Yarasa ve Kedi - 6. Bölüm

 ZÜMRÜT

Adrenalin damarlarımda dört nala koşuyor, beni arzuyla dolduruyordu. Patlamak üzereydim. Attığım mesaj yine görülmemişti. Açıkçası şu anda görüp görmemesi de umurumda değildi. Bana attığı fotoğraf bir kez açılan cinsten olmasına rağmen ellerimin arasındaydı. Çünkü heyecana kapılmadan önceki mantıklı yanım screanshot almayı akıl etmişti. Yaklaşık 10 dakikadır pür dikkat fotoğrafın mükemmelliğini izliyordum. Belki de 20 dakika olmuştu. Sanki baktıkça kafamdaki bir şeyler daha da netleşiyordu. Özellikle bu kaslara dokunduğum, izlediğim, öptüğüm cesur pozisyonlar… 

“Hadi gidelim.”

Aniden kulağımın dibinde beliren sesle irkildim. Telefonun ekranını nasıl saklayacağımı şaşırırken “Selamını verdin mi?” diye sordum. Tiyatro bitiminde tüm oyuncular sahneye sırayla çıkıp seyirciyi selamlıyordu. Süheyla ise oyunun 1. yan karakteri olduğu için sahneye ilk çıkanlardan olacaktı. Benimle o kadar vakit kaybetmişti ki anonsu son anda duymuştu. Yetişip yetişmediğini sorarken o neredeyse bana gıcık olmuş gibi bakıyordu. Sırtındaki çantasının kollarını sıkıca kavradı. Neredeyse gözlerini devirecek gibi bakarken “Yanından onun için ayrıldığıma göre,” dedi. “Gidelim mi artık? Çok yorgunum.”

Yorgunluğunu yüzünden okuyabiliyordum. Bu yüzden kendimi açıklayarak zaman kaybetmedim. “Gidelim tabi,” derken el çabukluğuyla fotoğrafı kapattım ve hızlıca çantama attım. Süheyla’nın koluna girerek yürümesini destekledim. 

“Oyun harikaydı.”

Yarım yamalak gülümsedi. “Yorgunum ama attığın çığlığı ve şu andaki ayran budalası gibi duran halini konuşmadan uyumayacağım. Biliyorsun değil mi?” Biliyordum ve bunun için eve gitmek konusunda pek de istekli değildim. Başımdan geçenleri filtreden geçirmeden Süheyla’ya anlatamazdım. O bu konularda fazla tutucuydu. Alkole bile bu kadar kızmışken biriyle birlikte olduğumu duymak onu hayal kırıklığına uğratırdı. Şu anda en son istediğim şey arkadaşlığımızı sorgulamasıydı. 

“Önce bir eve gidelim de.” 

Tiyatronun ana kapısından çıkmamızla soğuk bir rüzgâr yüzümü yalayıp geçti. Ürperdim. Saat gece yarısını geçtiği için hava daha da soğumuştu. Trençkotumun kemerini sıkıca bağlarken “Taksiyle gidelim,” dedim. Ayın ortasındaydık ve Cemil Bey’in bahsettiği zamlı maaşım hesabıma öğlen yatmıştı.

“Tiyatrodan henüz ödeme alamadım.”

Yanımda ezilip büzülen kıza yalandan bir sitemle “Senden taksi parasını isteyen mi var?” diye çıkıştım. “Ayrıca patron çıldırdı dostum. %60 zam yaptılar.” Süheyla’nın gözleri büyürken “Şaka yapıyorsun!” demeyi ihmal etmedi. Ardından yüz ifadesi ciddiyete büründü.

“Bu paranın girişi olduğu gibi çıkışı da olacaktır farkındasın değil mi? Kim bilir sizden neler isteyecekler?”

Bu kısmı hiç düşünmemiştim. Açıkçası benim düşünmediğim bir konu içinde Süheyla’nın dertlenmesini istemiyordum. “Üzümünü ye bağını sorma. Bağcının ise koy götüne gitsin.” Ettiğim küfürle gözlerime bir anne edasıyla bakan Süsü gülmemek için kendini bir hayli kasıyordu. Havanın soğukluğu trençkottan bile işlemeye başladığında “Sanırım bir an önce taksi bulsak iyi olacak,” dedim.

“Yoksa bu hava bizim bir yerimize koyacak.”

**-**

ZÜMRÜT

Süheyla’nın dikkatini çeker diye yol boyunca telefonuma bir kez bakabilmiştim. Onda da hala mesajı okumadığını görmek açıkçası canımı sıkmıştı. Tamam Batman’i bulmuş olabilirdik ama hala videoyu onun silip silmediğini bilmiyorduk. En azından yüzde yüz bilmiyorduk. Bu gece onu da öğrenebilirsem tadından yenmezdi. Hayatımda kazandığım en hızlı iddia olurdu sanırım.

Şakir… 

İddiayı hatırladığım an aklıma gelen arkadaşıma son olanları haber vermemiştim. Hoş… Tiyatrodaki konuşmamızı anımsayınca bunu sorun yapacak zamanı da bulduğunu sanmıyordum. Aklıma gelmeye çalışan düşünceleri hissettiğim an kafamı iki yana salladım. Çünkü aklımdakilerin gözümün önüne gelmesini ancak bu şekilde önleyebileceğimi düşünmüştüm. “İyi misin?” Bendeki garipliği fark eden arkadaşıma iyi olduğumu söylerken “Şakir’e bir şey söylemem gerekiyordu,” diye ekledim. “Tamamen aklımdan çıkmış.”

“Acil sanırım.”

Yalan söylememiş olmama rağmen şüpheli bir ses tonu takınmıştı. Düşüncesine katıldığımı belli eden bir mırıltı çıkarsam da kafasının içindeki soru işaretlerini bana yöneltmemesi için “İşle ilgili,” dedim. Sonuçta bu da yalan sayılmazdı. O sesli bir iç çekerken ben telefonumu çantamdan aldım. Tam kilidi açmak üzere ekranı kendime çevirdiğim sırada donakaldım. Birkaç markanın bildirimlerinin arasında gözüken bildirim Batman’a aitti. İçeriğini göremiyordum ama 8 dakika önce gelmişti. Yani kaybettiğim sekiz dakika vardı.

“Sağda inebiliriz.”

Süheyla’nın taksiciye söylediği cümleyle telefondan başımı kaldırdım ve etrafa bakındım. Az önce çevre yolundan gitmiyor muyduk? Hangi ara mahalleye girmiş, hatta bizim apartmanın önüne gelmiştik, anlamıyordum. Taksi durdu ama Süheyla inmek için hamle yapmadı. Ona baktığımda gözleriyle taksiciyi işaret ettiğini gördüm. Bir şey mi olmuştu? Adam kelli felli bir amcaydı. Sarkıntılık yapmış olamazdı değil mi? Andropoza girdiyse olabilirdi ama bu adam onun için bile yaşlı görünüyordu. Hoş… Yaşlılar, gençlerden daha tehlikeliydi. Sosyal medyada milyonlarca kadının altına yazdıkları yorumlar düşünülürse kesinlikle işlemeyen demiri parmak uçlarıyla pas tutturmamaya çalıştıkları belliydi. Yine de alıcı gözle süzdüğüm adam temiz birine benziyordu. Aile babası gibiydi. Bence o amcalardan biri…

“Zümrütcüğüm,” 

Süheyla yabancıların yanında kullandığı en kibar ama anlayan için sitem dolu seslenişini yaptı. Dikiz aynasından bakıştığım adamdan gözlerimi yanımdaki arkadaşıma çevirdim. Benden hala istediği kıpırtıyı göremeyince kibar bir şekilde gülümsedi. Anlayamadığım bir uyarı taşıdığına yemin edebilirdim. Dayanamayıp “Ödesen mi artık,” dedi yarım ağızla. Başıyla da tekrar taksimetreyi işaret etti. 

“Ha…”

Ufak bir aydınlanma yaşarken “Kusura bakmayın dalmışım,” dedim. Telefonumla cüzdanımı yer değiştirdim. Taksimetredeki 308 TL’yi iki tane 200 TL olarak uzattım. Taksici omzunun üzerinden bana bakarken “Bozuk yok muydu kızım?” diye sordu. Taksicilerde iki şeye fitil olduğum kadar kolay kolay hiçbir şeyden rahatsız olmuyordum. Birincisi, konumuz meclisten dışarı, benden büyük adamların bana abla diye seslenmesiydi. Saygıysa da saygı, hanımefendi kelimesini lügatlarına ne zaman sokarlardı acaba? İkincisi de bozuklu paralarımızı sürekli saklıyormuşuz gibi davranmalarıydı. Çok mu meraklı gözüküyorduk bütün paralarımızı bozmaya. ‘Olsa neden vermeyeyim bey amca!’diyeceğim sırada Süheyla “Bende var,” diyerek atıldı ve 110 TL uzattı. Bana da sakin olmamı söyleyen bir bakış attı. 

Ben sakindim ki. Değil miydim?

“İyi akşamlar.”

Taksiden indik. Sokaktaki çoğu ev karanlığa gömülmüştü. Taksinin kapısını gürültülü bir şekilde çarpmak istesem de bu manzara beni durdurdu. Zaten bu saatlerde eve gelmemiz pek hoş karşılanmıyordu. Bir de gürültü yaparak iyice dikkatleri üzerimize çekmenin alemi yoktu. Mümkün olduğunca sessiz bir şekilde eve girdik. Trençkotumu portmantoya asarken “Sende bir haller var,” yargısı geldi. 

İşte başlıyorduk. 

“Kendin gibi davranmıyorsun.” 

Yüzümü Süheyla’ya döndürürken ufak bir sitemin işe yarayacağını düşündüm. “Gerçekten bu konuşmaları şimdi, şu saatte yapmak istiyor musun?” Cevap vermemesi gerçekten istediğini gösteriyordu. Strateji değiştirerek “Yarın iş var Süsü ve benim uyumak için sadece beş saatten az zamanım kaldı,” dedim yumuşak bir sesle. Süheyla’nın yufka yüreğine oynamak her zaman işe yarıyordu. Onun için bu saate kaldığımı ima ettiğim anda pes etti ve üzerimde baskı yaratan bakışlarını terliklerini giymek bahanesiyle çekti. 

“Haklısın ama senin için endişeleniyorum.”

“Biliyorum.”

Son zamanlarda bunu o kadar çok sık dillendirmişti ki cevabım dudaklarımdan istem dışı bir refleks gibi döküldü. Terlikleriyle bana dönen kız “Yanında olmaya çalışıyorum,” dedi. Sesi az öncekine kıyasla biraz daha kısık çıkmıştı. Yani bu kırıldığı anlamına geliyordu. Bir an ‘biliyorum’ derken ki ses tonumun nasıl çıktığını düşündüm. Bıkkın, sıkkın, sitemli? 

“Ama sanki sen gittikçe benden uzaklaşıyorsun.”

İşte bu çıkarım düpedüz uydurmaydı. Normal zamandan daha yakın olduğum biri varsa, o da Süsü’ydü ama sanırım son birkaç günkü tavırlarım ona bunu düşündürmüştü. Süheyla’yı kendime çekip sıkıca sarıldım. O da kollarını bana doladı.  

“Benim senden gittiğim gün, öldüğüm gündür gülüw.”

Ortamı biraz olsun ciddiyetten arındırmak adına yaptığım espri amacına ulaşmıştı. Süheyla iğrendiğini belli eden bir gülümseme eşliğinde sırtıma hafifçe vurdu. “Tövbe de,” derken hala güldüğünü hissetmek benimde gülümsememi sağladı. Kırgın bakmadığına emin olunca yüzünü görmek için Süheyla’yı kendimden uzaklaştırdım. Yine de ellerimi kollarından çekmemiştim.

“İnan bana ortada dertlendiğin kadar bir şey yok.” 

Kollarını sıvazladım. “Ama bir şeyler var diyorsun.” Süheyla’nın nefeslerinin sıkıntı taşıdığını hissettim. “Söz veriyorum en uygun vaktimizde sana her şeyi, en baştan anlatacağım.” Tamam anlamında başını sallayınca yanaklarını ıslak ıslak öptüm.

“Ya Zümrüt!”

Yalancı bir sitemle yanaklarını elinin tersiyle sildi. “Kaç kez şöyle öpme beni dedim sana,” diye çıkışına hayret dolu bir iç çektim. “Ama bu şekilde öpülmek istediğini haykıran sensin,” derken lisedeki anılarımıza ithafta bulunmuştum. “Sakın bana İsmail YK aşkından vazgeçtiğini söyleme.” Süheyla gözlerini abartılı bir şekilde devirdi. “Ergenlikte kime aşık olacağını seçemezsin.” Başımı hınzır bir şekilde yukarı aşağı oynatırken “İnan bana seçersin,” dedim ve çantamı elime alıp odama doğru yürüdüm.

“Şapır şupur beni öp! Çıtır çıtır beni ye!”

“Çok kötüsün!”

Odamın kapısını açtığım sırada arkamdan bağıran arkadaşıma “Onlar acı ben tatlı. Benden başka böyle var mı?” diye şarkının sözlerini tamamlayıp kapıyı kapattım. Adımı haykırdığını ve saniyeler içinde saati fark edip sustuğunu duydum. Kıkırdayarak çantamı yere bıraktım. Kendimi yatağa atarken yüzümde geçmişin yankısı, sıcak bir tebessüm vardı. Gözlerim ağır çekimde kapanırken yorgunluğumu hissetmeye başlamıştım. Odanın karanlığı, benim bilinçsizlik seviyeme çekilmeme yardım ediyordu. Tam kendimi uykunun tatlı kollarına bırakmaya hazırlanırken bir şey unuttuğum hissi içime çöreklendi.  Ne olduğunu hatırlamaya çalıştığım ilk an aklıma dolan kişiyle gözlerim şimşek gibi açıldı. Göz açıp kapayıncaya kadar olan sürede telefonumu elime aldım ve hızla gelen mesaja tıkladım.

 “Kuralları çiğnedin.”

Kalbim gümbür gümbür çarpıyordu. Bu sefer bunun nedeni hali hazırda bildiğim bir şeyi bana patron seviyesindeki birinin söylemiş olmasıydı. Kendimi açık etmem halinde işten atılacağımın resmiydi bu mesaj. Şu anda sessizliğe gömülüp kendimi unutturabilirdim. Tabi hala devrede olan mantıklı tarafım kuralları çiğneyenin sadece ben olmadığımı bas bas bağırmasaydı. Ben onu aramış, bulmuş olabilirdim ama o da bunu inkâr etmemişti ve üstelik onun kim olduğu da bir sır değildi. Yani yanacaksak başı o çekecekti.

Peki yanmak istiyor muydu?

Görecektik.

Arkadaş olmadığımız için en son ne zaman girdiğini göremiyordum. Mesajımı bekleyip beklemediğini de bilmiyordum. Yine de şansımı deneyip mesaj attım.

“Sende öyle.”

Bu sefer sayfasından çıkmak yerine beklemeye karar verdim. Birkaç saniye içerisinde isminin yanındaki yeşil nokta ve altındaki yazıyor cümlesi nefesimi kesti.

“Beni bulan sensin.”

Tam da tahmin ettiğim gibi bir cevaptı. “Sende inkâr etmeyensin,” dediğimde anında gördü. Onun da gecenin köründe benim sayfama baktığını hayal etmek kasıklarıma tatlı bir sızının girmesine neden oldu. Onu hissettiğim anları özleten cinsten…

İki dakika geçmişti ama cevap gelmedi. Ekrana yazdığını belli eden bir ibare bile düşmedi. Hala çevrimiçiydi ya da belki de çıkmıştı ama uygulama takıldığı için ben hala onu orada sanıyordum. Hem bunu anlamak hem de asıl konumuza ufaktan değinmek adına mesaj yazdım. 

“Yoksa videoları silme nedenin bulunmamak için miydi?”

Mesajın ekrana düşmesiyle görülmesi bir oldu. Oradaydı. Bekliyordu. Belki de ne demesi gerektiğini düşündüğü için sessiz kalmıştı. Birkaç kez yazıyor kelimesi göründü ve silindi. Uzun bir şey yazdığını düşündüğüm sırada gelen iki kelimelik cümle nutkumun tutulmasına neden oldu.

“Bulunmaman içindi.”

Doğru okuyup okumadığımı anlamak için telefonu yüzüme yapıştırdım. Ne kendini kurtarmak ne de Şakir zor durumda bırakmak için yapmıştı bunu. Benim için yapmıştı ama neden? 

“O videoların hangi ellerde döndüğünü bilsen bir daha ajansın kapısından girmezsin.”

Sanki telefonun ucundan düşüncelerimi duymuş gibi verdiği cevapla kalakaldım. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum ama paniklediğimi hissediyordum. Bu anın aynısını sabah, Şakir’i videoları izlerken gördüğüm anda yaşamıştım. Ama o… Bana kimsenin izlemediğini söylemişti. Bunların sadece ajansın kendini koruması için arşivde saklandığını…

Yalan mıydı?

Yoksa o da bu oyundaki bir piyon muydu?

“O partiye ilk kez katıldığını biliyorum.”

Sessizliğimi fırsat bilip bir mesaj daha yazdı. Bu sefer kendi kendime düşünmeyi bırakıp “Nasıl?” diye sordum. O kadar gergindim ki hangi ara tırnak yeme moduna geçtiğimi bile bilmiyordum. 

“Bakireydin.”

Donakaldım. Mesajda gözlerimi dolaştırırken acemiliğimi ele verdiğim için küfrettim. Nasıl anlamayacaklarını düşünmüştüm ki? Yakalanmam an meselesiydi. Partiye ilk kez katılan, bakire olduğu bilinen kaç kişi çalışıyordu ki ajansta!

“Sırf bunun için bile o videoyu silerdim.”

Peşinden gelen mesajla kalbim çarpma ritmini garip bir havaya soktu. Benim derdimle onunkinin bir olmadığını fark ettim. Bir an “Benim kim olduğumu biliyor musun?” diye yazdım. İç güdüsel bir korku yüzünden bunu sormuştum ve anında pişman oldum. Adımı yazsa ne yapacaktım? Yarın işe gidebilecek miydim?

“Henüz değil.”

Aldığım cevapla ufak bir nefes aldım. Fakat rahatlamak için erkendi. “Benim kim olduğumu bulacak mısın?” diye sorduğumda mesajın görülme ve yazılma hızı birbiriyle yarışırdı.

“Henüz değil.”

Yani bir gün bulmaya çalışacaktı. En kısa sürede iş ilanlarına baksam iyi olacaktı sanırım. “Peki ben sana bir soru sorayım,” dediğinde kalbim parmak uçlarımda atıyordu sanki.

“Sor.”

“Pişman mısın?”

Bunu hangisi için sormuştu? O gece için mi yoksa onu bulduğum için mi? 

“Olmalı mıyım?” 

Ucu açık cevabıma vereceği cevabı beklerken çevrimdışı oldu. Ekrana bakarken kalakaldım. Ciddi ciddi beni mal gibi bırakıp çekip gitmiş miydi yani?

Bekledim.

1 dakika, 5 dakika, yarım saat…

Gerçekten gitmişti. Hayır iyi geceler dilemesini beklemiyordum zaten ama en azından soruma bir cevap vererek geceyi bitirebilirdi. Hödük! Telefonu kapatıp komedinin üzerine sertçe bıraktım. Yatağın içine sıvışırken hala içimden birkaç tatsız küfür mırıldanıyordum. Göz ucum ekranın ışığının yanma ihtimaline karşı hala telefondaydı ve bu kendime de küfretmeme neden oluyordu. Gece gece daha fazla günaha girmemek adına gözlerimi sıkıca kapattım ve Buğra’yı hayal etmemeye çalışarak uyumaya çalıştım.

Yorumlar