Sıcak Asfalt alıntısı
NİCO
Kaskımı çıkarıp kenara fırlattığımda içimdeki o buz gibi öfke hala sönmemişti. Yıllardır podyumun en üst basamağında duruyor olmamın hiçbir önemi yoktu. Pit stop’taki yarım saniyelik gecikme, zihnimde bir motor arızası gibi dönüp duruyordu.
Ben kusursuzdum. Ben McLaren’ın bir numarasıydım. Ben Nico Hamilton’dum ve benim dünyamda ‘saniyeyle kaybetmek’ diye bir kelimeye yer yoktu.
Doğrudan pit alanının en ucuna, o gürültülü ve yağ kokulu bölgeye doğru yürümeye başladım. Yanımdan geçen insanların bakışlarını sırtımda hissediyordum. Fısıltılarını duyabiliyordum ama hiçbiri umurumda değildi. Hedefim belliydi. Sophie Caldwell!
Onu alanda bulduğumda elindeki havalı tabancayı masaya bırakıyordu. Terden ıslanmış kumral saçlarını tepesinde darmadağın bir topuz yapılmıştı. Ensesine düşen saçlardan resmen su damlıyordu. Yüzü gözü siyaha bulanmıştı. Fakat bu bile her zamanki o umursamaz ifadesini gizleyemiyordu. Şu an bu ifadenin yerini alması gereken tek duygu mahcubiyet olmalıydı!
"Dördüncü turdaki pit stop," derken sesimi bir kırbaç gibi kullandım ama Sophie kılını bile kıpırdatmadı. Yanına vardığımda duruşunu bile bozmadı. Sanki karşısında dünya şampiyonu değil de sıradan bir mekaniker varmış gibi eldivenlerini çıkarmaya devam etti.
"Sağ ön lastik!”
Yine bana bakmamıştı ama duruşu ondan bahsettiğimi anladığı için daha da dikleşti. “Yarım saniye geç kaldın Caldwell. Yarım saniye benim dünyamda sonsuzluk demek!”
Nihayet bana doğru, yavaşça döndü. Gözlerinde ne bir hayranlık kırıntısı vardı ne de benden çekindiğine dair bir iz. Sadece derin, katıksız bir bıkkınlık…
"Veriler öyle demiyor Hamilton.”
Ah… Sesi o kadar sakindi ki bu beni daha da çileden çıkardı. "Senin duruş açın iki derece hatalıydı,” diye devam etti. “Ben senin o 'kusursuz' beceriksizliğini telafi etmek için o tabancayı saniyenin onda biri kadar hızlı sıktım. Şükredeceğine hesap mı soruyorsun?"
Doğru mu duymuştum? Olanlar için beni mi suçluyordu? Aramızdaki mesafeyi hiçe sayarak üzerine doğru yürüdüm. Boy farkımı kullanarak onu baskı altına almak istiyordum ama sanki bu onun zerre kadar umurunda değildi; bir milim bile geri adım atmadı. Hatta tam bunların aksine, çenesini dikleştirip doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Benim duruşum mu hatalıydı?" diye sordum. Alaycı bir kahkaha dudaklarımdan döküldü ama sesimdeki sinir bozukluğunu gizleyememişti. Dağdan gelip bağdakine akıl mı öğretmeye çalışıyordu?
"Ben üç yıldır bu gridin en hızlı adamıyım. Senin işin ise sadece bir somunu sıkmak. Onu da doğru düzgün yapamayacaksan yerini işini bilen birine bırakabilirsin."
Sophie’nin dudaklarının kenarına milimetrik bir kıvrım eklendi. Bu sene Redbull ekibinden McLaren’e transfer olduğunu biliyordum ama hala neden olduğunu öğrenememiştim. Sanırım artık biliyordum.
"Senin o 'en hızlı' unvanın, bizim o somunları nasıl sıktığımıza bağlı, prens hazretleri,” derken resmen sadece sesinden değil nefesinden bile nefret akıyordu.
“Yani üç yıldır zirve de olmanın nedeni sadece sen değilsin.”
Şaşkınlıktan dilimi yutacak gibi oldum. Bu garajda, bu takımda, hatta bu sporda kimse bana bu tonda cevap vermeye cüret edemezdi. Gözlerimi yağ ve toz lekeleri içindeki yüzüne diktim. Onu ezmek, o küstah tebessümünü yüzünden silmek istiyordum.
“Sende değilsin,” demem gözlerimi hafifçe kısmasına neden oldu. Nihayet damarına bastığımın işaretini almıştım ve bu beni fazlasıyla gazlamıştı.
Tehditkar bir tonla "Bana bak, Sophie..." diye başladım ama o benden önce davranarak "Hayır, sen bana bak Bay bir numara," dedi. Turuncu ojeleri silinmiş işaret parmağını sertçe göğsüme, tulumun üzerindeki McLaren logosunun tam üstüne vurdu.
"Yarınki yarışta o çizgiyi tam istediğim açıyla yakalamazsan, sağ ön lastiği ‘yanlışlıkla’ bir saniye geç takarım. İşte o zaman sadece kendi yeteneğinle birinci olabilir misin, görürüz.”
Cevap vermeme fırsat bile tanımadan havalı tabancasını omzuna attı ve yanından geçerken omzuyla beni hafifçe sarstı. Garajın ortasında, arkasından bakakaldım. Yumruklarımı ne zamandır sıkılı tuttuğumu bilmiyordum ama içimde yükselen o garip duygunun öfke olmadığını hissediyordum.
Hayatımda ilk defa biri bana karşı diklenmeyi seçmiş, beni pistin dışına iteceğini açık bir tehditle söylemişti ve en kötüsü, o giderken hissettiğim şey nefretle karışık, kontrol edemediğim bir hayranlıktı. Bu kadın sadece lastiklerimi değil, bütün dengemi bozmuştu.
Yorumlar
Yorum Gönder