Yarasa ve Kedi - 5. Bölüm

 ZÜMRÜT

Gelmedi.

Lanet olasıca mesaj gelmedi. Görüldü gelse yine iyiydi. En azından bu yolun işe yaramadığını, Şakir’in haklılığını kabul etmemi sağlardı ama o da gelmedi. Resmen sürünceme de kalmışım gibi hissediyordum. Eğer sabahki kadar beklemem gerekirse, yarına kadar da gelmeyecek gibi duruyordu.

Sıkıntıyla iç çekerek telefonu çantamın içine bıraktım.  Oyunun ilk üç perdesini bekleyişim yüzünden kaçırmıştım. Süheyla’nın her oyun sonrası ‘Nasıldı? Gözüne takılan bir yer oldu mu? Sence şurada duyguyu verebildim mi vs.’ gibi sorgu suallerine cevap verebilmek adına son perdeye odaklanmaya çalıştım. 

Ama itiraf etmem gerekiyordu ki son iki oyundur Süheyla iyi iş çıkarıyordu. Üniversite döneminde başladığı tiyatro kulübü, ardından yazıldığı kurslar sayesinde zaten birçok kişiden iyiydi ama aktif olarak bir tiyatronun oyuncusu olmak, belli ki ona günden güne daha fazla başarı sağlıyordu.

Oyun, uzun yıllar evli kalmış ama en sonunda birbirleri için doğru insan olmadıklarına karar vermiş bir çiftin boşanana kadar başından geçen olayları anlatıyordu. 

Bu aralar karşıma boşanmakla ilgili ne çok şey çıkıyor diye düşünürken aklım yine Buğra’ya gitti. Elim ise her zamanki gibi telefona…

Beklentim olmadan mesaja girdim. ‘GÖRÜLDÜ’ yazısını gördüğümde değil de isminin yanındaki ‘YAZIYOR’ cümlesiyle ufak bir çığlık dudaklarımdan kaçtı. Tiyatroda olduğumuzu saniyeler içinde fark ederek elimi ağzıma kapattım. Fakat geç kalmıştım. Ortamın sessizliği resmen benim çığlığımı büyüttü. Çevremdeki sıraların hoşnutsuz mırıltılarından özür dilerken oyunun devam ettiğini görmem rahatlamama neden oldu. 

Elimdeki telefon titredi. Yeniden çığlık atmayacağıma güvenemediğim için hafifçe ayaklandım. Yanımdakilerden izin isteyerek sıradan çıktım ve koşar adım salonu terk ettim. Aydınlık hole girdiğim an gözlerim kamaştı. Bu karanlık salona alışmamdan öte gelen bir tepkiydi. Gözlerimi kırparak aralarken göğsümün ortasında bir baskı hissettim. Ufak çaplı kalp krizi geçirmek üzereydim. Ortadaki koltuklara doğru ilerleyip oturdum. Bayılma riskine karşı aldığım önlemden sonra mesaja tıkladım. Kalbim resmen parmak uçlarımda atıyordu.

“KANITLA.”

Büyük harflerle yazılarak daha da vurgulanan, emir içeren bir kelimeydi. Neyi kanıtlamamı istiyordu? Özlediğimi mi? Mesajdan çıktım. Onun aksine avımı kaçırmamak için hızlı olmalıydım. Ne yapacağımı bilmemenin şaşkınlığında Şakir’i aradım. 

Çaldı, çaldı, çaldı.

Telefon çalmaya devam ederken gözüm duvara asılmış olan saate takıldı. Neredeyse gece yarısına gelmek üzereydi. Tam uyuduğunu düşünerek telefonu kapatacağım sırada “Umarım önemlidir,” cümlesi duyuldu. Sesi uykulu gelmiyordu. Aksine enerjik, bir şeyi yarım bırakmanın yarattığı öfke ve sık nefeslerin verdiği o kesiklikle çevrelenmişti. Yani şu anda…

Lanet olsun!

“Özür dilerim Shak. Düşünemedim.”

Onun yerine yanaklarımın utançtan kızardığını hissettim. Neyse ki artık her yanımı kırmızı noktaların sarmasına izin vermeyecek kadar kontrollüydüm. Tabi ki bazı durumlar hariç…

“Beynini ambale eden şeyi hemen söylemezsen telefonu yüzüne kapatacağım.”

Şakir’i daha fazla kızdırmamak için hızlıca “Mesaj attı,” dedim. “Kim?” diye soracak oldu ama bir anda aydınlanır gibi ses çıkardı. Sanırım ilgisini çekmiş olacağım ki yanındaki kişiye hemen geleceğini söyledi. Öpüşme sesleri kulağıma doldu. Zihnim Şakir ve tek gecelik herhangi birini yan yana getirdi. Daha doğrusu alt alta üst üste. İğrenir gibi bir ifadeyle yüzüm buruştu. Allah aşkına, benim daha beş saniyede gerçek olmayan bir hayalden bile midem kalkmıştı. Senelerdir bu çocuk milletin seks kayıtlarını nasıl rahatça izleyebiliyordu? 

“Ne yazmış?”

Telefonu kulağımdan çekmek üzereyken ortamın sessizleştiğini fark ettim. Terlikli adım seslerine eşlik eden çakmak ateşini duydum. Sigara içmek için balkona çıkmak üzere olduğunu anladım. Bir şeyler yarım kaldığında sığındığın ilk şey oluyordu o zehir. “Kanıtla,” dediğimde sustu. Sessizliğini düşündüğüne yorduğum için bende çıtımı çıkarmadım.

“Sadece bu mu?”

Kulağıma derinlerden vapur sesleri doldu. Şakir, Beşiktaş sahilde oturuyordu ve evi boğaz manzaralıydı. O kadar parayı nasıl bulduğu muammaydı ama sanırım artık anlıyordum. O videoların izlemenin ve saklamanın patronlarca mutlaka bir mükafatı oluyordu. İnsanlar boşuna ayağını kaydırmaya çalışmıyordu demek ki.

“Orada mısın kıvırcık?”

Sadece yakın arkadaşlarım arasında kullanılan ‘Kıvırcık marul’ lakabının sadece kıvırcığını kullandığı için minnettardım. “Buradayım,” dediğimde az önceki sorusunu yineledi. Onaylayan bir mırıltı çıkarmamla da tekrar sessizliğe gömüldü. Duvardaki saate tekrar baktım. Beş dakika geçmişti bile. Daha fazla bekletmem sadece işime çelme takardı. 

“Ne düşünüyorsan sesli mi düşünsen acaba? Adam bekliyor.” 

Görmesem bile telefonun diğer ucundaki göz devirmesini hissettim. Sigarasından derin bir nefes daha alırken “Biz onu tüm gün bekledik ya,” dedi ve dumanını sesli bir şekilde üflerken “O da beklesin,” diye devam etti. Bence inatlaşmanın ne yeri ne de zamanıydı.

“Shak!”

İddiayı kazanmaya bir adım daha yaklaştığım için işi yokuşa sürdüğünü hissettim. “Tamam tamam,” diyerek sigarasından bir nefes aldığını duydum. “Buldum seni ve seni özledim yazmıştık değil mi?” Tekrar onaylayan bir mırıltı çıkardım. “O zaman kanıtlamanı istiyor.” Boş bulunup güçlü bir kahkaha attım. Benimle dalga mı geçiyordu? Salondan çıkan tek tük insanlar, sessizlikte yankılanan kahkahamla bana döndü. Hiçbiriyle göz teması kurmamak adına başımı önüme eğdim.

“Ben bunu nasıl düşünemedim ya.”

“Hem kedi kadın olduğunu hem de onu özlediğini kanıtlamanı söylemiş yani aceleci.”

Cümlesini tamamlamadan güldüğüm için bozulmuştu. Ufak bir aydınlanma yaşarken “Anladım,” dedim ünlü harfleri uzatıp ünsüzleri sertçe keserek. Telefonun ucundaki nefes ise fazlasıyla sitemliydi.

“Peki sence ne yapayım?”

Ağzında dolaşan dumanla gülümseyen Şakir “Allah için çok iyi anlamışsın,” dedi. “Anlamasan halimiz ne olurdu?” Şimdi de gülen O’ydu ve kabul etmeliyim ki gerçekten sinir bozucuydu.

“Git kedi kadın kostümüyle oranı buranı açıp fotoğraf at, ne bileyim. Adama yazdığın mesajları kanıtla.”

Duyduğum cümleler zihnimi harekete geçirdi. Başımı kaldırıp etrafa baktım. Tiyatrodaydım. Yani kostüm buradaydı. Lenslerim çantamdaydı. Saçlarımı düzleştirmek zaman alırdı ama elbet burada koyu renk bir peruk bulunurdu. Açık saçık poz? Orası da doğaçlama olacaktı artık.

“Teşekkürler Shak. Seni seviyorum.”

“Ne olur bu saatlerde sevme ve bir daha uzun uzun aramadan önce en azından bir mesaj at.”

Tekrar özür dileyemeden telefonu yüzüme kapattı. Açıkçası konuşmayı uzatmadığı için minnettardım. Ayaklandım ve seri adımlarla çıktığım salonun yanındaki koridordan sahne arkasına gittim. Karşıma dikilen adam burada olmamam gerektiğini söyledi. Oyuncular dışında kimsenin girmesine izin verilmediği için Süheyla’yı aradım. Sahnede olmaması için dua ederken telefon açıldı.

“Zümrüt iyi misin?”

“Yardımına ihtiyacım var.”

“O çığlığı atan sen miydin?”

Salon hınca hınç dolu olmasa da yeteri kadar kalabalıktı. Tabi ki çocukluk arkadaşım verdiğim tepkilerdeki ses tonumu ezbere bildiği için bu çıkarımı yapmıştı. “Evet ama boş ver onu. Kedi kadın kostümü burada mı?” Süheyla kısa bir süre sessiz kaldı. Arkadaki koşuşturmayı duyabiliyordum. Kahretsin kızın onca işi varken bir de başına ben çıkmıştım. Süheyla’nın sessizliği uzadı. Varlığımdan fazlasıyla rahatsız olan görevli, beni birazdan yaka paça hole atacak gibi duruyordu. Samimi, sıcak ve bir süre daha beni idare etmesine yetecek kadar gülümsedim ama en ufak bir mimiğini bile yumuşatamamıştım. Nuh deyip peygamber demeyenlerdendi iri yarı domuz.

“Burada. Ne oldu?”

Harika! İlk adımı geçmenin verdiği rahatlamayla derin bir nefes aldım. “Anlatacağım ama beni içeri alman lazım,” derken gözlerimi görevliden ayırmadım. Bana ‘yemem ben bu numaraları’ bakışı atıyordu. Alt tarafı bir tiyatroydu. Bu kadar korumaya gerek var mıydı gerçekten? “Sen neredesin ki?” diye sorduğunda sahne arkasında olduğumu ve karşımdaki görevlinin beni içeri almamak adına ant içtiğini söyledim. Beklememi söyleyen Süsü, birkaç dakika sonra kapıda belirdi. 

“Cengiz Abi, o benim arkadaşım.” 

Bunu adama bende söylemiştim ama o belli ki teyitsiz hiçbir iş yapmayanlardandı. “Kuralları biliyorsun Süheyla.” Başını onaylarcasına sallayan Süsü “Bu seferlik idare edemez misin?” diye sordu. “Önemli olmasa böyle bir şey yapmam biliyorsun.” Adam bir süre düşündü. Tövbe ya rabbim sanki merkez bankasının kasasını açmasını istemişiz gibi triplere girmişti. Kapının önünden isteksizce çekildi. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum.” Süheyla hızlı hızlı başını sallarken teşekkür etti. Adamın gözleri ise hala benim üzerimdeydi. Parmak hareketi yapmamak için kendimi zor tuttum. Süheyla elimi öyle sıkı tuttu ki aslında orta parmağımı göstermemi engelleyen şeyin o olduğunu anladım. Kapının kapanmasıyla elimi bıraktı. Siyah bir kadife sandalyenin üzerine bıraktığı kedi kadın kostümü aldı ve bana uzattı. Harika! Bana hiç yoktan birkaç dakika kazandırmıştı. 

“Teşekkür ederim Süsü. Oyununa engel oluyor muyum?”

“Benim rollerim bitti.”

İşte bu da beni rahatlatacak ikinci şeydi. “Harika. O zaman bana uzun, siyah bir peruk da bulabilir misin?” Süheyla’nın biçimli tek kaşı havalandı. Kollarını bir anne edasıyla göğsünün üzerinde bağladı.

“Ne olduğunu bana söyleyecek misin?”

Tedirgin olmaya başladığını gözlerinden anlayabiliyordum. Yalan uyduracak bir vaktim olmadığı için “Eve gidelim söz,” dedim. “Şimdi biraz acelem var.” Pek içine sinmese de kabullendi. Başıyla onu takip etmemi işaret etti. Birlikte afişlerle kaplı olan birkaç koridordan geçtik ve karşımıza çıkan bir kapıdan girdik. Woaw… Burası ciddi anlamda hayaller alemiydi. Kostümler, geçmiş dönemlere ait eşyalar, takılar, peruklar…

“Elimizde sadece onlar var.”

Süheyla bana perukların olduğu yeri işaret etti. Heykellere takılmış olan çeşitli renklerdeki saçlarda gözlerimi dolaştırdım. Benim saçlarım kadar uzun yoktu ama bir tanesi yakındı. O da hafif dalgalıydı. Neyse en azından bu yüzden kısaldığını düşünebilirdi. 

Saçı heykelin başından çıkardım. “Bunları nerede giyebilirim?” Süheyla tekrar onu takip etmemi söyledi. Odadan çıkıp iki kapı yandaki başka bir odaya girdik. Burası kadınlara ait bir soyunma odasıydı. İçeri girmemizle birkaç yüz bize çevrildi ama bu tamamen refleksvari bir tepkiydi. Hepsi işine dönerken Süheyla bana ilerideki kabinleri işaret etti.

“Orada giyinebilirsin.”

Teşekkür ederek uçarcasına kabinlerden en kuytudakine girdim. Hızlıca eşyalarımı ufak yuvarlak pufun üzerine bıraktım. Ardından kedi kadın kostümüne baktım. Batman’in yani Buğra, beni hatırlıyorsa sadece maskenin yüzümde olduğu zamanlar olmalıydı. Yani çıplakken… 

Kostümü kapının arkasındaki askıya astım. Sadece üzerimdeki gömleği ve iç çamaşırımı çıkardım. Önce peruğu başıma geçirdim. Çantamdaki lensleri de hızlıca taktıktan sonra maskeyi giydim. Aynada tipimi düzeltirken bu kadını birkaç gün öncede gördüğümü anımsadım. Belki biraz daha bulanık halini…

Saçları tıpkı o geceki gibi geriye attım. Tenimi tamamen ortaya çıkarırken Şakir’in söylediklerine düşündüm. Nasıl bir fotoğraf çekmeliydim? Tamamen açık, ya da merak uyandıracak kadar sansürlü… Şuh sayılabilecek birkaç fotoğraf denemesi yaptım. Bir kabinde olduğumu belli etmeyen, yüzümü tam göstermeyen ve göğüslerimi avuçlarımın içine sakladığım fotoğraflardan birini seçtim. Yaklaşık 15 dakikadır beklettiğim adama gönderdim. Bu sefer saniyeler içinde fotoğrafı gördü. Kalbim delicesine çarparken ayakta duramayacağımı hissettim. Kıyafetlerimle dolu pufun üzerine oturdum. Sıcak basmıştı. Maskeyi ve peruğu çıkardım. Yetmedi daracık kabinde elimle kendimi yelledim. 

“Zümrüt iyi misin?”

Süheyla’yı bir anlığına unutmuştum. “İyiyim,” diyerek oturduğum yerden kalktım. Telefonu pufun üzerine bıraktım. Gözümü bir saniye bile cevapsız kalan ekrandan ayırmadan üzerimi giydim ve kendim olarak kabinden çıktım. 

“Ee ne oldu şimdi?”

İşte buna şu an cevap veremezdim. Elimdeki kostümü ve peruğu Süheyla’ya el yordamıyla uzattım. Hadi artık diye söylenirken “YAZIYOR” kelimesi görüldü ve ben o andan sonra asla kendimde kalamadım.

“SENSİN.”

Büyük harflerle yazdığı kelimeye baktım. Bir daha baktım. Mesajın screan shotunu alıp Şakir’e atacakken bir anda durdum. İçimdeki fesat taraf devreye girdi. Belki işletiliyordum. Belki de Şakir haklıydı. Partiye gelmemişti ve bunu sadece videoyu izleyenlerden biri olarak yazmıştı. İşimi şansa bırakamazdım. Süheyla’nın hal ve hareketlerimi süzen bakışları eşliğinde mesaj yazdım.

“Peki sen, sen misin?”

Sorum yine saniyeler içinde görüldü. Tırnaklarımı yemeye başladım. Mesaj gelmekte gecikirse de etlerimi yerdim. Alışıktım ne de olsa. Bir anda ekranıma tıklama için bir fotoğraf düştü. Sanki o da bu soruyu bekliyormuşçasına hızlıydı. Ellerimin titrediğini görüyordum. Fotoğrafa tıklamadan önce ne göreceğimi bilmediğim için ekranı tamamen kendime doğru çevirdim. Tıkladım ve aklıma kazıdığım o sekizli karın kasının üzerine konmuş Batman maskesini gördüm. Oda yüzünü göstermemişti. Hoş, bu manzaradan sonra göstermesine gerekte yoktu. 

“Ve sensin…”

Yorumlar