerçekten mi? Hafızam bana nasıl bir oyun oynuyordu? Az önce ekranda gördüğüm o spor salonundaki fotoğrafa o kadar mı odaklanmıştım ki, o adamın ismine bile takılmadan bu ismi bu kadar kolay benimsemiştim?

Teyzem, ismi duyar duymaz dudaklarını büzdü. Başını "Fena değil" der gibi onaylar anlamda salladı. “Ama tam bir fırlama ismi, haberin olsun. İplerini sıkı tut yoksa başka kızlar o ipleri boynuna dolar, benden söylemesi.”

Teyzemin bu çağ dışı, her şeyi bildiğini sanan flört tavsiyelerine karşı gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Sabır dilenir gibi bakışlarımı tavana diktim.

“Neyse…” dedi teyzem, asıl konuya gelmek için acele ederken yatağın kenarından kalkarak. “Şu bizim Alp’e sor bakayım, gittiği spor salonundan memnun muymuş?”

O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Odadaki o haziran sıcağı bir anda sıfırın altına düşmüş gibi dondum kaldım. Beynim tam anlamıyla mavi ekran vermişti. Kekeleyerek “Ne… Ne yapacaksın ki spor salonunu?” diye sordum.

Teyzem, benim bu aşırı şaşkınlığımı komik bulmuş gibi gıcık, tiz bir sesle güldü ve beni hafifçe itekleyerek çalışma masamın önündeki sandalyeme kuruldu. “Herhalde seninkini dikizlemeye gitmek için spor salonuna kayıt yaptıracak değilim,” dedi ama bu cümleyi kurduktan hemen sonra, kendi söylediği bu çılgınca fikir nedense kafasına fazlasıyla yatmış gibi gözleri aniden parıldadı. İşte bu, başıma gelebilecek en korkunç şeydi.

“Yaza fit giremedim, malum. Bari kışa fit gireyim,” diyerek devam etti, kendi kendini ikna ederek. “Ne zamandır düzgün bir spor salonu arıyordum etrafta. Eğer bizim çocuk memnunsa, ben de oraya gidip bir bakayım. Hem belki bana aile indirimi falan yaptırır, ha? Ne dersin?”

Kelimenin tam anlamıyla kalakalmıştım. Aile mi? Adamı daha tanımadan, adını bile yeni duymuşken direkt aileye mi kabul etmişti yani? Boğazıma devasa bir yumru oturmuştu; ne cevap vereceğimi, bu durumdan nasıl sıyrılacağımı kesinlikle kestiremiyordum. 

Ve tam o saniyede, dehşet verici gerçeğin farkına vardım: Ben Alp’in sadece hangi spor salonuna gittiğini değil, aslında bu koca şehirde, hatta bu ülkede yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyordum! 

Lanet kere lanet!

Daha fazla açık vermemek, yüzümdeki bu panik ifadesini ona yakalatmamak için, “Tamam teyze, sorarım ben ona bir ara,” diyerek geçiştirip odadan postalamaya çalıştım. Ancak Sevda teyzem, mahallenin en sıkı sorgu memurundan bile daha dişliydi. 

“Ee sor hadi.”

“Teyze daha yeni konuştuk. İşleri var.”

“Arkadaşlarıyla değil mi bu çocuk? Senden daha önemli değillerdir herhalde.”

“Değiller tabi ki ama sırf ben önemliyim diye sürekli muhabbetlerini bölecek değilim.”

Teyzem düşünceli bir ifadeyle yüzüme baktı. O her zamanki hırslı, her şeyi bilen ifadesi yüzünden siliniverdi. Bakışlarında ilk kez gördüğüm, derin ve düşünceli bir karanlık belirdi.

O an anladım ki, aslında bana bakarken beni değil, kendi geçmişini, kendi evliliğini düşünüyordu. Eniştem, mahallenin en varlıklı, köklü ailelerinden birinin oğluydu. Teyzemi henüz lise sıralarındayken, gençliğinin ve güzelliğinin en taze döneminde adeta bir kupa gibi seçip aileye gelin olarak almıştı. Teyzem hiçbir zaman ekonomik bir zorluk çekmemiş, okumamış olmanın ya da bir meslek sahibi olmamanın eksikliğini maddi anlamda hiç yaşamamıştı. Zaten tam da bu yüzden, kendi hayat formülünü tek doğru kabul ediyor ve evlilik konusunda tepemde boza pişirip bana baskı yapıyordu. Onun mantığına göre bir kadının kurtuluşu, arkasını yaslayabileceği güçlü bir erkek cüzdanından ibaretti.

Fakat tam şu an yüzünde yakaladığım o gölge, madalyonun diğer yüzünü fısıldıyordu. İçten içe, kimselere itiraf edemediği o entelektüel eksikliği ve güvensizliği aslında ne kadar derin yaşadığını görebiliyordum. Eniştemin ve o varlıklı ailenin karşısında sadece "ev hanımı" olarak kalmanın ezikliğini kapatmak ister gibi, yıllardır sürekli ekstrem diyetlerle, bitmek bilmeyen spor arayışlarıyla uğraşıp duruyordu. Kendini her an daha genç, daha güzel yapmak ve yaşlanan bedenini kocasına hala beğendirebilmek için adeta amansız bir savaş veriyordu. Bir mesleği, kendi kazandığı bir statüsü olmadığı için, hayattaki tek varoluş kalesini—yani kocasını—kaybetmekten deli gibi korkuyordu. Bu yüzden de sürekli bir eli telefondaydı ve eniştemi kontrol edip duruyordu. Her yerde, her zaman…

“Tamam o zaman.”

Teyzem oturduğu yerden kalktı. Kapıya doğru yürürken “Birkaç saate annenle alışverişe çıkacağız zaten. O zamana kadar haber et bana, dönerken yolumuzun üzerindeyse uğrar fiyat alırım,” demeyi ihmal etmedi.

“Tamam teyze.”

Kapıyı arkasından kapatmadan önce son bir kez bana baktı. “Hadi, bekliyorum mesajı!” ‘Tamam’ dercesine başımı salladım. Kapı sonunda kapandığında, odada sadece benim hızlı nefes alışverişlerim ve elimde sıkı sıkı tuttuğum telefon kalmıştı. Ekranın loş ışığı yüzüme vururken, kalbimin ritmi daha da hızlandı. Tükürdüğünü yalayacak olmak, daha birkaç dakika önce "Bu konuşma bitmeli!" diyerek hırsla kapattığım o sohbet ekranına şimdi kendi rızamla, adeta tıpış tıpış geri dönmek fazlasıyla canımı sıkıyordu.

Gururum resmen ayaklar altındaydı ve bunun tüm suçlusu teyzemdi.

Hayır bendim. Bile isteye kendimi bu duruma sokmuştum.

Kendimi berbat hissediyordum.

Eğer şimdi o yabancıya bu soruyu sormazsam, teyzem birkaç saat sonra bu odaya tekrar dalarak, "Hadi, yazamadın herhalde, Alp’i ara da hoparlöre al, birlikte soralım" diyecekti. Bu tam da onun yapacağı türden bir yüzsüzlüktü ve o zaman her şey tamamen patlardı.

Derin bir nefes aldım, omuzlarımı çaresizce düşürdüm. El mahkûm, parmaklarım titreyerek telefonun kilidini açtım ve tekrar o mesaj ekranına girdim. 

“Alp Bey yine rahatsız ediyorum ama… 

Müsaitseniz ufak bir konu danışacaktım?”

Mesajı göndermemle birlikte, kutucuğun sağ altındaki o gri çift tik anında maviye döndü. Alp, sanki telefonun başında pusuya yatmış, benim pes edip ona geri yazacağım anı kolluyordu. Kendimi ava çıkmış bir avcının ağına kendi rızasıyla yürüyen ürkek bir av gibi hissettim. Saniyeler sonra, isminin hemen altında beliren ve yukarı aşağı ritmik bir şekilde hareket eden o üç gri nokta ekranımda oynamaya başladığında gayriihtiyari nefesimi tuttum.

“İşte bu beklemediğim hızda bir dönüş oldu. 

Dinliyorum.

Pardon daha doğrusu okuyorum.”

“Spor yaptığınızı söylemiştiniz. İstanbul’da önerebileceğiniz bir spor salonu var mı? 

Esenler taraflarında.”

“Ow… İstanbullusun. Hem de Esenler? 

Sanırım bundan sonra konuşma şeklime ekstra dikkat etsem iyi olacak. 👀” 

“Eh… Dikkat ederseniz fena olmaz. 

Esenler’in namını bildiğinize göre sizde İstanbul’da yaşıyor olmalısınız.”

“Esenler’in namını bilmek için İstanbul’da yaşamaya gerek yok bence 😉

“Nerede yaşıyorsunuz o zaman?”

“Beni mi merak ediyorsun sen? 😉

Gözlerim ekrandaki yazıda takılı kalırken, yanaklarımın anında alev alev yandığını hissettim. Utanç ve öfke dalgası kulaklarıma kadar tırmanırken, parmaklarım klavyenin üzerinde şuursuzca hareket etmeye başladı. Durumu inkâr edecek, üste çıkacak, fırlattığı o taşı bana geri çevirecek bir şeyler yazıp yazıp siliyordum. Klavyedeki harfler birbirine giriyor, yazdığım hiçbir cümle içimdeki o sıkışmışlığı hafifletmeye yetmiyordu.

Tam o kaosun ortasında, içimde hiç itiraf etmek istemediğim, kendimden bile saklamaya çalıştığım o karanlık köşe beni gafil avladı. Kendimi bir anlığına, bu gizemli numaranın arkasındaki adamın her bir detayını; ses tonunu, o salondaki duruşunu, hayata karşı bu rahat tavrını deli gibi merak ederken buldum. Sadece birkaç dakika önce “Konuşma bitti!” diyen ben değilmişim gibi, zihnim adamın bilinmeyenlerini çözmek için formüller üretmeye başlamıştı.

Bu farkındalık beni daha da çileden çıkardı. Şu an karşımda duran Alp’e değil, en çok da bu kadar çabuk yelkenleri indiren, bir fotoğrafla ve iki satır kelime oyunuyla dengesi sarsılan kendime kızıyordum. Kendime duyduğum o yoğun öfkeyle birlikte klavyeye hırsla dokunmaya başladım, parmaklarımı neredeyse ekrana geçirecektim.

“Etmiyorum. Çünkü oyun kurallarına göre artık İstanbullusun.”

“Nedenmiş o?”

“Çünkü ben İstanbul’dayım ve biz sevgiliyiz. 

Diğer türlü nasıl görüşeceğiz?

Işınlanmayı bulmadıysan tabii…”

“Uzak mesafe ilişkisi diye bir şey var Nisa.

Belki de sevgilimi her özlediğimde sırf onu görmek için başka şehirden atlayıp geliyorum. Olamaz mı? 😎

“Ah romantik serseri. Olamaz. İstanbullusun, nokta.”

“Bu söylediklerimden sonra romantik serseri yerine hanımcı daha çok uyar sanki.

Noktanı balla bölüyorum ama başka şehirde olmam şu anki sahte sevgililik oyunumuzda senin işine daha çok yaramaz mı?” 

“Ne gibi?”

“Ailen sürekli yan yana olduğumuzu düşünmez böylece. 

Görüşemediğimiz için mesajlaşmak bahanemiz olurdu falan…”

Haklıydı. Eğer İstanbul’da olursa hayatım kısıtlanırdı. Uzak mesafe ilişkisi hem dışarıda olduğum süreleri rahatlatır hem de evde geçirdiğim zamanı anlamlaştırırdı.

“Ah… Bunu düşünmemiştim. Bak bu mantıklı. 

Tamam, İstanbul dışından olman işime gelir. 

Öyle misin gerçekten?”

“Aslen Alanyalıyım ama İzmir’de yaşıyorum.”

“Gerçekten mi? Neden Alanya değil de İzmir?”

“Ben sana neden İstanbul diye soruyor muyum küçük hanım? 😜

“Yine haklı çıktın ve ben bundan nefret ettim. 

Neyse… Konumuza dönelim. 

İstanbul’da önerebileceğin bir spor salonu yok yani, öyle mi?”

“Hayırdır, cidden spora mı başlıyorsun?”

“Teyzem başlayacakmış.” 

“Şimdi anlaşıldı mesaj atma nedenin.

Bak, teyzenin çat kapı sorular sorabilecek biri olduğu konusunda haklıymışım demek ki.”

“Tamam tamam, yine ve yeniden haklı çıktın. Alkışlar senin için! 👏

 Şimdi soruma cevap verecek misin?”

“Bence biz bu sevgililik sözleşmesini iki gün değil, iki hafta uzatalım. Ne dersin? 🤝

“Hayır, iki gün gayet yeterli. Cevap? 🤨

“Bak, üçüncü gün özleyip yazarsın, cevap vermem ama.”

“Bu da ayrılma bahanemiz olur işte, fena mı? Cevap??”

“O taraflarda takılan arkadaşım yok pek ama senin için özel bir araştırma yapacağım.”

“Bütün arkadaşların spor mu yapıyor senin?”

“Hemen hemen hepsi, evet.”

“Vay be… Sürpriz yumurtadan çıkan arkadaş grubu gibi. Güzelmiş.”

“Neden? Seninkiler yapmıyor mu?”

“Benimkiler kafasını işten kaldırabilse belki yaparlar.”

“Eee… Bizim de işimiz bu.”

“Ne? Spor mu? 

Dur, sakın bana fitness antrenörüyüm deme…”

“Tamam, demem.”

“Öyle misin yoksa? 👀

“Söz verdim, söyleyemem 🤐

“Öylesin!”

“Şimdi anlaşıldı Pazar sabahının köründe neden sporda olduğun…”

“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur Nisa Hanım. Sana da tavsiye ederim.”

“Pardon? Oradan bakınca spor yapmayan biri gibi mi duruyorum?”

“Profil fotoğrafına bakılırsa kesinlikle yapıyor gibisin… 

Ama konuşmalarımıza bakarsak tamamen Allah vergisi bir şans ve genetik mucizesi gibi duruyor. 😉

“Neyse bu konuşma çirkin yerlere gitmeden kapatsak iyi olur.

O zaman senden haber bekliyorum.”

“Tamamdır. Sorup dönerim sana.”

“Teşekkür ederim. Görüşürüz.”

“İnşallah.”

Attığı o son mesajın ardından kalbimin ritmi öyle bir kontrolden çıktı ki, göğüs kafesimi döven o güçlü atışları dışarıdan baksa biri görecek sanırdım. Göğsüm hızla inip kalkıyor, kulaklarımda kendi nabzımın o güm güm sesini duyuyordum. Kendime olan öfkem, odanın içindeki o boğucu Haziran sıcağından daha çok yakıyordu canımı. Sırf Sevda teyzemin bitmek bilmeyen dırdırından kaçayım derken, kendi ellerimle düştüğüm bu kör kuyuda çırpınmaktan nefret etmiştim.

Telefonu masanın en uç köşesine, ekranı yere bakacak şekilde sertçe bıraktım. Sanki görmezsem, o titreşimi hissetmezsem kalbimin bu delice çarpıntısı da duracaktı. Alp’ten bir haber, teyzemi başımdan savacak o salonun adı gelene kadar bu odadan kesinlikle çıkmamaya karar verdim.

Hırsla sandalyeme kuruldum ve masanın üzerinde bana melul melul bakan o kalın KPSS test kitabını kendime doğru çektim. Elime siyah kurşun kalemimi aldım, derin bir nefes verip ilk sorunun üzerine eğildim. Benim asıl gerçeğim, geleceğim bu kitaplardaydı; telefonun ucundaki o gizemli yabancının eğlenceli mesajlarında değil.

Yorumlar

  1. Bu ikili felfena geliyor 🙈😍

    YanıtlaSil
  2. Fitness hocası mı 🔥😎

    YanıtlaSil
  3. Hamımcı en sevdiğimiz 🤭

    YanıtlaSil
  4. ❤️❤️harikaaaa

    YanıtlaSil
  5. Her bölümü ağzım kulaklarımda okumam 🥰❣️

    YanıtlaSil
  6. Ayyyy cok hoşşşşşşşş 🌻💕

    YanıtlaSil
  7. Nisanın spor yapmasına gerek yok teyzesi yüzünde yediklerini de eritti

    YanıtlaSil
  8. Nedeeen bölümler çok kısa 🥺

    YanıtlaSil
  9. Geldim "ayşegül"

    YanıtlaSil
  10. Ortalık ateş aldıııı 🥰🥰

    YanıtlaSil
  11. Çok iyi devamını bekliyorum 😍

    YanıtlaSil
  12. Allah'ım nisanin teyzesine sövmemem için bana sabır ver lütfen 🤦‍♀️🤦‍♀️🤦‍♀️

    YanıtlaSil
  13. Alp bey fena geliyorsunuz bayıldım buna

    YanıtlaSil
  14. tubuuuum bölümlere devam et ve biraz daha uzun olsun lüfeeeeennn

    YanıtlaSil
  15. Ama bu bize yetmedi ki tubum 🥹

    YanıtlaSil
  16. Nisanın teyzesi tam bir çöp çatan😆 teyzecim benim de bir gönül işim var çözebilir miyiz??😂🤭🤭

    YanıtlaSil
  17. Ne olur uzun uzun konuşsalar🫠

    YanıtlaSil

Yorum Gönder